Sayın Derviş Eroğlu’nun Yenierenköy’de, halka yönelik olarak yaptığı bilgilendirme toplantısından sonra, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs medyasında haritalar ardı ardına yayınlanmaya başladı.
İnsanları haritalarla, yaşadıkları yaşam alanlarından çıkartılacakları psikolojisiyle baskı altına almaya çalışanlar, Kıbrıs Türk toplumuna en büyük kötülüğü yapmaktadırlar.
Kıbrıs Sorunu, bir TOPRAK YAĞMASI sorununa indirgenemez. Kıbrıs sorununu toprak yağması sorununa indirgeyenler, Kıbrıs Türklerinin 1950’lerden beri yaşadıkları mağduriyetleri göz ardı eden ve Türkleri ULUSLARARASI ARENADA yalnızlaştıran bir ihanet çizgisine düşmektedirler.
Kıbrıs Türklerinin, çözümle birlikte hedefledikleri, ada üzerinde, Rumlarla, YÖNETİMDE eşit haklara sahip olmalarıdır. Yönetimde eşit haklarınız yoksa ve uluslararası arenada RUMLARLA eşit temsiliyetiniz yoksa, tüm topraklar sizde olsa, ne anlamı olur…
Kaldı ki, Rumların, kendi atalarının topraklarını talep etmesi kadar doğal ve insancıl bir yaklaşım, tüm dünya tarafından desteklenme potansiyeline sahiptir.
Çağımızda, FETİHLE insanların zorla kendi topraklarından sökülüp atılmasını haklı gösterebilecek hiçbir gerekçe, uluslararası kamuoyu tarafından HAKLI GÖRÜLEMEZ.
Saf, sadece Türklerin yaşadığı bir bölge hayali peşinde koşmak, ETNİK AYRIMCILIĞI savunmak anlamındadır. Bunun ise haklı görülebilmesi mümkün değildir.
Kıbrıs Türkleri ve Türkiye, verilecek topraklar üzerinde propaganda yapmak yerine, çözümle birlikte yer değiştirecek insanların, YENİDEN REHABİLİTASYONU ve tazminatlar üzerine KAFA YORARSA, daha doğru bir iş yapmış olur.
Toprak konusunu ön plana getiren anlayış, ada üzerinde, Rumlarla birlikte, YÖNETİMDE EŞİT olma şansını da göz ardı etmektedirler. Oysa, Kıbrıs sorununun bir yönünde DIŞ KARIŞMACILIK varsa, diğer yönünde de RUMLARIN DEVLETİ PAYLAŞMAMASI psikolojisi vardır.
Kaldı ki, Türkiye’nin TÜM ADA üzerindeki GARANTÖRLÜK haklarını talep etmesindeki temel dayanak olan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anlaşması, Türkiye’ye bu hakkı, Tüm Ada üzerinde Kıbrıs Türklerinin karma bir şekilde yaşaması mantığına dayandırmaktaydı.
Kıbrıs Türkleri, Çözümle Birlikte, Baf’ta da, Larnaka ve Leymosun’da da, Dillirga’da da yaşayabileceklerdir. Onların kendi ATA topraklarına DÖNÜŞ talebini dikkate almayan bir davranış, insancıl olmadığı gibi, etnik ayrımcılık da içermektedir.
Ada’nın her yerinde yaşayacak olan Kıbrıs Türklerinin, sözümona Türk milliyetçiliğinin ısrarla savunduğu Tüm ada üzerinde Türkiye’nin garantörlük haklarının devamı için de yasal bir zemin oluşturacağının farkında değil midirler?
Sorun Rumların kendi atalarının topraklarını talep etmeleri değildir. Talep etmemeleri daha büyük bir insanlık trajedisidir.
Kıbrıs Türklerininse, sanki köksüz varlıklarmış gibi, kendi topraklarını talep etmemesi, nasıl bir psikolojidir?
Yağmacılık, Kıbrıs Türk toplumunun içinde çok tehlikeli bir mikrop gibi ısrarla korunmaktadır. İnsanların emekleriyle atalarının fedakarlıkları ve alın terleriyle yarattıkları kaynakları yağmalamayı haklı gören bir anlayışın Kıbrıs Türk toplumu içerisinde ısrarla savunulması, Kıbrıs Türklerini çağından kopartıp, Orta-Çağa taşıyan bir anlayıştan başka bir şey değildir.
Rumların kendi bölgelerini talep etmelerinin yanı sıra Türklerin de kendi doğdukları bölgede yaşama hakkını savunmak, doğru ve insancıl bir yaklaşımdır.
Kıbrıs sorunu, bir toprak sorunu değil, YÖNETİMDE, EŞİT HAKLARA sahip olma sorunudur. Bu sorun için mücadele edildiğinde, Kıbrıs Türklerini tüm dünya HAKLI olarak görecek ve Rumların etkili propagandaları, paramparça olacaktır.
































