Yunanistan krizinin dorukta olduğu iki üç hafta önce Huffington Post haber sitesinde makale yazan ABD’li Profesör krize çözüm için “Yunanistan’ın Türkiye ile birleşmesi ve TL’ye geçilmesi” önerisinde bulundu.
Bu saçma sapan önerinin üzerinde belki pek durulmadı ama bana Anglosaksonlar kendi çıkarları söz konusu olduğunda çözüme ulaşmak için taraflara söyledikleri bir lafı hatırlattı.
“Süreç tıkandığında çerçevenin dışından da düşünmekte(‘think out of box’’) fayda var.”
Tarafları direttikleri pozisyonlarını çerçeve dışından gelebilecek fikirlerle tekrar gözden geçirmelerini sağlamak adına söylenir bu laf.
Diğer taraftan da masada olmayanların ezber bozacak önerilerinin önünü açmak cesaretlendirmek amacını da güder.
Ortaya çıkan yeni görüşlerle masada “ayak sürütenlerin” kendi içlerinde bölünmeleri ve kendi ekipleri üzerinde güç ve kontrolü yitirmelerini de sağlayabilir bu laf. Amaç ezber bozup tarafları yola gelmek için kendi kamuoyları önünde silkelemektir.
Bu aralar Kıbrıs görüşmeleri daha önce de zaman zaman olduğu gibi bir bahar havasına girdi.
Hangi bahar olduğu meçhuldür. Yalancı bahar da olabilir.
Bu baharın ilkbahar mı yoksa sonbahar mı olduğunu hep birlikte göreceğiz.
Malum birinden sonra yaz diğerinden sonra da kış gelir.
Bu kez de bu iş olmazsa ve Kıbrıs’ta illa ki anlaşma yapılması isteniyorsa bence düşünülenden farklı bir anlaşma için zemin aransın.
Anglosaksonların söylediği gibi gelin çerçevenin dışından düşünelim.
Bakın o zaman ortaya nasıl bir anlaşma çıkartabiliriz.
Olası bir anlaşma sonrasındaki dönemde ortaya çıkabilecek olası iç çatışmalardan dolayı, her iki kesimde bu riski göze almak istemeyen son derece makul ve barış yanlısı insanlar var.
Her iki tarafta da anlaşma istiyoruz denilse de, “bu günleri arar duruma gelmeyelim” endişesinden dolayı, radikal düşüncede olmayıp yalnızca bu endişeden dolayı bir anlaşmaya tereddütlü yaklaşan hatırı sayılır kesim var.
İki kesimdeki radikal milliyetçiler bile yıllardır devam eden karşılıklı suçlama ve tehditlere rağmen fiili durumun değişmesi için çatışma istemiyor. Söylemde radikal kalmaya razı, yeter ki savaş olmasın diyenlerin sayısı da bu radikal görüşlü tabir ettiğimiz kesimde de hatırı sayılır bir sayıda.
Gündeme getirilse adada bulunun iki İngiliz üssünün kapanmasını veya en azından kullanımının ciddi bir şekilde sınırlandırılmasını isteyen kesim de bence her iki tarafta da rahatlıkla çoğunlukta olur. Hatta her iki kesimde en büyük blok bu noktada oluşur. Radikal görüşlü ve ortak devlet karşıtları ile barış yanlısı artı tereddütlü barış yanlılarının tümünü kapsar bu blok.
Bir de en son gündeme giren doğalgaz gelirinin adada bütünlüklü çözüm olmasına takılmadan evini, malını mülkünü kaybedenlere verilmesine karar verilse. Bunun tespiti için ortak bir komisyon kurulsa ve öncelik bu mağdurlara verilse. Mülkiyet komisyon kurulmuşken, yapılacak olan çalışma da hazır olmuş olacak.
Şaka gibi ama bence masada konuşulanlara nazaran bu dört maddelik anlaşma çok daha kolay mutabakat sağlanacak bir metin haline getirilir.
Benim çözüm önerim yeni bir hareket oluşturulmasıdır.
Kıbrıslı Türkler ve Rumların bir araya gelmeden çatışma, anlaşma ve üsleri istemeyenlerin ve doğalgaz gelirini bu sorundan mağdur olanlara verilmesi hareketini kurmalarından söz ediyorum.
Alın size çerçevenin dışından bir görüş ve öneri.
İlle de anlaşma deniliyorsa bu dört konu üzerinden bir anlaşma yapılsın.
Belki de bunu yaparız diye korkulduğundan hala daha anlaşma ve sonrası için ümit pompalamaya ve çözüm olsun olmasın süreci kendi kontrollerinde yürütmeye çalışıyorlar.
Statükodan karşılıklı taviz vermeden oluşturulacak ortak zemin arayışı her iki tarafın da nasıl bir yalan rüzgarı ile karşı karşıya kaldığını anlamasını sağlayacaktır.
Anlaşma yapılmasının istenmesi Kıbrıs adasının doğalgaz için istikrarlı bir “istasyon” ve lojistik merkezi haline getirme isteğindendir. Yoksa anlaşma ne Kıbrıs Türkünü yok etmek ne de adaya barışı getirmek için yapılmak isteniyor. Bunu da ancak çerçeve dışından düşünebilirsek görme şansımız olur.
































