Sendikalar, “Göç Yasası gençleri ülkeden göç etmeye zorluyor” diyor ya, ben artık bunu aştım. Gençlere yapılan eziyet sadece “Göç Yasası” ile sınırlı değil. Yaşananlar bize gösteriyor ki, yasayı bir kenara itebilsek bile devlet, gençleri göçe zorlayan resmi bir politika izliyor. Öyle ki kötü bir organizasyonla yönetilen Devlet, bir yandan kendi kapısında istihdamı azaltıp, istihdam ettiği gençlere de düşük ücret vererek çalıştırırken bir yandan da bu yetmezmiş gibi kendi işini kurmaya çalışanlara da olmadık engeller çıkararak, onlara adeta eziyet ediyor.
Bir turizm şirketi açan genç bir arkadaşımız aylarca uğraşmasına rağmen hâlâ çalışma iznini alamıyor. Bürokrasinin önüne koyduğu dosyaları aşıp, işini yasal olarak kuramıyor. Çocuğun daireler arasında gidip gelmekten başı döndü.
Bir başka yerde, döner dükkânı açan gençler, sanki o beledi sınırlarda tek bunu yapan kendileriymiş gibi, tentelerini açmaları ve kaldırıma masa koymaları nedeniyle dükkânlarının mühürlenmesi tehdidi ile karşı karşıya kalıyorlar. Gençler “Niye sadece bizimki? Etrafımızda bu uygulamada bir sürü dükkân varken neden sadece bizimki?” diye sorduklarında ise onları kahreden cevapla yüzleşiyorlar: “Onlar eski mevzuata göre açmışlar, bu sebepten onlara dokunamayız.” Bu nasıl bir mantıksa. Eskiye izin var. Yeniye yok. Eski çok yaşasın bu ülkede. Genç olana ise yaşam hakkı yok.
Bir başka müteşebbis genç arkadaşımız da, yeni açtığı işinde hayat mücadelesine attı kendini. Bin bir güçlükle halka tanıtıp işini yoluna koymaya çalıştığı sırada Şehir Planlama Dairesi’nin hışmına uğradı. “Park yeri yok” gerekçesi ile açtığı iş yerine izin verilmeyeceğini bilgisini aldı. Hem de nasıl biliyor musunuz? Sosyal sigortasını yatırmak için ilgili daireye gittiğinde kendisinden çalışma izni istenmesi sonucu. Müracaatını aylar önce yapmış olmasına rağmen kendisine bilgi verilmemişti. Şehir planlama iş yerinin park yeri olmadığı gerekçesi ile çalışma izni verilmesine engel olmuştu Oysa aynı apartmanda başka işyerleri mevcuttu. Onlar eski iş yeriydi. Bu işyerinin kusuru ise yeni olması, yani sahibinin genç olmasıydı.
Anlayacağınız devletin tüm kurumları gençlere arkalarını dönmüş durumdadır. Ah! Pardon… Bir kurum hariç. Evet sadece bir kurum bu gençleri ilk günden kabul etmiş, hiç bir mevzuata takılmadan işlemlerini tamamlamış, onları adamdan saymıştır. Bu kurumumuz GELİR VE VERGİ Dairesi’dir. Daha ilk günden onları kayda almış KDV’lerini toplamaya başlamış, gelirlerinden vergi kotarmanın peşine düşmüştür. Devletimiz çalışma izni vermediği gençlerin kazançlarından vergi almayı bilirken, onları hiçbir şekilde yardımcı olmamaktadır. Bir başka genç insanımızın başına gelenlere de baktığımızda, bu ülkede bürokrasinin yaşam kalitemizi ne kadar azalttığını ve hayata tutunma çabasına ne kadar engel olduğunu anlarız. Bu son örnekteki arkadaşımız diğerlerinden daha şanslı. Kendi işyerini açıp gerekli izinleri alabiliyor. Kendine özgü iş yerinde çalışacak ya, evdeki küçük evladına bakması için yurt dışından birini getirtmek istiyor. Bin bir uğraş ve yığınla evrak hazırlandıktan sonra, bulunduğu nahiyedeki izin makamına gidip onaylatmak istiyor. Dosya incelenip “tamam” deniliyor ve söz konusu hanım kızımızdan, dosyasını LefkoşA’ya götürüp mühürletmesi isteniyor. Genç Kızımızın bu kadar uğraştan sonra hâlâ işinin olmaması asvalyasının atmasına neden oluyor. “Burası bir kaza değil mi? Türkiye’de İstanbul’da yaşasam böyle bir evrakı mühürletmem için Ankara’ya götürmem mi gerekir ?” diye isyan ediyor. Bürokrasi onu adeta çıldırtıyor.
İngiltere’de birkaç kuruş edinip ülkeye yatırım yapmaya gelip sert duvarlara vurup, kaçarcasına dönenlerin hikayelerine girmiyorum bile…
İşin en kötüsü ne biliyor musunuz? Bakanından Belediye başkanına, müdüründen memuruna herkes durumdan şikayetçi. Herkes bu durumun adil olmadığı düşüncesinde. Ne var ki devletin mevzuatı karşısında elleri kolları bağlı…
Anlayacağınız ülkemizde “İstikbal gençlerdedir” lâfı havada kalmıştır. Gerçek, “Gençler out, yaşlılar in” trendinde devam etmektedir.
VE ŞİİR…
Bu hafta Filiz Naldöven’in KAVİS adlı şiiri ileyiz…
KAVİS
Karşıdan karşıya geçiyorsun…
Soğuk kestane gözbebeklerin kavis
çiziliyor içim…
Karşımdan karşıya geçiyorsun…
Dikkatli siluetler polisler bedenimi
tebeşirle çiziyor yere ve göğe…
Karşıya geçiyorum yoksun…
Olduğumuz yerlere olduğun
çok özel kaldırımlara…
Önümden geçiyorsun olduk olmadık yerde..
Ben düşteyim üşümekteyim…
Esmer perçemin düşmüş alnına…
Alımına uçuyor bütün kuşlar…
Bir top yasemin tutuyorum burnuna
hava alanında çığlık çığlığa
göğe açıyor uçaklar…
Biz ayrılmış mıydık o kavuşmada…
Seni nasıl sevdim nasıl seni nasıl…
Dışı içe içi dışa koyarak…
Bekledim seni…
Bekliyor olacağım…
ANLAYAMADIKLARIM
Ben artık bizi anlayamıyorum. Devamlı “Ülkemiz kumarhaneler diyarı oldu” diye yakınırken, Vakıflar idaresinin “Tesislerimizde kumarhaneye izin vermeyeceğiz” açıklamasına tepki konulmasını gerçekten anlayamadım.
































