Merhaba değerli okurlarım; Yaz mevsimine adım attığımız şu günlerde sizlere yeniden merhaba diyebilmenin sevincini yürekten yaşarken, yeni yazımda sizlere; Tiyatro sanatının insan hayatındaki öneminden ve bireylere sağladığı eşsiz faydalardan söz etmek istiyorum.
Varlığı, insanın ortaya çıkışından bile eskiye dayanan oyun, tarih boyunca bireyin ve toplumun gelişiminde çok önemli bir yere sahip olmuştur. Bireyin gelişimini ele aldığımızda, bebeklikten yetişkinliğe kadar hayatın her alanında “oyun” kavramının farklı biçimlerinin var olduğunu görürüz. Oyunun en özgün ve en etkili biçimlerinden biri de tiyatro sanatıdır. Gerek izleyici, gerek oyuncu, gerekse tiyatronun herhangi bir alanında yer alan bireyler, tiyatronun birleştirici, ortaklaştırıcı, yaratıcı düşünceyi harekete geçirici ve karşılıklı duygu ve durumları anlamayı kolaylaştırıcı gücü sayesinde toplumsal yapıyı da güçlendirirler. Bu nedenle tiyatronun eğitim sisteminin içine dahil edildiği örneklerde bireylerin ve toplumun gelişiminde ivme sağlandığı ve sağaltıcı etki yarattığı gözlenmiştir. Bütün bu değiştirici, dönüştürücü ve geliştirici etkilerinden ötürü tiyatronun eğitim sisteminin bir parçası haline getirilmesinin gerekliliği göz ardı edilemez bir önem taşımaktadır.
Tiyatro; oyuncusu ve seyircisi ile var olan ve insanın ortak yaşamından beslenen bir sanattır. Kitlesel oluşu itibari ile psikolojik davranım özelliklerine dayanır. Seyircinin oluşu seyirci-oyuncu-sahne etkileşiminin gerçekleşmesine neden olur. Sanatsal disiplinler; birey ve toplumsal olayları ayrıntılı yönleriyle ele almadır. Tiyatro kuralları ve yöntemleri, olayları mercek altına alarak; duyuş, hissediş özellikleri ve beğenme ölçütleri ile birlikte ele alınmalıdır. Bunun yanı sıra, niteliksel gelişime katkı sağlamasının ve bireyin toplumsal duyarlılık düzeyinin artırılmasının da tiyatro sanatının ana işlevlerinden olduğu söylenebilir. Tiyatral bir oyun sahneye taşınırken; toplumun geleneksel değerlerini, sosyal, kültürel, ekonomik ya da politik bakış özelliklerini yansıtması önemlidir. Tiyatro oyununun, karakter tarafından sahiplenilmesi yani o düşünceyi savunulması durumunu da beraberinde getirir. Çünkü tiyatro sanatı doğası gereği yaşam dinamiklerinin sağlamlaştırılması konusunda da eleştirel yaklaşımda bulunur ve bu değerlerin sağlam temellere oturmasını önerir. Düzensiz, bireyci ve toplumsal yapı tarafından duyarsızlaşmanın olağan görülmesine de eleştirel yaklaşarak, davranışsal değerde ilerlemeye öncülük ederek, seyircinin dikkatini çeker, bilinçli bir bakış açısı yakalamasını ve tedirginliklerinden arınmasını sağlayabilir. Sanat disiplinlerinin izleyici açısından da öneme sahip olduğu bilinmektedir. Örneğin, tiyatronun asıl amaçlarından biri de, kişilerde duyarlılık yaratmak, düşünerek güldürmek ve haz vermektir. Tiyatro izleyicilerinin tutum ve davranışlarında bu etkilerin bir mutluluk hissi yarattığı da gözlemlenmektedir. Belirsiz duyguların biçimlenmesi, duyguların bilinçaltına yığılmasının önlenmesi, psikolojik arınma, insana baskı yapan etkenlerin yeniden yaşatılarak bu baskıların kaldırılması, enerji fazlalığının, artık olanın atılması, tiyatroyu kitle ve birey psikolojisi bakımından ele alanlarca kanıtlanmış olgulardır.
Tiyatro sanatı yalnızca meslek edinenler için değil; yaşamın bütün katmanlarından herkese yararlanma olanağı sunması, insan ruhunun zenginleştirilmesi ve ortak yaşam duyarlılığını ortaya çıkarması açısından da önemli gözükmektedir. İnsanlaşma evresinden uzaklaşıp sanallaşarak gerileme noktasına hızla ilerleme; insanoğlunu, aklı, hayali, düşünselliği ve yaratıcılığıyla elde ettiği ne kadar kazanım varsa yine kendi hırsları uğruna kötürümleşerek çaresizlik içine düşürebilir. Yaratıcı hayal gücünün devre dışı kaldığı noktada; özgür bireyler olma tutkusunun yerini, alışkanlıklarının ve hırslarının esiri olarak hiçleşmiş, savunmasız ve edilgen bir yapı almıştır. Bu gelişmelere bağlı olarak, oyun alanlarının daralması, zihinsel ve fiziksel aktivitelere dayalı oyun kültürünün azalması, bunun karşılığında televizyon ve bilgisayar oyunları gibi uyaranların artması sonucu çocuklarda gözlemlenen gelişim sorunları eğitimcileri ve ebeveynleri çözüm arayışına itmektedir. Dijital araçların yaygınlaşmasından önce, sokak oyunları ve diğer yaratıcı faaliyetlerle zaman geçiren çocuklarda daha nadir görülen iletişimsizlik, bencillik, şiddet gibi sorunlara günümüz çocuklarında, aile içi sorunlar da eklenerek, daha da içinden çıkılmaz bir hal aldığı görülmektedir. Bu sürecin yarattığı tahribat, tiyatro sanatını bir bilim dalı olarak gören sanat adamları tarafından fark edilerek onları bu konuda kuramsal çalışma yapmaya sevk etmiştir. Tiyatro faaliyetlerinin çocuğun gelişim ve değişimi evresinde hatta ergen-genç ve yetişkinlerde değişme etkisini kavramlaştırarak eğitim yaşamının vazgeçilmez bir parçası olarak görülmüş ve yapılan uygulamalar etkisini göstermiştir. Ezberci eğitimin yarattığı tahribat karşısında çocuk/ergen/genç odaklı olarak, çocuğun hayata dair deneyimlerinin, yaşamın bir parçası olarak kabul edilmesi önemlidir. Hayal gücünün ve yaratıcılığın bilimsel, düşünsel, estetik bir eğitim anlayışıyla, tiyatro yolu ile desteklenmesinin önemi daha da anlaşılır olabileceği düşünülmektedir. Söz konusu çocuklar ve ergenler olduğunda çözüm yolunun da onlara uygun bir kavramda aranması gerekmektedir. Bu kavram, çocuk denilince akla gelen ilk sözcüklerden biri olan “oyun” kavramıdır. Oyunun insan hayatındaki yeri pek çok akademisyenin de ilgi alanı olmuş ve bu konuda sayısız makale, kitap, tez kaleme alınarak incelenmiştir. Birlikte yaşamsal faaliyetlerini sürdüren üretim içinde olan insanoğlu, kendi doğal mücadelesiyle var olmayı başarmış ve bu devinim içerisinde uygarca yaşamaya adım atmıştır. Taklit eden, oynayan, empati kuran, kolektif bilinci kendi benliğinde var eden insan hiçbir zaman oyunsal davranıştan kopmayarak, sanatsal ihtiyacın gerekliliğini ispatlar olmuştur. İlkel çağdan günümüze kendini ve yaşamı, buluşlarıyla aydınlatan insanoğlu yine özünde olan sanatsal yaratımla yaşamı ortaklaştırma bilincine ulaşmıştır. Günümüzde de, insanoğlu toplumsallaşma olgusunu somutlaştırarak yine kendi izlerinde, yani sanatın içinde tiyatro,oyun,dans,drama gibi kavramlarda aramakta olduğu görülmektedir. Çünkü sanatın, toplumsal işlevlerini yerine getirmede en etkili güçlerden biri olduğu bilinmektedir. Tartışmasız olarak bilimsel, estetik ve eğitsel yapısı sayesinde değişimin ve gelişimin öncülüğünü yaparak toplumsal duyarlılığı artırmaya devam ettiği gözlemlenmektedir. Bir oyun biçimi olarak tiyatronun; çocuk gelişimi ve çocuğun toplumsal hayata hazırlanmasındaki rolü, kuramcıların görüşleri ışığında, var olan örnekler üzerinden tartışılmalıdır. Özellikle ilköğretim düzeyinde okul tiyatrolarının yaygınlaştırılması kadar, bilimsel temele oturtulması da özel önem taşımaktadır. Çünkü okul tiyatrolarının yaygınlaştırılması kadar, bunun doğru metotlarla yapılmasının, seçilen oyunların içerik ve biçimlerinin de, yapılan çalışmanın etkisi üzerinde rol oynadığı görülmektedir. Yanlış içerik seçiminin, yapılan çalışmayı oyun olmaktan çıkarıp, çocuğu olumsuz yönde etkileyeceği de bu çalışmada ele alınacak konular arasındadır. Bu çerçevede tiyatronun hem yapanlar, hem de izleyenler açısından kazanımlarının paha biçilemez bir değerde olduğunu gözler önüne sermektedir.
Sanat tadında umut dolu , mücadeleden hiç yorulmayacağınız bir yaşam geçirmenizi temenni ederim.
Kalplerinizden huzuru eksik etmeyin. Hoşça kalın, sevgi ile kalın.
































