Zor iştir, değil mi? Yazmak ve okumak… Herkesin kaldıramayacağı ağır birer yük gibi iki fiil. Elbette bu konuda da istisnalar var ama kaide henüz bozulmadı.
Geçenlerde bir arkadaşla laflıyoruz, konu “yazı meselelerine” geldi… O da kendi fikrini ifade etti bana, muhakkak ki beni düşündüğünden… İlgimiz var ya bu tarz konulara, o da kendince doğru bildiğini söyleyecek… Söylesin tabii, söylesin. Hem bakınız, bu sayede biz de bir şeyler söyleyecek oluyoruz da yazı bile çıkıyor!
O arkadaşım bana “bizim halk, ‘bu tarz’ yazıları okumaz, kendini boşa yorma!” gibilerinden bir şeyler söyledi. Elhak doğru, bizim halkımız içinde gündelik politika geçmeyen yazıya bakmaz. Gazetelerde de genelde köşe yazılarını okumaz, birtakım büyüklerimizin yazıları haricinde… Zaten halkımız, gazeteleri pek iyi de incelemez. Bir de “gazetede yazan her şey kesinlikle doğrudur ve aksi asla kabul edilemez” gibilerinden bir deli saçması ortalıkta dolanmaktadır ki bunun da necip halkımız tarafından reddedildiğini söylemek olacak şey değildir. Halkımız buna –maalesef- gözü kapalı inanır, inanmaya teşnedir. Çünkü “eleştirel bakış” bir kültürdür ve ülkemizde bu kültüre sahip az okur vardır. Bu sadece bizde böyle değildir ama bu gerçek, bizim kendimize “bizde niye böyle” diye sormamıza engel değildir!
Kendi kendimize bahane üretmekte üstümüze yoktur, derhal kolaya kaçar, ilk okuduğumuz şeye kendimizi kaptırmak isteriz. Bunun yanlış olduğunu bile bile…
Ama bunun bir de alışkanlık tarafı vardır ki onu da es geçmemek gereklidir. İnsanımızı bu kolaycılığa yönelten biraz da şu bizim “matbuat” olmamış mıdır? Teknik gelişmeleri dahi zorla takip edebilen basınımız, dünya standartlarının bir hayli gerisindedir, o standartları yakalayabilmek için çabaladığından da pek söz edemeyiz. (Yine birkaç istisna haricinde.)
Yine de her daim eskinin ilerisinde, yeninin gerisinde olmak, yani yarıştan kopmamak takdiri hak eder kanaatindeyim.
Evet sevgili dostum, görüyorsun ki birileri de bunları dile getirmek ve fikir beyan etmek zorunda… Yoksa bu meseleler gündeme gelmeyecek ve güncelin kısırlığında gümbürtüye gidecek.
Elbette birileri, gerekirse bazı cepheleri de karşısına almak pahasına, doğru bildiğinden şaşmadan, menfaat gütmeden hareket edecek ve doğru bildiği yoldan ilerlemeye çalışacak. Karşısına ister teknik, ister pratik, ister anakronik engeller çıksa da…
Bak, görüyorsun, bu iş zorlu ama son derece de zevkli… Öyle ki merhum Çetin Altan buna “boğayı boynuzlarından tutup yere sermek” gibilerinden bir de mazmun uydurmuştu.
Bizim gayemiz de boynuzlardan birini bir ucundan yakalamak oluversin, ne olacak, değil mi?
Bu konuya ara ara devam edeceğiz efendim. İlk yazı için biraz kuru oldu, bağışlayınız.
































