Türkiye’de, Tayyip Erdoğan, ülkeyi Başkanlık sistemiyle yönetmek için, yıllardan beri mücadele ediyor. Erdoğan, Başkanlık sistemindeki bir Türkiye’de daha hızlı kararlar alınabileceğine ve icraatların daha hızlı ve daha etkili olabileceğine inanıyor.
Ancak, Türkiye’deki farklı sınıf ve katmanlar, Başkanlık sistemiyle çok sesliliğin ve farklılığın etkisizleşeceğinden endişe ettiği için, gizli veya açık bir şekilde BAŞKANLIK sistemine direniyorlar.
Bu direnişe, görünen o ki, AK PARTİ içinden de katılanlar var.
AK Parti’de, hükümette görev alan kanat, seçime giderken, Tayyip Erdoğan’ın kuklası olmadıklarını, kendi bağımsız uygulamaları olabileceğini göstermek istercesine, Erdoğan’a danışmadan, Kürt konusunda belirli adımlar atarken, bu tutumlarından dolayı, Erdoğan’dan medya önünde bir tartışmayı hesap edememişti.
Erdoğan, gerek DOLMABAHÇE toplantısını ve gerekse kurulacak olan gözlemci statüsündeki insanları tasvip etmediğini yüksek sesle dillendirince, Türkiye alabildiğine karıştı.
Türkiye’de güçlü hükümet ve sembolik Cumhurbaşkanı geleneğine alışmış olan yapı, bu yeni durumu kabullenmekte zorlanmakta, bu ise AK PARTİ içerisindeki karışıklığı körüklemektedir.
Tayyip Erdoğan’ın eleştirilerinden sonra, Bülent Arınç’ın Cumhurbaşkanı’na yönelik ince eleştirileri ve ardından, Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Arınç’a saldırıları, şu anda Türkiye’de, AK Parti içerisinde süre gelen bir çatışmayı ortaya çıkardı.
Gökçek’e cevap veren Arınç’ın, Gökçek’i hırsızlıkla ve paralel yapıyla işbirliği noktasında eleştirmesi, buna karşılık, Gökçek’in verdiği cevabın etkileri uzun yıllar sürecek gibidir.
Gökçek, Arınç’ın kızı ve damadının hala, paralel yapının çok yakınlarında görev aldıkları açıklaması, çatışmanın odağına PARALEL YAPI’yı yeniden taşıdı.
Tayyip Erdoğan, tüm hayatı boyunca, kindarlığı ve kendisine karşı çıkan güçlere karşı, sistematik mücadelesiyle tanınan bir liderdir.
Başkanlık sistemini oturmaya çalışırken ve Haziran seçimlerinde, Ak Parti’nin seçim stratejisini, BAŞKANLIK SİSTEMİ üzerinde kurarken, Arınç’ın ve etrafındakilerin, kendi pozisyonunu zayıflatan konuşmasına karşı, hala sessizliğini koruması, çok düşündürücüdür.
Türkiye’de BAŞKANLIK sistemine yürekten inananların sayısı gerçekte sınırlıdır. Başkanlık sisteminin diktatörlük getirebileceği konusunda, Ak Parti içerisinde tereddüdü olanların da alabildiğine güçlü olduğu unutulmamalıdır.
Bir önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de Türk tarzı BAŞKANLIK sisteminden endişe ettiği unutulmamalıdır.
Abdullah Gül’ün siyaset sahnesine yeniden dönüş çabalarının da Erdoğan ve ekibi tarafından sessizce engellendiği, AK Parti’nin içinde yer alanlar tarafından birçok kez ifade edilmişti.
Türkiye’de, şu anda BAŞKANLIK sistemi yokken, Erdoğan’ın Başkanlık sistemi varmış gibi, her konuda esas belirleyici olma ısrarı ve şimdiki hükümetin RÜŞTÜNÜ ISPATLAMA mücadelesi devam ettikçe, AK Parti içerisindeki parçalanmanın daha da büyüyeceği kesindir.
Tüm siyasi hayatı boyunca, politik krizlerden güçlenerek çıkmayı başaran Erdoğan’ın, bu son günlerde, konularla ilgili sessizliği, yeni bir politika oluşturmaya çalıştığının habercisidir.
Türkiye’de Başkanlık sistemine geçiş zor olacaktır. Ancak, Erdoğan’ın, stratejik yaratıcılığı ve kitlelere etkisi de, bu mücadelede unutulmamalıdır.
































