Ağlayan bebeği görmezden gelerek her gün uzun süre ağlatmak, onun büyümesini ve bağışıklık sistemini baskılar, dolayısı ile hastalıklara karşı daha hassas hale getirir.
Bebek ağladığında, ilgi görmezse, ağlaması dikkate alınmazsa, bu durum onda çeşitli sorunlara yol açar. İlgilenilmeyen bebeğin gelişimi ve iyi olma hali olumsuz etkilenir. Çocuğun ilk aylarda ağlayarak yaşadığı yoğun stres, beyindeki sinir taşıyıcı sistemlerinde değişiklik yaparak, beyninin yapısal ve fonksiyonel oluşumunun değişimine yol açar. Bu değişimler aynen yetişkinliklerdeki depresyona girmiş kişilerdeki gibidir. Ağlayan bebeği yalnız bırakmak, ilgilenmemek adrenalin sisteminin normalin üstünde çalışmasına yol açabilir. Böyle bebeklerin, daha sonraki yıllardaki yaşamlarında dürtüsel davranış, şiddet ve saldırganlık artar, ayrıca stres hormonu kortizolün de normal olmayan seviyede artışına yol açabilir ki bu durum da beyindeki sinir dokularının gelişimini engelleler.
İhmal edilen bebeklerle ilgili yapılan birçok çalışma göstermiştir ki, onların zihinsel ve sosyal gelişimlerinde de gecikmeler söz konusudur, duygularını kontrol etmekte güçlük çekerler. Kendilerine bakan kişilerden fiziksel olarak ayrı olan bebeklerde hormonal değişimler olur. Örneğin sevgisiz bir otamda, günlük üç saatlik ayrılık bile epigenetik etkilere yol açabilir.
Nedir epigenetik; duygular, travmalar, inançlar gibi soyut kavramların da, sonraki nesillere aktarımını, kısaca deneyimlerin genler aracılığıyla kuşaklara aktarılabileceğini savunan yaklaşımdır. Sözgelimi, toplumun veya bir ailenin başından geçen savaş, göç, hastalıkların yarattığı olumsuz etkiler, aile bireylerinin erken vefatı, terk edilmeler, haksızlıklar, ihanetler, ebeveyn mutsuzlukları gibi üzüntü içeren olayların yarattığı travmalar; hücresel biyoloji, nörobilim, epigenetik ve gelişim psikolojisi araştırmalarına göre, beyin dalgaları halinde bir sonraki nesile aktarılabilir. Halk arasında var olan “dede koruk yer torunun dişi kamaşır” deyişi buna güzel bir örnektir. Bu tür travmatik olaylarda bebeklerle sevgi dolu ilişkinin sağlanmaya çalışılması, özellikle 0-2 yaşlarda, onun güven duygusunu olumlu yönde etkileyecektir.
Stres ’in yetişkinlikte hafıza fonksiyonu yetersizliklerine de yol açabileceği bilinmektedir. Bu nedenle, çocuğun iletişim yolu olan ağlamak ve gülmek tepkilerine olumlu geri bildirimde bulunmak gerekir. Çocuklar birçok nedenle ağlarlar; acıkmıştır veya ağrıları vardır ya da fiziksel olarak rahatsızdırlar. Sadece gülümsemek değil, ağlama tepkilerinin de kabul edilebildiğini yani tüm duygularının kabul gördüğünü bebeğe hissettirilmelidir.
Ağlayan bebeğinin göz ardı edilmesi, üzüntünün veya kızgınlığın kabul edilemeyen bir davranış olduğuna yönelik mesaj verilmesi, onun duygularını bastırmasına ya da daha mızmız olmasına yol açar. Ağlayan bebeği sakinleştirmek için çeşitli yöntemler vardır, bunlar; emzirmedir, ağrısının giderilmesidir veya anne karnında duyabileceği tarzda seslerin dinletilmesidir. Ayrıca bebeğin uyku düzenlemesinin sakin bir ortamda sağlanması da önemlidir. Sarılma ve sevgi gösterme, anne karnındaki gibi kucakta hafif sallayarak ninni söylemek ve bebeği sakinleştirir.
Bebeklerin sıkıntısını azaltmak için bebeğe bakan kişiler, hem kendilerini hem de onları sakinleştirici yöntemlerini geliştirmelidirler.
































