Peşinen söyleyeyim Bayram ilgili değil anlatacaklarım.
Bayramlık niyetine fıkra kıvamına erişmiş iki anekdot aktaracağım.
Kendilerini farkında olmadan fıkranın içinde bulanlar tarafından bana anlatılmıştı.
İki fıkranın biri dış, biri de iç siyaset ile ilgili mesaj içeriyor.
Herkese iyi bayramlar diliyorum.
xxx
İki mühendis arkadaşım fuar için Almanya’daydılar. Onlar anlattı.
Yorucu günün sonunda girdikleri lokantada iki adet ‘’bir buçuk’’ şnitzel istemişler.
Abartı yok diye yemin ettiler, garson içeriye gidip, hemen geri gelmiş ''yapamayız'' diye.
Bizimkiler şaşkınlıkla, ‘’lokantanın adında şnitzel ismi var, lokantada şu an herkes şnitzel yiyor, şnitzel bitti mi’’ diye sormuşlar.
‘’Yok, şnitzel var ama bir buçuk porsiyon diye menüde ve sistemde yok. Siparişi alamıyorum.’’
Bizimkiler ‘’ulan bunlar bizim yabancı olduğumuzu anladılar da bize kamera şakası mı yapıyorlar’’ diye endişelenip etrafa ve garsona bakınmışlar.
Ama yok garson ciddi. Elinde sipariş için kullandığı kablosuz el terminali ile direktif bekliyor.
Bizimkiler de aç. Ve dahası karşı karşıya kaldıkları bu durum karşısında ‘’o bir buçuk şnitzel bu masaya gelecek’’ havasına hemen girmişler.
‘’O zaman sen bize üç porsiyon şnitzel getir’’ demişler.
Garson tamam demiş. Bizimkiler olumlu verilen bu cevaba da şaşkınlıkla bakmış.
Hikayeye bakar mısın?
Bir tarafta Alman’ın sistemi ve değişmemekteki dik duruşu var. Diğer tarafta, Türk’ün küçük düşmemek üzere batıya karşı olan paranoyası ile çözüm üretmekteki sistem tanımaz basit kurnazlığı dimdik duruyor.
Ve evet üç tabak şnitzel gelmiş.
Beklemesi söylenip hemen üçüncü tabaktaki şnitzeli göstere göstere ortadan kardeş payı yapıp iki tabağa aktarıp garsona üçüncü tabağı alması söylenmiş.
Garson oralı bile olmamış.
Bizimkilerin yorumu hazır, ‘’AB böyle bir şey.’’
Uyarsa. Uymazsa sen bilirsin.
Yurtdışına çıktıklarında her biri birer ‘’one minute’ci Recep bey’’ kıvamındaki bizim mühendis arkadaşlara göre Avrupa ölmüş.
Bu kafa yapısıyla AB buraya kadar geldi ama değişmezlerse en iyimser tahminle bir adım ileriye gidemezler. Biz hala daha bu AB’ye girmek istediğimizden emin miyiz?
Sizde ‘’brunch’’ var mı?
Gerçek hikaye ama fıkra gibi.
Hatta Laz fıkrası.
Anlatan da lokantasına gittiğimiz olayın ana aktörü olan lokanta sahibi Laz.
Bizim Laz'ın Trabzon’da balık lokantası var.
İktidara yakınlığından olacak önce Ankara da, sonra da İstanbul da Beşiktaş Futbol kulübü tesislerinin tam karşısındaki ormanlık arazinin içinde lokanta izni alarak faaliyete geçer.
Anlatacağım fıkra gibi hikaye de İstanbul’da açılan lokantanın açılışından hemen sonra olur.
Lokantanın açıldığı ilk haftalarda öğle yemeğine lokanta sahibinin ifadesine göre 7-8 sosyetik İstanbullu bayan gelir.
Lokanta sahibi yeni heves lokantaya o günlerde gelen gidenle birebir ilgileniyor.
Gelen hanımları da lokantanın girişinde balıkların ve etlerin bulunduğu soğutucunun önünde karşılıyor.
Bayanlar bir taraftan balıklara bakıyorlar bir taraftan da hayırlısı olsun muhabbeti devam ediyor. Bu arada bayanlardan biri lokanta sahibine ‘’sizde brunch var mı’’ diye soruyor.
İlk anda duymamazlığa vuruyor bizim Laz.
Ama bayan ısrarlı bir kez daha soruyor.
Kendi kendine ‘’ulan diyor anam beni neredeyse denizde doğurdu, tüm sülale balıkçıyız ama ben bu ismi hiç duymadım’’ deyip bayana dönüp ‘’bu balığın başka bir ismi var mıdır’’ diye soruyor.
Bayanların tümü kahkahayı basıyor. Duvarda Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlarla gevrek gevrek gülerek poz verdiği resimler ve biraz ötede duran garsonlar da olayın şahidi. Bizim Laz’ın karizma yerlerde. Karadeniz’de gemin mi battı misali kendine gelemiyor mahcubiyetten.
Neyse olayın üzerinden bir iki hafta geçiyor bizimki Trabzon’a gidiyor. Orada balık lokantası sahibi bir arkadaşına rastlıyor. İstanbul’daki lokantayı ve işleri sorduktan sonra bizimki ‘’ulan diyor sen brunch nedir bilir misin?’’. Balık lokantası sahibi arkadaşı benzeri bir şaşkınlıkla ‘’o paluğu hiç duymadım, nasıl bir şeye benziyor da ’’ diyor.
Olayın ezikliğini hala daha içinde hisseden bizim Laz cevabı bastırıyor ‘’o zaman İstanbul’da hiç lokanta açma, otur oturduğun yerde’’.
Türkiye’de ve Kıbrıs’ta siyasete ve parti liderliğine soyunanlara duyurulur. Bizim lokantacı Lazın durumuna düşmesinler. Etki alanlarını büyütmek isterken kendilerini küçültmesinler. Siyaset yapmak ile politika üretmenin farkını idrak edip bu işe soyunsunlar.
































