Çevremde Rum olsun, Türk olsun birçok kimse Kıbrıs Sorununun sonsuza kadar devam edeceği görüşü içerisindedir.
Bu görüşün dayandığı iki ana nokta vardır.
Birinci nokta şimdiye kadar olan hayal kırıklIklarıdır .
Özellikle Annan Planından sonra, Montana sürecinde de sonuca ulaşamamak, Rum olsun, Türk olsun herkeste büyük bir umutsuzluk yaratmıştır.
İkinci nokta ise her iki taraftaki EGEMEN GÜÇLERİN çıkarlarının çözümden yana olmamasıdır.
Türk hakim sınıfları, yağmalanan Rum malları üzerinden elde ettiklerini kaybetmemek, Rum hakim sınıfları ise Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimini paylaşmamak için, her tür çözüm yoluna karşı çıkma potansiyelindedirler.
Ancak UNUTULAN, Kıbrıs sorunun, Türk ve Rumların değil, Orta Doğu’da mücadele eden güçlerin de sorunu olduğudur. Hatta bu güçler, Kıbrıs sorunundaki her kritik dönemde belirleyici roller üstlenmektedir.
Dünya, İsrail’in Orta Doğu’daki maceracı çizgisinin, bölgede büyük bir yangına yol açabileceğini düşünmektedir.
Özellikle Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in saldırganlığına karşı bir cephe kurmaya çalışmaktadır.
Tayyip Erdoğan’ın komşularıyla yeniden ilişkilerini dostane temeller üzerinde kurmaya çalışması, Yunanistan ile yakınlaşma çalışmaları, Kıbrıs Sorununa da yansıyacaktı. Şimdi o süreci yaşayacağız.
BM ve diğer ülkelerin toplumları yakınlaştırma ve Kıbrıs sorununu ele alma çabalarında, Tatar, şimdiye kadar MR NO olarak bilinen DENKTAŞ’tan da katı bir çizgi izlemeye çalışmıştır.
Newyork’a ancak ileri sürdüğüm koşullar kabul edilirse giderim diyen Tatar şimdi, DAVETİ RET EDEMEZDİM noktasına gelmiştir.
Aslında Tatar’ı Newyork’a gitmeye zorlayan dinamik, Orta Doğu’daki gerilim ve buna karşı GENİŞ CEPHE örgütlemeye çalışan Erdoğan’ın politikalarından başka bir şey değildir.
BM de bu gerilim ortamında, Kıbrıs’ta yaratılacak bir çözüm modeline ihtiyaç duymaktadır. Bu çözüm modeli, dünyadaki gerilim ortamında, herkese umut olabilir.
3lü görüşmede Tatar’ın EŞİT EGEMEN İKİ DEVLET görüşü, ANNAN Planındaki iki kurucu devlet formülasyonunun içine konabilir.
Her iki taraf, ANNAN PLANINDA formüle edilen iki kurucu devlet ve dışta TEK TEMSİLİYET noktasında uzlaştırılabilir.
Rumlar, çözümsüzlüğe daha fazla oynayamayacağını, sorunun uzaması durumunda, Kıbrıs’ın geriye dönülemeyecek bir noktaya geleceğini artık görmüşlerdir.
Kıbrıs Türk tarafı da, bu ekonomik yapıyı korumanın, ülke içerisindeki krizleri daha da büyüteceğinin farkına varmışlardır.
CHP’nin bile Türkiye’nin AB yolunun ve demokratikleşmesinin, Kıbrıs sorununa bağlı olduğunu söylemeye başlaması, DIŞ POLİTİKADA çok önemli bir değişikliktir.
Tatar’ı Newyork’a götüren güçlerin, Türkiye’nin onayı olmadan bunu gerçekleştirmesi mümkün değildi.
Bu Kış KIBRIS İÇİN ÇOK SICAK GEÇECEKTİR.
































