Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Devletime mesaisini ödedim

Bu bir “seyrüsefer ruhsatı” çıkarma hikâyesidir. Ekim sonu bitiyordu ruhsatım. 28 Ekim günü gittim ilgili daireye. Bir kalabalık var ki mahşer sanırsınız. Bir saate yakın bekliyorum ama sıram gelemiyor. “Yahu para vermeye geldim. Beni paramla rezil etmeyin” diyorum, dinletemiyorum. İçimden hep “Kardeşim bunu banka otomatik ödeme sistemine bağlasanıza. Ya da internet üzerinden ödeme alsanıza” diye geçiriyorum. Ama yok atalarımızdan kalma usullerle hayata devam ediyoruz. Organize olamıyoruz. İşin yoksa otur bekle. Üstelik gayri insani koşullarda.
Dayanamadım kaçtım oradan. Direk bir polis karakoluna gittim. Sağ olsunlar hemen tanıdılar beni. Hoş geldin faslından sonra derdimi sordular. “İhbar etmeye geldim” dedim. “Neyi” diye sorguladılar. “Kendimi” dedim ve ilave ettim, “İki gündür ruhsatsız araç kullanıyorum. Yasaları çiğniyorum. Kendimi ihbar ediyorum” dedim. Önce bakıştılar sonra güldüler. Kahve ısmarlayıp “Git belanı başka yerde ara” dercesine başlarından yollattılar.
Oradan çıktım sigortama gittim. Araç sigortamı iptal ettirmek istediğimi söyledim. Onlar da ilk önce “niye” diye sordular. “Araç ruhsatımı çıkaramıyorum. Ruhsatsız aracın sigortası geçersiz olurmuş. Bari sigorta ya ödediğimi de kurtarayım istiyorum” dedim. Gülmekten bir hâl oldular. Bir kahve ve yanında soğuk su ikram edip onlarda başlarından savdılar.
Oradan hastaneye döndüm. Kapıda hastalar karşıladı. “Bu kadar saattir neredesin ?” diye kızdılar. Bir tek onlar haklıydı. Ama bende haklıydım. Durup derdimi onlara anlatayım dedim. Daha lafın ortasında biri üstüme yürüdü. “Git yahu doktor. Uyuya kaldın besbelli. Şimdi de bize Aziz Nesin hikâyesi yazıyorsun” diye bağırdı.
Korktum. Güvenlik çağırmak için telefonumu çıkardım. Sonra aklıma telefon zamları geldi. İçimden “Bu kazığı yeyeceğine dayak ye” dedim. Gözlerimi kapadım gelecek yumruğu bekledim. Allahtan adam sadece ses bombasıymış. İşi ilerletmedi. Meğer asgari ücrete zam geldi haberini duyunca mutlu olup gevşemiş. Allah razı olsun hükümetten. Bu kez emekçi yanında oy kullanıp yüz kusur lira zam sağlamış. Bende böylece sıyırttım, şükürler olsun.
Ama araç kayıt dairesine yine gitmem gerek. Çıkarmam lazım bu ruhsatı. Gerçi Polis de beni durdurursa ceza meza ödemem. “Ben size geldim kendimi ihbar ettim, siz beni yollattınız” derim. Ama yok polisleri de üzemem. Zaten onlar devamlı kendi başlarını derde sokuyorlar bu ara. Ayrıca bir kahvenin kırk yıl hatırı var derler. Öderim cezayı. Nasıl olsa artışı kaptık. Değil mi ama ?
Evde hanım da rahat durmaz. İlle “Çıkaracan bu ruhsatı” diye söylenir. Bu gün perşembe. Erken kalktım dairenin yolunu tuttum. Orası yine sanki Kerbela. Herkes işini bırakmış sabah sabah kapıya gelmiş. Neyse uzatmayayım. Gittim numaramı aldım. Üstünde epeyi beklemem gereken bir sıra numarası yazıyordu. Birine sordum “Normal şartlarda öğleden sonra üç buçukta sıran gelir” dediler. Bende ayrıldım gittim işimi yaptım. Saat üçte tekrar geldim. Tam zamanıydı. Işıklı Levha sıranın bana gelmek üzere olduğunu gösteriyordu. Bana kadar olan numaraların sahipleri de orada değildi. Belli ki millet beklemekten usanmış daireyi terk etmişti. Sıra çarçabuk bana geldi. Hayret! Bu kadar sıkıntılı bir ortama rağmen güler yüzlü bir memurla muhatap oluyorum. Evraklarımı inceliyor. Çok kibar konuşuyor. “Muayenenizi yaptırmanız lazım”. Moralim bozuluyor. “Ne yapmam lazım?” diyorum. “ Bakınız isterseniz aracınızın ruhsatını ve muayene bedelini beraber şimdi ödeyin ve bir daha buraya geri gelmeyin” diyor bana. İşte o anda sevinçten kadının boynuna atılabilirim. “İnisiyatif alan memura rastlamak ne güzel” diye düşünüyorum. Makbuzumu alıp araç kayıt dairesine yol alıyorum.
Yolda bir arkadaşım arıyor. Durumumu öğrenince “Araç emisyon testini yapmadan gitme, muayeneyi yapmazlar” diyor. Hemen emisyoncu buluyor testi yaptırıyorum. En nihayet muayenedeyim. İlgili memur hızla bakıyor. Denetleme yapan general edasında tavırları var. “Plakaların değişme ister” diye not atıyor. Değişmeden muayene kağıdını vermeyecekmiş. Ah! İçimden ”Sen düşersin benim elime” diyorum. İnadım inat. Bu gün bu iş bitecek. Hemen az ilerdeki plakacıya gidip yeni plakaları yaptırıyorum. Geri muayene yerine gelip gösteriyorum. Bizim General! İşini bayağı önemseyerek yapıyor. Plakaları kontrol ediyor ve az önce aldığı notu karalayıp iptal ediyor. O anda adama olan kızgınlığım geçiveriyor. Saat beşe çeyrek var. İşlemlerim tamam.
Devletim gün boyu bana mesai yaptı ve ben buna karşılık toplamda 2320TL ödedim. “Paranla rezil olmak” diye buna derler her halde…
Tek tesellim Ulaştırmadan sorumlu Bakan Sayın Taçoy’un bana artık bu gayri insani uygulamadan vazgeçilip barkot sistemine döneceğini söylemesiydi. Bakanımıza göre seneye aynı sıkıntılar yaşanmayacakmış. Peki ben bu yazıyı neden mi yazdım?
Tarihe not düşmek için.
Gelen sene de aynı hengameyi çekersem Sayın Bakanıma yergi, çekmezsem övgü düzmek için.

 

VE ŞİİR
Bu haftaki Şiirimizi “Kuyu” adlı şiir kitabından aldım. Kitap ve şiir sayın Aliye Ummanel’e ait:

OYUN

Aşk vardı
Tay vardı
Birde kısrak
Kısrak
Kızıl yelelerini savurarak
Koştu tayla
Doludizgin
Gündüz gece
Bastığı yere aldırmayarak
Yer çöktü
Kısrak gömüldü
Durdu adımlar
Sesler kesildi
Soludu tay
Nefes nefese
Kısrağın soluğu kesildi
Ay karardı
İndi perdesi göğün
Bir oyun böyle bitti

 

ANLAYAMADIKLARIM
Partilerimizin “Siyasi Partiler ve Seçim Yasası”nı sadece seçime bir iki hafta kala değiştirmek isteyip zamana yenilme senaryosunu anlayamıyorum demeyi çok isterdim.

YORUMSUZ

 

 

OBJEKTİFİMDEN- KAYA MEZARLARI- GİRNE