KÜLTÜRE SAHİP ÇIKMAK: Okan Dağlı, her toplumun kendi yaşanmışlıklarına ve geçmişine sahip çıkması gerektiğini söyledi. Dağlı: Her toplum geçmişine sahip çıktığı oranda geleceği şekillendirir. Medeniyetlerin Kesiştiği Kent Mağusa ile bu bilince katkı koymak istedim
AMAÇ KENTE SAHİP ÇIKMAK: Mağusa kentini anlattığı üçüncü kitabıyla, bir kitaplık ve arşiv yaratmak amacında olduğunu belirten Okan Dağlı, “Geçmiş kültürümüzü bilmeyen kuşaklara kenti anlatmaya çalışıyorum” dedi
MARAŞ REHİN: Maraş’ın rehin tutulduğunu ve buna karşı olduklarını söyleyen Okan Dağlı, Mağusa’nın bir bütün olarak varlığını sürdürmesi için de iki toplumlu çalışmalarla da bunu anlatmaya çalıştıklarını söyledi
Bykan Gürses ÖZDAĞ
Mağusa şehri üzerine yazdığı üçüncü kitabı “Medeniyetlerin Kesiştiği Kent Mağusa” ile okuyucularına yeniden merhaba diyen Okan Dağlı, kenti ve kentin yaşanmışlıklarını paylaştığı kitabını Havadis’e anlattı. Geçmişine sahip çıkmayan bir toplumun geleceğe yön veremeyeceğini söyleyen Okan Dağlı, geleceği ancak bu şekilde yorumlamanın ve yaratmanın mümkün olabileceğine işaret etti.
Nisan ayında Mağusa kent müzesi sergisi düzenlenecek
Soru: Mağusa kenti için yazdığınız üçüncü kitabınız da yayımlandı. Bu kitaplarla ne hedefliyorsunuz?
Dağlı: Mağusa üzerine yayımlanan üçüncü kitabım. Mağusa’nın geçmişten günümüze kadar hem tarihini hem de sosyal yaşantısını hem de kültürel hayatını anlatmaya çalıştım. Birçok yazım Poli Dergisi’nde yayımlanan yazılarımdan oluşmaktadır. Mağusa kitaplığı ya da arşivi oluşturmak için bir kaynak yaratmaya çalışıyorum. Geçmiş kültürümüzü bilmeyen kuşaklara kenti anlatmaya çalışıyorum. Modern ülkelerde kent müzeleri ve kent arşivleri vardır. Bizler özellikle Kıbrıs’ta kültür ve kimlik bunalımı yaşadığımızı dile getiriyoruz. Bizim de kültürümüzü yaşadıklarımızı canlı tutacak arşiv ve müzelere ihtiyacımız vardır. Bunu hayata geçiremiyoruz. Belediyecilikte kültürel festivaller yapıyoruz, ama kalıcı bir şeyler bırakamıyoruz. Mağusa’da bunu çok söyledik, belleğimize sahip çıkacak bir kent müzesine ihtiyacımız olduğunu söyledik, son iki kitabımda da bunları anlattım. Şu anda Doğu Akdeniz Üniversitesi ve Mağusa Belediyesi ile kent müzesi oluşturmak için çalışmaya başladık, Nisan ayı içinde de bunun nasıl olabileceği yönünde bir kent müzesi sergisi düzenleyeceğiz.
Soru: Çağdaş ülkeler kendi kültürlerini korumak amacıyla bu yönde adımlar atmak, gelecek nesillere kalıcı eserler bırakmak gayesi taşır. Bu yönde bizim neden böyle ciddi bir eksikliğimiz var?
Dağlı: Devlete veya yerel yönetimlere aittir bu sorumluluk. Bir kentin belleğini hafızasını tutabilmek için yerel yönetimler çok önemli görevler üstlenmelidir. Sadece kültür sanat festivalleri, çöp toplamak, alt yapısını düzelmenin yanında o kentin kültürünü de koruma ve anlatma çabası olmalıdır. Mağusa kentinin Suriçi Kale kenti olarak 2300 yıllık bir geçmişi var. Bu yıl Mağusa Suriçi kentinin kuruluşunun 2300’ncü yılı… Şu anda maalesef ikinci aya girdik, hiçbir hareketlilik yok bu yönde… Milattan önce 285 yılında kurulan kent, 2015.yılında bu yüzyılın 2300. Yaşını kutlayacak ama buna ait bir program henüz oluşturulmadı. Ben bunu iki yıldır söylüyorum, geçmiş kitaplarda da bunu dile getirdim, bu kitapta da dile getiriyorum.
“Kentlerin geçmişine sahip çıkmazsanız, geleceği yorumlayamazsınız”
Soru: Önemsemiyor muyuz? Nedir sebebi?
Dağlı: Bilemiyorum ama bu sonuçta çok önemli bir şey. Kentler bu şekilde var olur ve hayatiyetlerini devam ettirir. Yaşayan varlıklardır, kentler, insanlar gibi… Eğer geçmişine kültürüne sahip çıkamazsanız geleceği de yorumlayamazsınız. Mağusa kenti çeşitli kültürlerin, medeniyetlerin ve uygarlıkların buluştuğu, bir araya geldiği, çeşitli din ve dillerin bir araya geldiği bir kentti. Osmanlı 1571’de Mağusa’ya geldiğinde 11 farklı dil konuşuluyordu, 10 binden fazla da nüfus yaşıyordu. Şu anda bile böyle bir nüfus Mağusa kale şehrinde yaşamıyor, bu kadar farklı bir dil konuşulmuyor. Kiliselere baktığımızda Latin kiliseleri, Ortodoks, Bizans, Ermeni, Süryani kiliseleri yer alıyor. Ortadoğu’dan gelen farklı grupların farklı dini eğilimlerini yansıtan veya orada ibadet etmelerini sağlayan kiliseler mevcuttu. Bugünkü yaşamdan 700 yıl öncesinden bahsediyoruz. Bunu konuşmazsak, bugün yaptığımız bir hareketi toplum algılayamaz. Şu anda Güney’den Kıbrıslı Rumlar gelip burada ibadet yapabiliyorlar, buna tepki gösterenler var. Ama eğer geçmişlerinde Mağusa’nın böyle bir kültürü olduğunu hatırlatırsak, buna tepki gösterilmeyebilir insanlar ve buna sahip de çıkabilirler. Gelecekte de bizim hedefimiz federal Kıbrıs’ı oluşturmak değil midir. Resmi tezimizdir bu, federal bir anlayış farklılıkların bir araya gelmesiyle oluşur, bu da farklı din ve dillerin ulusların bir arada bulunmasıyla mümkündür. Kitabımda da bu kültürlerin geçmişten beri bir arada yaşadığını, yaşayabildiğini anlatıyorum.
Soru: Kaynak bulma konusunda sıkıntı yaşadınız mı? Özellikle arşivcilik konusunda bazı eksikliklerimiz olduğu söyleniyor. Geçmişi araştırmada sıkıntı yaşadınız mı?
Dağlı: Böyle bir sıkıntıyla karşılaştım ama ben yazmaya başlayınca insanlar ellerinde bulunan bilgileri benimle paylaşmaya başladı, kaynakları benimle paylaşmaya başladılar. Çok ilginçtir, bir akademisyen arkadaşımız 3 yıl önce Macaristan’da Mağusa sempozyumu yapılmış, ona katılmış ve bu sempozyumun çok geniş bir kitabı çıkmış, bunu benimle paylaştı. Mağusa ile ilgili çeşitli sunumlar yapılmış, İtalya’dan, Almanya’ya İngiltere’ye kadar birçok yerden tarihçi ve mimar, Mağusa ile ilgili bu sempozyumda konuşma yapmış. DAÜ’den giden bir mimar arkadaşımız da bu sempozyuma katılmış ve bildirilerden oluşan bu kitabı benimle paylaştı. Çok da ilginç şeyler okudum kitapta… Lüzinyan dönemi ticaretin Mağusa’da en zengin olduğu dönemdir. Hristiyanların Doğu’daki en son limanı Mağusa ve korkunç bir ticaret yapılıyormuş o dönemde… Doğu’dan Batıya Mağusalıların en çok sattığı ürün, kumaştı. Deve kılından veya tüyünden yapılan kumaşlar satılıyormuş. Develerin üç rengi varmış, beyaz ve gri deve de olduğunu ben bu kitap sayesinde öğrendim. 1878’de İngiliz, Kıbrıs’a geldiğinde komiserlerine bir sene içinde bütün gölgelerin envanterini çıkarın diyor. Ne yenir, ne içilir, ne satılırdı diye çıkan envanterde ortaya çıkan sonuçlar ilginçti. 1879’da Majestelerine gönderiyorlar, Majesteleri de bunu kitap haline getiriyor. Bu kitapta okudum ilk kez, Mağusa’da en çok İngilizlerin geldiği Osmanlının son döneminde en çok satılan ürün nar olmuş. 1 yılda 770 bin okka nar ihracatı yapılmış. Ben portakal cenneti olarak bilirdim, meğer nar diyarıymış o yıllarda.
“Kent müzesi hedefi var”
Soru: Kent müzesi sergisinden söz ettiniz. Bununla ne amaçlıyorsunuz?
Dağlı: Kent müzesi sergisinde bu kitaptan birçok alıntı yapacağız. Açık kalacak, ta ki kent müzesine dönüşene kadar bu sergi açık kalacak. Bu sergide bir kent müzesi nasıl olmalı ve neler içermeli, bunu anlatmaya çalışacağız. Mağusa’daki yaşanmışlıkların öykülerini anlatacağız. Kıbrıslı ünlü yönetmen Derviş Zaim’le İletişim fakültesine birlikte bir proje yaptık, bazı simge kişilerin hayatlarını anlatacağız. Geçmişte kullanılan materyalleri de burada sergileyeceğiz.
Soru: Mağusa küskün bir kent, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün yarattığı bölünmüşlüğü yaşayan bir kent…
Dağlı: Bu kitabımda göreceksiniz, Mağusa bir büyük coğrafyanın parçadır. Bu coğrafya Engomi’yi içine alan, Salamis Antik kentini içine alan, Mağusa Suriçi’ni içine alan ve Maraş’ı da içine alan dört ayaklı bir kent düşünün. İlk bölge olarak insanlar Engomi’de yerleşmişler, bundan 4000 yıl önce… Mağusa Limanı da Engomi’deymiş. Mağusa bu 4 farklı noktanın bir araya gelmesi… Maraş parçası yok. Bir puzzle yapacaksınız ama bir parçası yok. Resmin bütününü göremiyorsunuz. İki toplumlu Mağusa İnisiyatifimiz var. Bir takım projeleri hayata geçirmeye çalışıyoruz. Mağusa’yı canlandırma projesi yaptık. Maraş’ı Mağusa’dan koparmak mümkün değildir.
“Maraş ve Mağusa Limanı rehin tutuluyor”
Soru: Maraş, müzakere masasında koşul, bir karşılık olarak tutuluyor
Dağlı: Biz buna karşıyız. Bir kentin rehine tutulması, insanların geçmişteki kök ve yaşamlarının rehin tutulmasına hangi amaçla olursa olsun karşıyız. İnsani bulmuyoruz. Mağusa’nın çözümü de destekleyebilecek bir alan olabileceğini düşünüyoruz, Limanıyla beraber… Mağusa Limanı da bu rehin tutulmanın bir parçası… O da direkt ticarete kapalı ve o da çözüme endekslenmiş durumda. Bölgenin rehin tutulmasına karşıyız.
“Maraş, iki toplumun ilişkilerine yarar sağlayacak”
Soru: Güven yaratıcı önlem olarak gündeme gelmesini mi destekliyorsunuz?
Dağlı: İki toplumun bir araya gelmesi hedefleniyorsa, bu potansiyeli Mağusa şu anda taşıyor. Şimdiden başlamanın buna herhangi bir zararı yoktur. Tam tersine böyle durmanın zararı vardır. İki toplumun ilişkilerine bir adım atılmasıyla fayda sağlanacağını düşünüyorum. İnsansız bir bölgenin ilişkilere katkısı olabilir mi… Açılması ekonomik işbirliğinin önünü açacak. İnsanlar gelecekte ortak bir işbirliğinin ekonomiye katkı yapacağını şimdiden görecekler. Bu adımdan kimse zarar görmeyecek.
































