Son günlerin en önemli konularından biri ,Kıbrıslı Türk Akan Kürşat’ın İtalya’da tutuklanmasıdır.
Bir insanın tutuklanmasının tasvip edilecek bir yanı yoktur. Ancak bu soruna daha soğukkanlı bakmalıyız.
Tüm dünyanın temel doğrularının dışında, kendimizin yarattığı kavramlarla oyalanmak, gelecekte , en fazla bize zarar verecektir.
Kıbrıs Türkleri, Loizidu ve Orams gibi davalardan elde edilen sonuçları ayrıntılı olarak inceleyip, dersler çıkartacaklarında, son yıllarda bu davalar olmamış gibi davranmaya başladılar.
Dış dünyanın desteklediği TAŞINMAZ MAL KOMİSYONU’nu ciddiye alıp, oraya kaynak aktarmak, birçok Rum malının, Türk malı olmasını sağlayacaktı.Bunu da engellediler.
Akan Kürşat olayı, hepimizi hayatın gerçekliğine çekmeye yarayacaksa, önemli bir uyarıdır.
Endişem, bu uyarıyı da ciddiye almayıp, gelecekte daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağımızdır.
1974’tten sonra bu topluma yapılan en büyük kötülük, Rum mallarının dağıtılmasında izlenen yanlış politikalardır.
Bu Rum mallarının verilmesinde TAPU YERİNE KİRALAMA yolu seçilseydi, bugün karşımıza çıkan birçok sorunla karşı karşıya kalmayacaktık.
Bu hatanın üzerine, tarihi yanlışımız, EŞDEĞER İŞLEMLERİNDEKİ kanunsuzluklardır.
Gerçek eşdeğerci olanlara, bıraktıkları mallar kadar mal verilseydi, gelecekte birçok tehlike de önlenmiş olacaktı.
Tahsis veya mücahit puanlarıyla arazi dağıtımı, ULUSLAR ARASI HUKUK DIŞINDA , ben yaptım oldu anlayışının tipik yansımasıdır.
Aslında İskan politikaları ve dağıtılan ev ve arsalar, yeniden ele alınmalıdır. Hakkı olmayanlara verilen binlerce dönüm arazi ve evler, Kuzey Kıbrıs’ta SEÇİM KAZANMA ARAÇLARI olarak kullanılmıştır.
Eşdeğercilerin çoğu SOYULURKEN, kendisine üç kez tarla ve ev verilenler, aldıkları malı satıp, Türkiye’de ev aldıktan sonra, seçim zamanlarında yeniden adaya gelip , arazi ve ev alanlar etrafımızda yaşamaktadır.
Çözümcü geçinenlerin bile Rum arazisi üzerinde yapılan ve tahsisten verilen arazilerin kullanıldığı evler aldıklarını hayretle gördük.
Muhalefetin ileri gelenleri, son avukat sorununda, Rum mallarının yağmalanmasının genel sonuçları üzerinde fikir üreteceklerine, bu olayı Rumların korkutma aracı olarak değerlendirdiler.
Rumlar kendi politikalarına malzeme bulmakta hiç zorlanmamaktadırlar.
Bizler kendilerine bol bol malzeme vermekteyiz.
1963-74 döneminde Kıbrıs Türklerine yapılan haksızlıkları dile getirip, Güney’de kalan malları insanlarımız talep ettiğinde, büyük bir çoğunluk bu insanları Rumcu diye ilan etti.
Larnaka, Leymosun ve Baf’ta Türk mülkleri üzerinde inşaatlar yapılırken, kimse sesini çıkartmadı.
Ses çıkartanları ise, Rum mallarını yağmalamaya engel olacak diye susturmaya çalıştılar.
Gerçek şudur:
Rum mallarından pay alan birçok çevre, inanmadığı bir davanın peşinde sürüklenerek sessiz kalmayı tercih etmektedirler.
Rumların Özel mülkiyetinden pay almak, ilerici insanlarımızı bile, bu dönemde SES ÇIKARTAMAZ hale getirmiştir.
































