Hafta sonu İstanbul’daydım. Çok güzel iki insanın Simge ile Eser’in, İstanbul Boğazı’na nazır nezih bir mekan olan Hayal Kahvesi’ndeki düğünlerine katıldım. Cuma akşamüstü Ercan’a giderken yakaladı yağmur beni. Bu sırada cep telefonuma Havadis’in mesaj paketi “THY uçağının alana rahat inemediğini” bildiriyordu. Doğrusu gelen mesajların yanı sıra o sırada yağan yağmurun şiddeti bana bayağı rötar yiyeceğimiz algısını oluşturdu. Neticede otuz dakikalık bir gecikmeyle havalandık ki buna o şartlarda dünden razıydım.
İstanbul’da da hava çok iyi değildi. Denilene göre son on gündür aralıksız yağmur yağıyordu. Buna karşın hayat normal devam ediyordu. Ne elektrik kesintisi vardı, ne de internet kayboluyordu. Oysa aynı anda yine Havadis haber paketinden gelen mesaj tüm KKTC’nin birkaç saat elektriksiz kalacağını duyuruyordu.
Oysa tam otuz yıl önce İstanbul’a tahsil için gittiğimde burada elektrik kesintilerini ilk kez yaşadığımda çok şaşırmış, bir o kadar da Türkiye için üzülmüştüm. Açıkçası bunu otuz yıl sonra kendi ülkem için yapacağımı düşünmeden üzülmüştüm. Bunca yılda onalar ileri giderken biz hep geri adım atmışız. Bu duygularla “Yazık” diye düşünüyorum.
Ne var ki hayat devam ediyor. Üzüntüyü bir kenara bırakalım. İçimden size bir yaşanmış olay birde fıkra anlatmak geçti bu gün. Maksat somurtan yüzleri güldürmek. Öyle Anayasa referandumu ile seçimle bir ilgisi yok. Ama ille de kıssadan hisse çıkartmak isteyen olursa kendi bilir.
****************
Yıllardan 1977. Tahsildeyim. Okulumuz bir çatışmadan dolayı süresiz kapatılınca, arkadaş grubumuzla Londra’ya gitmiştik. On gün kalmıştık orada. Eğlenip alışveriş yapmış, gezmiştik İngilizlerin başkentini. Aramızda bizim sınıftan olmayan bir kız vardı. Çok güzeldi ama kafası çok çalışmayan tiplerdendi. Bunu bir gün alışveriş sırasında kaybettik. Çok korktuk çünkü İngilizce bilmiyordu. Hepimiz bir tarafa dağılıp hızla onu aramaya başladık. Sonunda o sarışını bulmak bana nasip oldu. Bir ayakkabıcıda tezgahtar genç bir adam, ona sergilediği onlarca ayakkabıyı satmaya çalışıyordu. Onlara yanaştım ve her şeyin yolunda olup olmadığını sordum. Kız, Türkçe problem olmadığını söyledi. Bunun üzerine İngiliz tezgahtar bana döndü ve “Galiba arkadaşınız İngilizce bilmiyor” dedi. Bende onu “Evet! Bildiğim kadarı ile yes ve no dışında başka kelime bilmiyor” diye cevapladım. İngiliz tezgahtar ayağa kalkıp yanıma geldi. “O zaman yanlış anlamazsanız bir tavsiyem olacak. Otuz dakikadır her söylediğime YES diye cevap veriyor. Oysa İnsan anlamadığı bir soruya ille cevap verecekse NO demesi daha bir hayırlıdır” deyi verdi. Karşılıklı gülüştük…
*****************************
Genç delikanlı markette yeni işe başlamış, market sahibi ona ne yapması gerektiğini anlatmıştı. “Bak evlat! Bizim için önemli olan satış yapmak müşteriyi boş göndermemektir. Bunun için çaba harcamalısın. Örneğin bir müşteri geldi ve senden ayakkabı silme bezi istedi. Sense bunun stoklarımızda kalmadığını fark ettin. İşte o zaman ona kalmadı demeyecek, onun yerine ayakkabı boyası satmaya çalışacak ve bunu başaracaksın, anladın mı?” demişti. Acemi tezgahtar ise “Anladım” diyerek işe başlamıştı. Ne var ki iki saat sonra genç adam bir müşteriden esaslı bir yumruk yediği haberi gelmişti. Bunun üzerine patron koşarak yanlarına gitmiş ve ne olduğunu sormuş. Zavallı tezgahtar ağzı burnu kan içinde anlatmaya başlamıştı: “Sizin öğüdünüzü tuttum patron. Beyefendi benden tuvalet kağıdı istedi. Bende kalmadığını fark ettiğimden kendilerine zımpara kağıdı vermeyi önerdim. Sonuç bu…”
**********************
Neden mi yazdım bunları? Zor bir hafta sonu geçiren halkımız biraz gülümsesin diye… İlle de münafıklık düşünecek olan kendi bilir!
ANLAYAMADIKLARIM
Yangın helikopteri alımının gündeme tekrar alınması için, tekrar orman yangını mı çıkması gerekiyor. Bunu anlamakta zorlanıyorum…
KARİKATÜR

OBJEKTİFİMDEN: SİMGE& ESER
































