Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

AKILLANIYORUZ MU ACABA?

Erdoğan Özbalıkçı

Avrupalı ile Doğu’lu bir insan arasındaki farkı iyi analiz etmeden, içinde bulunduğumuz durumu ve bu duruma uygun politikaları geliştiremeyiz.

Doğu’lu insan hala FEODAL İDEOLOJİNİN yoğun etkisi altındadır. Analizlerini gerçekler üzerinden değil, KENDİ DAR ÇIKARLARI üzerinden yapmaktadır.

Batı’lı insan ise  bir sorunla karşılaştığında bilimsel temelde çıkış aramakta ve genellikle bir ekibe başvurmaktadır. Batı’lı analizlerde kollektif bir çalışmanın izleri daima görülebilir.

Kuzey Kıbrıs’ta gerçekte yetişmiş insan gücü alabildiğine yoğundur.

Özellikle 1963-1974 döneminde, Rumların Türklere yaptıkları yoğun baskılar, Türkleri kitlesel olarak üretimden kopartırken, insanların önünde okumaktan başka çıkış yolları olmadığı için, herkes okumaya yöneldi.

Rum tarafı ekonomik alanda  gelişmeyi esas aldığı için, sıradan insanlar ÜNİVERSİTELER yerine kendi işlerini yaratma yönüne gittiler.

Kıbrıslı Türk gençliği ise, Türkiye’nin tanıdığı olanaklarla ve burslarla tek çıkış yolu olarak ÜNİVERSİTELERE yöneldiler.

1974’tten sonra Kuzey Kıbrıs’ta toplumsal çıkarlar yerine ,  adım adım BİREYSEL ÇIKARLAR ön plana GEÇİRİLDİ.

Toplum bireysel çıkarlara yöneltildiğinde, onu bölmek, parçalamak daha kolay olmaktadır. Bu tam da DOĞU zihniyetinin adım adım toplumu ele geçirmesinden başka bir şey değildir.

Kuzey Kıbrıs bu politikalarla nitelikli elemanlarla İDARE EDİLMEK  yerine, DALKAVUK elemanlarla yönetilme çizgisine getirildi.

Annan Planı sürecinde Kıbrıs Türk toplumu yeniden BATILI karakterlerini ön plana çıkarttı. TEK BAŞINA KURTULUŞUN mümkün olmadığı, toplumsal dayanışma ile hedeflere gidilebileceği kavrandığı için, Montana Sürecinin sonuna kadar,ULUSLAR ARASI  TOPLUM tarafından DİKKATE ALINIR OLDUK.

Rum toplumunun gerek Annan Planı sürecinde, gerekse Montana sürecinde takındığı olumsuz tavır, Kuzey Kıbrıs’ta YAĞMACI, DAR ÇIKARCI zihniyetin DIŞTAN DA DESTEKLENEREK , egemen hale gelmesini kolaylaştırdı.

Şimdi, yeni bir süreç, DIŞ DİNAMİKLERİN ETKİSİYLE adım adım dayatılacaktır.

Toplum ileri gelenleri, Rum mallarının yağmalanmasıyla ekonomik bir yapının kurulamayacağını, Güney Kıbrıs’ta açılan davalarla her geçen gün daha iyi anlamaktadırlar.

Uluslararası hukuk kuralları birkaç EMLAKÇI gurubunun veya bu yağmadan pay alan HUKUKÇULARIN protestolarıyla engellenemez. Bunu en iyi bilmesi gerekenlerin HUKUKÇULAR olması gerekirdi. Ancak dar çıkarlar, onların bir kısmını da sarmalına almış olmalı.

Mülkiyet meselesi ANCAK MASADA ÇÖZÜLEBİLİR. Rumların büyük bir kısmı, MAL TAZMİN KOMİSYONU’na başvurmayı düşünmemektedir. Bu insanların mülkiyet sorunlarına ancak MASADA CEVAP VEREBİLİRSİNİZ.

Gutteres’in görüşmeleri yeniden başlatma çalışmaları,Güney Kıbrıs’ta yoğun olarak tartışılırken, belirli çevrelerin NEGATİF YORUMLARINMIN arkasında da DAR ÇIKARLARI aramalıyız.

Örneğin Tufan Erhürman BM Genel Sekreterinin çabalarını doğru bir şekilde analiz ederken, YENİDÜZEN Gazetesi Yazı Kurulunun, Kıbrıs Sorunu yerine EKONOMİK MÜCADELE ve MECLİS BAŞKANLIĞI seçimini ön plana çıkartmasının ANALİZİNİ YAPMIYACAK MIYIZ. Bu soruları sormayacak mıyız? Tufan’ın etkili çıkışlarının ÖN PLANA ÇIKARILMAMASININ sorumlusu KİMDİR?

Hayat ister istemez, DOĞU’lu kafaların egemenliği yerine BATILI gibi düşünenleri adım adım ön plana getirecektir. İçinde bulunduğumuz süreç budur.