EROĞLU’NUN MAL VARLIĞI ŞAİBELİ: Derviş Eroğlu’nun, Kuzey Kıbrıs’ta 20 yıl Başbakanlık yaptığını söyleyen Sonay Adem, “Görevde olduğu dönemle ilgili çok önemli iddialar ortaya atılmıştır. Önemli bir malvarlığına imza atmıştır, eşdeğer mal uygulamaları kötüye kullanılarak malları üzerlerine geçirmiştir. Neden kamuoyuyla mal varlığını paylaşmaktan çekiniyor” diye sordu
3 MİLYON TL NEREDEN: Bir bankanın zırhlı aracı ile Eroğlu’nun evinden yüklü miktarda para alınarak bankaya yatırıldığını iddia eden Sonay Adem, bu yöndeki iddialara Eroğlu’nun suskun kalmasına anlam veremediğini söylüyor. Adem Eroğlu’nun hesapları ile ilgili Savcılık’ı da göreve davet etti
Baykan GÜRSES ÖZDAĞ
CTP-BG eski milletvekili, eski bakan Sonay Adem, siyasete yeniden toplumda itibar kazandırmak gerektiğine dikkat çekerek, siyasetin ve siyasetçinin şeffaf olabileceği bir yapının oluşması gerektiğine vurgu yaptı. “Siyasetçilerin siyasete girerken var olan mal varlıklarıyla çıkarken var olan malvarlıklarının ciddi şekilde denetleyecek bir mekanizma oluşturulması lazım” diyen Sonay Adem, bu konuda hassasiyet gösterilmesi gerektiğine işaret etti. Sonay Adem, yıllardır mal varlığı konusunda açıklama yapmayan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun mal varlığının oluşum şekli için ciddi şaibeler bulunduğu iddiasını gündeme getirdi. Derviş Eroğlu, Kuzey Kıbrıs’ta 20 yıl Başbakanlık yaptığını söyleyen Sonay Adem, “görevde olduğu dönemle ilgili çok önemli iddialar ortaya atılmıştır. Önemli bir malvarlığına imza atmıştır, eşdeğer mal uygulamaları kötüye kullanılarak malları üzerlerine geçirmiştir. Neden kamuoyuyla mal varlığını paylaşmaktan çekiniyor” diye sordu.
Soru: Cumhurbaşkanlığı seçimine az zaman kaldı. Bu gidilen süreci nasıl yorumluyorsunuz?
Adem: Toplumda siyasete ve siyasetçiye güvensizlik duyuluyor. Bundan çıkış yolu tek şekilde olur, bu da siyaseti temizlemekten geçer. Temiz toplum denilen olguyu öne çıkaran siyasetleri pekiştirmek gerekmektedir. Statükoyu temsil eden kişilerin değişmesi gerekmektedir. Statükonun geldiği nokta itibariyle çürümüş bir yapı vardır. Bunun ana temsilcisi de Derviş Eroğlu’dur, bu seçimde toplum kendisine gerekli yanıtı vermelidir. Temiz siyasetin önünü açmak gerekmektedir. Sibel Siber ise hem siyasal anlamda alternatiftir hem de önemli bir güç ve destek açısından da en öne çıkan isimdir.
Soru: CTP kadroları geçmiş seçimlerde yaşandığı söylenen kırgınlıkları aşabildi mi? Bu seçimde gerçek bir birliktelik var mı?
Adem: Siyasi partiler içinde her zaman bir devinim olabilir. Bireylerin kendi aralarındaki anlaşmazlık veya düşman olma algısının doğru olmadığını düşünüyorum. Kuzey Kıbrıs’ta siyasi partiler içinde yaşanan sancılar da bu değişimlerin ayak sesleridir. İdeolojik olarak bakıyorum olaylara ve bütün partiler içinde bu vardır. Elbette CTP içinde de olaylara farklı yaklaşımlarla bakan insanların olduğu yadsınamaz. Biz CTP’nin topluma ihtiyaç olan siyasi bir hareket olduğunu bilerek hareket ediyoruz.
Soru: Cumhurbaşkanlığı seçiminde yarışacak olan adaylardan Sibel Siber, Mustafa Akıncı ve Kudret Özersay mal varlıklarını açıkladı. Şu anda malvarlığını açıklamayan bir tek Derviş Eroğlu kaldı. Geçmişte Eroğlu’nun malvarlığı ile ilgili ciddi iddiaları gündeme getirmiş ve sorgulanmasını istemiştiniz.
Adem: Tek cümleyle söyleyecek olursak, o gün söylenenler ışığında susanın bugün mal varlığını açıklamasının mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu paranın kaynağı belli değil veya izah edilebilecek kaynak değil. Eroğlu’ndan ziyade siyasetçilerin mal varlığının açıklanmasıyla ilgili olarak üzerinde toplum olarak düşünmemiz gereken son derece önemli bir konudur. Bugün maalesef siyaset yerlerde sürünüyor, hiç kimsenin siyasete ve siyasetçiye güveni kalmadı. Siyasete yeniden toplumda itibar kazandırmak lazım. Siyasetin ve siyasetçinin şeffaf olabileceği bir yapıya kavuşmamız gerekmektedir. Gelmiş geçmiş tüm siyasetçiler için bir komisyon oluşturulmalı ve bu komisyon bu kişilerin siyasete girerken var olan mal varlıklarıyla çıkarken var olan malvarlıklarının ciddi şekilde denetleyecek bir mekanizma oluşturulması lazım.
Soru: CTP’nin görevde olduğu dönemlerde bu konuda ne yapıldı?
Adem: Böyle bir alışkanlık yoktu ama CTP buna ilkesel olarak yaklaşıyordu. Geçmişten beri 2 milletvekili çıkardığı dönemden itibaren mal varlığı konusunda kamuoyuna beyanda bulundular. Geçmişte CTP’lileri ‘baldırı çıplaklar’ diye niteleyen bir zihniyet vardı, dolayısıyla insanlar da mal varlığı meselesini çok ırgalamazdı. Bunlar nasıl olsa hep borçludur diye bakılıyordu. Sorumlu mevkilere gelen kişilerin her halükarda topluma duydukları sorumluluk nedeniyle açık şekilde mal beyanlarını yapmaları gerekiyor. Bizim dönemimizde bir yasa hazırlandı. Göreve geldiğimizde bu konuda bir yasal çalışmayla, kamuda görev alan herkesin buna milletvekilleri de dâhil, mal bildirimi yapmasını koşul sayan bir yasa yaptık. Milletvekillerinin, Bakanların ve Cumhurbaşkanının sorumluluğu Meclis Başkanlığındadır. Bunun arkasına sığınarak siyasetçinin açık mal beyanında bulunmaması kötü bir olaydır. Bu yasayı biz çıkardık ama buna rağmen yine de mal beyanında açık şekilde kamuoyu ile paylaştık.
Soru: Eski bir milletvekili görevinden ayrıldıktan sonra mal bildirimi konusunda sorgulanmadığını söyledi ve bu konuya dikkat çekmek istediğini belirtti. Siyasetçi mal bildiriminde bulunmuyorsa bu yasaya rağmen neden sorgulanmıyor?
Adem: Yasaya göre mal beyanında bulunmayan bir kamu görevlisinin, ki milletvekili de bu siyasi kamu görevlisi olarak addediliyor. Eğer mal bildiriminde girerken bulunmuş ama çıkarken bulunmamışsa, bir süresi vardır. Bu süre dolmuş olmasına rağmen bir kez uyarılıyor, uyarıya yine cevap vermezse bu savcılığa intikal ediyor. Savcılığın da bu alanda kovuşturma açması gerekiyor. Afet Özcafer serzenişte bulundu, kendisini kimsenin aramadığını söyledi ama Meclis’in yaptığı açıklamada gördük ki Savcılık tarafından bildirim yapıldı gerekli soruşturma açılsın diye… Dolayısıyla burada sorumlu olan Savcılık’tır. Burada düşünülmesi gereken en önemli nokta statükonun kendisi engelliyor bu değişimi… Savcılık bu Devletin bir parçası değil mi, önemli parçası… Savcılığın her halükarda bu tür olaylarda adım atması gerekiyor. Benim Eroğlu’yla ilgili hesapların açıklanması meselesinde de Savcılığın bir girişim yapması gerekiyor. Ama satın almadı bu işi, bekledi bizim görevimiz değil noktasında hareket etti. Halbuki bu çok önemli bir iddiadır. Üstelik bu iddialar, daha sonra Lefkoşa Türk Belediyesi’nin borçlanma hikayesi ile ortaya çıkan 3 milyonluk açığın da kamuoyuyla paylaşılmasından sonra önemli bir boyuta ulaştı. Buna rağmen kimse soruşturmuyor.
Soru: Neye dayanarak böylesi ciddi bir iddiayı gündeme getirdiniz?
Adem: Eroğlu, statükonun en önemli ve en etkili isimlerinden birisidir. Eroğlu’nu hiç küçümsememek gerekiyor. 20 yıl Başbakanlık yaptı, 20 yıllık Başbakanlık yaptığı dönemde çok önemli iddialar ortaya atılmıştır. Önemli bir malvarlığına imza atmıştır, eşdeğer mal uygulamaları kötüye kullanılarak malları üzerlerine geçirmiş bir ailedir. Dolayısıyla burada sorgulanması gereken en önemli ailelerden biri olduğuyla ilgili da üzerinde düşünülmeli. Ben bir milletvekili olarak o dönem gelen bilgi ışığında bunu kamuoyuyla paylaştım. Geçmişte benim dedelerim paralarını yastık altında saklıyorlardı, bankacılık sistemi bu kadar gelişmemişti. Ama eğer bu yüzyılda derseniz ki bir ülkenin Cumhurbaşkanı paralarını yastık altında saklar, bu aklın alabileceği bir şey olmaz. Böyle söylerseniz size herkes güler. Bir bankanın zırhlı aracı bir gece bir evin yanına gider ve yüklü miktarda parayı o evden alır ve bankaya götürür ve yatırırsa bu merak edilecek bir konu olmaz mı. Üstelik de bu bir siyasetçiyse, daha da merak uyandırmaz mı… Bu bilgiler ve belge de bize geldikten sonra ilgili bankadan bunu kamuoyuyla paylaştım. Bu olay ortaya çıktıktan 5-6 ay sonra ilgili banka uluslar arası bankacılık kuruluşu tarafından kara para akladığı için cezaya çarptırıldı. Bunu kabul ettiği için de 2 buçuk milyar dolarlık bir ceza ödedi. Bu banka kendisi de bu açıdan şaibeli konumda… Dolayısıyla o dönemde dava açarız diyen Eroğlu, hiçbir şey yapamamıştı. Çünkü bu paranın kaynağının belli olmadığı açık ve netti.
Soru: Bu yönde ortaya attığınız ciddi iddia neden soruşturulmadı?
Adem: Bu olay Kıbrıs siyasetin kara lekesi olarak da değerlendirilebilir. Bu kadar önemli bir olayın üstüne sadece CTP’nin değil bütün siyasi partilerin hassasiyet göstermesi gerekiyordu. Bu konuyu Meclis’te açıkladıktan sonra o dönemin Başbakanı İrsen Küçük’ bunun açığa çıkarılması gerektiğini söyledim. Eroğlu’nun bizim karşı çıkışlarımıza rağmen oluşturduğu Başbakanlık Denetleme Kurulu’nun devreye sokulması, Para Kambiyo Kurumunun devreye sokulması gerekiyordu. Bu iş açığa çıkarılmalıydı. Bunu söyledikten sonra bekledik, bir süre geçtikten sonra herhangi bir hareket olmayınca konuyu yeniden gündeme getirdim. Bu kez Saraydan bir açıklama geldi ve uzun yıllar doktorluk yaptığı söylenerek, ikramiyesi de örnek gösterilerek bu para o paradır demeye getirdiler. Ama bir olayı araştırırken size verilecek yanıtları eğer hesaplayabilirseniz o araştırma konusunda daha detaylı araştırma yapmak zorundasınız. Ben de ikramiyenin başka bir devlet bankasında olduğunu, rakamın da 600 bin TL olduğunu açıkladım. Ondan sonra bu konuda bu konuda başka yanıt çıkmadı. Nedir bu söylediğin yok böyle şey de denilmedi. Bir süre bekledik. İrsen Küçük de hep araştıracağız demesine rağmen, UBP içinde tam otorite sahibi değildi belli ki bu yönde adım atamadı, korktu. Halbuki İrsen Küçük o zaman biraz cesaret sahibi olsaydı, bugün çok farklı bir kulvarda devam edecekti. Bir süre sonra Meclis Başkanı Hasan Bozer, Eroğlu’nun kendisini aradığını ve yurtdışında mal sattığını bu paranın da buradan elde edildiğini söylediğini, yakında da bilgileri Meclis’e göndereceğini söylediğini ifade etti. Bu gülünç bir iddiaydı. Yurtdışında mal satacaksınız, valizlerle parayı getireceksiniz ve evde saklayacaksınız. Buna herkes güler. Daha sonra Başkanlık Divanında bir komite kurulacağını ve araştırma yapacağını söyledi. Bir komite oluşturuldu, 3 kişi yer aldı ama toplanamadı ve araştırma yapılamadı.
Soru: Daha sonraki dönemde neden bu yönde adım atılamadı?
Adem: Bu memlekette yolsuzlukların araştırılmasıyla ilgili CTP’ye özel bir görev düştüğüne inanıyorum. CTP iki kez hükümete geldi, 1994’te ve 2004’te… 1994’te küçük ortaktı, bu dönem yolsuzlukların araştırılması konusunda affedilebilir.2004’de ise Kıbrıs sorununda önemli gelişmeler vardı ve o dönem hükümette olan arkadaşlarımız karar üreterek, toplumun çeşitli kesimlerini kavga ettirecek bir kapı açmayalım, yeni bir sayfa açalım, geçmişi bırakalım, Kıbrıs sorunu üzerine eğilmek lazım diyerek bir değerlendirme yapalım denilmişti. Beyaz bir sayfa açılmıştı, araçları da beyaza çevirmiştik. Bu işin üzerine gitmediğimiz için çeşitli vesilelerle CTP’li sözcüler halktan özür diledi. Artık CTP’nin bu konuda adım atmamasını herhangi bir mazerete bağlayacak konumda değiliz.
Soru: Şimdi gidiliyor mu?
Adem: Gidilmiyor, hiçbir konunun üzerine gidilmiyor. Maalesef siyaset topyekun siyaset bu alanda sınıfta kaldı. Siyasetin bugünkü çıkmazlarından en önemlisi de bu meseledir.
Soru: Bir Cumhurbaşkanı adayının açıkladığı mal varlığına dair bir tartışma yapılırken, açıklamayan adaya karşı bu hoşgörüyü nasıl yorumlarsınız?
Adem: Ahlaki çöküntünün sebeplerinden birisi de budur. Statüko kendini çok ciddi oranda korumayı beceriyor. Kendi atasından, ailesinden kalan bir mal varlığını çekinmeden açıklayan birisi neden bu kadar “zenginsin” diye sorgulanırken, siyasete girdikten sonra zenginleşen birileri hakkında konuşulmaması aklın alabileceği bir şey değildir. Eroğlu’nun bugüne kadar hiçbir şekilde mal varlığını açıklamadığı bilinmiyor mu. Eroğlu’nun şaibeli olarak üzerine eş değer mal geçirdiğini bilmeyen mi var. Bütün bunlar konuşulmuyor, üstelik kaynağı belirli olmayan bir paranın da evden alınıp bankaya yatırıldığı belgeleriyle de ortaya çıkmasına rağmen sorgulanmaması toplumun kendini sarsması gereken bir noktadır. Toplum aslında Eroğlu’nun aday olmaması gerektiği üstünde bir tartışma yapmalıydı. Üzerindeki şaibeleri kaldıramamış, halkı ikna edememiş bir adamın tekrar aday olması aklın alacağı bir şey değil.
































