Adanın ikiye bölünmesi ile Kıbrıslı Türkler kuzeyde kendi idarelerini kurmaya çalıştı. Önce Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi sonra, Kıbrıs Türk Federe Devleti, ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak bu güne kadar geldik. Şatafatlı törenlerle kutladığımız 20 Temmuz harekatının 50. Yıl dönümünde geriye dönüp baktığımızda ne ekonomik, ne de siyasal olarak herhangi bir kazanım elde edemedik.
Savaştan sonra Kıbrıslı Rumların güneye göç etmesi sonucunda Kıbrıslı Türklere hayal edemeyeceğimiz bir ekonomik zenginlik kaldı.1976 dan 1980 yıllarına kadar Kıbrıslı Türkler kurumlarını oluşturmakla meşgul olmuş ve ilk ulaşabildiğim ekonomik veri 1980 yıllarına ait olmuştur. O yıllarda Kuzey Kıbrıs’ta kişi başı milli gelir 3,000 ABD doları civarında olmuş ve bu 2002’ye kadar aynı düzeyde seyir etmiştir. 1983 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanıyla beklentilerde artmıştır. Fakat Rumlardan kalan sanayi tesisleri çar-çur olmuş, Kıbrıslı Türkler üretimden kopartılmış, turizm tesisleri bakımsız ve talan vaziyette Türkiye’nin yardımıyla yürütülmeye çalışılan bir ekonomik düzen yaratılmıştır. İnsanlar göç etmesin diye devlette herkese bir görev verilmiş, 35-40 yaşlarında bir emekli ordusu yaratılmıştı. Kıbrıslı Türkler büyük bir ekonomik durgunluk içinde gelecek aramaya çalışırlarken Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne olan borçları da katlanarak artıyordu. Bugün itibariyle 16.1 milyar ABD Dolarıdır. Sürekli birtakım hedefler ortaya konmaya çalışılıyor fakat bunlara ulaşılamadığı gibi sosyal ve siyasal alanlarda da beceri hiç olmadı.
2004 Annan Planı Referandumu bizlerin bir dönüm noktası halini alarak Kıbrıs’ta federal bir çözüm ve AB üyeliği tek çıkış noktamız olacaktı. Güçlü bir destekle “evet” dedik ve Türkiye’nin önünde ki Kıbrıs meselesi engelini kaldırdık. Ama biz Kıbrıslı Türkler beklediğimizi alamayınca yine kaderimizle baş başa kalarak ekonomik anlamla sürekli hata ve yanlışlar yaparak yol almaya çalıştık. Sistemsizlik ve müdahalecilik bizleri ekonomik faaliyetlerden kopartıp siyasal yapımızı da tamamıyla bağımlı hale getirmiştir. Dejenere olmuş bir toplum olarak Kıbrıs’ın kuzeyinde çürümüşlük, yolsuzluk, yoksulluk, görgüsüzlük, adam kayırma, sistem dışı para hareketleri, sanal kumarlar, Rumlardan kalan ganimetlerle yaratılan zenginlik hakim olmuş.
Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nden ayrılışının elli yılını tamamlarken elimizde olanlar, geçen gün yolsuzluk algısı raporunda karşımıza çıkanlardır. Her gün yeni bir olaya uyanır olduk. Siyaset, bürokrasi, ekonomi, eğitim lime lime yıllardır dökülüyor. Ekonominin çok iyi yönetildiğini ifade eden hükümet çevreleri ekonomik verileri de ortaya koyup onlar üzerinden yorum yapması gerekmez mi? GSMH mı büyüdü? Kişi başı gelir mi arttı? Enflasyon mu düştü? İhracat mı arttı? Hane halkı borçluluk düzeyi mi düştü? Dolar bazında mevduatlar mı arttı? Yoksa büyük ekonomik tesisler mi kuruldu?
Memurunu ödemek için % 67 faiz nisbetiyle borçlanma gereği duyan bir yapı yaratıldı. Ekonomik bağımlılığımız her geçen gün arttı. Yolsuzluk algısında nerelerde olduğumuz açıklandı ve utanç duyduk. Yakın gelecekte rekabet edebilirlik raporumuz da açıklanacak ve bir kez daha sınıfta kalacağız, maalesef.
Yıl 2024 vazgeç Mahmut nerden nereye geldik diyenleri şuanda duyar gibiyim. Yaşam dinamiktir elbette bir takım değişiklikler olacaktır, Kıbrıslı Türkler dahil Dünyada hiçbir toplum şuanda 50 yıl geriye gitmemiştir ve/veya orada kalmamıştır. Ekonomi politiği buna izin vermez zaten 50 yılda gelmemiz gereken ekonomik ve politik düzey bu değil.
































