Amerika Birleşik Devletleri, dünya üzerinde dönen insan ticareti üzerine hazırladığı 2015 raporunu açıkladı. Söz konusu raporda başka ülkelerden topraklarımıza getirilen kadınların pasaportlarına el konulduğu ve zorla fuhşa zorlandıkları ısrarla belirtildi. Yine bu rapora göre insan ticaretinin önlenmesi adına verilen uğraşta, Kıbrıs’ın Kuzeyi üçüncü ligde yani kötü imajlı kümede yer aldı. Hem de neye rağmen? Ülke içinden yükselen bunca “Bu iş yanlıştır” feryadına rağmen. Neden? Çünkü bunca zamandır yapılan uyarılara karşın yetkililer hiçbir tedbir almamasından dolayı. İşte bu cesaretsizlik, iş bilmezlik ve aymazlık yüzünden ancak üçüncü kümede yer bulduk. Aslında en kötü küme olan dördüncü ligde de yer alabilirdik. Belki de ilk ve tek kez tanınmamışlığın torpili sayesinde dördüncü lige dahil edilmedik. Zira raporu hazırlayanlar büyük ihtimalle pek çok olumsuz bilgiye tanınmamışlığımız yüzünden ulaşamamıştır.
İşin ilginç tarafı Güney Kıbrıs’ta bu rapora göre aynı yani üçüncü ligde bulunuyor. Yani anlaşma olmadan, hatta konu hiç taraflarca görüşülmeden, seks köleliğinde tedbir almamakta adanın hem Kuzey’i hem Güney’i olarak uzlaşmış gibiyiz.
Doğaldır, rapor açıklanır açıklanmaz, aydınlarımızın sesi daha da gürleşti. Radyo televizyon programlarında konu sık sık işlenmeye başlandı. 30 Temmuz günü Kanal Sim’de sevgili Serkan Soyalan’ın programı Haber Ajansı’nda konuk Sayın Mine Yücel’di. Konu yine aynıydı. Kendileri 2006 yılında yaptıkları adamızda seks köleliği ile ilgili çalışmadan kesitler aktarıyorlardı. Çalışmayı yapan gurup, gece kulüplerinde çalışan kadınları o mekânlardan almış ve yüz yüze görüşerek neler olup bittiğini öğrenip raporlamıştı. Rapor ayrıca bu kadınları taşıyan taksicilerle ve onlara refakat eden erkeklerle yapılan konuşmalara da dayandırılmıştı. O dönemde bu çalışma bayağı değer bulmuş ses getirmişti. Hatta bu rapor ve ışığında yaşanan toplumsal farkındalık sayesinde yasal tedbirler alınılmaya çalışılmış, bu da dönemin Amerika Birleşik Devletleri İnsan hakları raporunda artı değer olarak yer almıştı. Tabii sonra yine işin peşini bıraktığımızdan bu günkü realite kaçınılmaz oldu.
Öz konusu TV programını izledikçe insanın sinirlenmemesi elde değildi. Açıkçası ülkemin ve ülke insanımın bu büyük ayıbı, Mine Yücel’in her kelimesinde her cümlesinde şamar gibi yüzümüzde patlıyordu.
Teferruata girmeyeceğim. Defalarca yazıldı çizildi bunlar. Ama bir cümle vardı ki inanılmazdı:
“Bu kadınlar, yöneticilerince başarı kazanmış sporculara ve onların antrenörlerine ödül olarak sunulmaktaydı.”
Bunu işittiğim anda artık midem bulanmaya başladı. Sporu seven bir kişi olarak çok rahatsız oldum. Mine Yücel kanıtsız, kafadan atan bir insan değildi. Bunu söylemişse mutlaka bir kanıtı vardır diye düşünüyorum. O günden sonra birkaç ilgili yere olayı aktardım. Bir cevap alırım diye bekledim. Maalesef “Tıss” çıkmadı. Bu ülkede futbolcular derneği var, Antrenörler birliği var, Kulüpler Birliği var. Bir tanesi de çıkıp “Böyle bir şey olamaz yapan varsa aramızda barındırmayız” ya da “Yok böyle bir şey, iftira” ya da “Evet oldu bunlar. Özür diliyoruz ve bir daha olmayacağının garantisini veriyoruz” diye bir açıklama yapmadı.
İşin kötü tarafı Sayın Mine Yücel’de isim vermedi. Yani tüm spor camiası zan altında şimdi. Bu zan nasıl kalkar bilemem.
Aslında seks kölesi kadınların, nerdeyse tüm sektörlerin bir müşteri memnuniyeti sağlama aracı olarak kullandığı biliniyor. O kadar ki bilimsel kongre turizminin albenisini artırmak için adeta ön plana çıkarılıyorlar. Böyle bir ortamda spor camiasının sessizliğini anlamamak, belki de onlara karşı haksızlık oluyor.
Kısacası artık siyasi iradenin tedbir alması gerekli yasal mevzuatı bir an evvel yapması şarttır.
İnsan talep eder, talebini takip eder, onurlu duruşunun karşılığını alırsa yaşadığı devri, tarihe özel ve anlamlı sözlerle yazdırır. Aksi halde ise bugünün tarihini ileriki yıllarda yazıp okuyan insanlar, insanlığımızdan şüpheye kapılıp bize lanet edeceklerdir. Biz bu günün insanları olarak, insan ticaretinin, seks köleliğinin durdurulmasını siyasi makamlarımızdan talep etmek, bu talebi takip etmek ve bu ayıbı temizlemeyenleri demokratik oylarımızla sandığa gömmekle yükümlüyüz. Bu yükümlülüğü yerine getirmezsek modern dünyada yer alma talebimizin, o dünya tarafından dikkate alınmayacağını da bilmemiz gerekir…
KARİKATÜR

ANLAYAMADIKLARIM
Dünya son bir haftadır, Afrika’nın sembol Aslanı Cecil’in, Amerikalı bir diş hekimi tarafından öldürülmesinin hesabını soruyor. Tamam güzel, hayvanları tabiatı korumalıyız da, kaç yıldır orta doğuda ölen insanların hesabı sorumlulardan niye sorulmuyor, bunu anlayamıyorum.
VE ŞİİR…
Bu hafta sayfamızda usta şair Feriha Altıok’u ağırlıyoruz. Saygıyla:
Uyu Dediler.
Tıkandı tıkandı tıkandı soluğum soluyamadım…
“Yasak” dediler
Daraldı daraldı daraldı çemberim
Çıkamadım
“Ayıp” dediler
Yasak dediler ayıp dediler
Yazma dediler sevme dediler
Deme dediler
Elbağla dediler boyun eğ dediler
Uyu dediler… Uyu dediler… Uyu dediler
































