Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“BAYAT EKMEK” ÜZERİNE!.. VE (KISACA TAKILDIKLARIM!)         

(Hayat pahalılığına yönelik tepkiler sinirleri de germeye başladı! Medya’nın anası sayılan yazılı basın gün geçmiyor ki manşetinden “pahalılığı protesto edecek” çarpıcı bir vurgulamayla yayınlanmamış olsun..

Ve gün geçmiyor ki artık tanıdık eş dostlar birbirlerine merhaba bile demeden önce “pahalılıktan şikâyet etmesin!”

Toplumsal tepkiler halini alan pahalılığa yönelik şikâyetleri anlayışla karşılamak gerekir.  Çünkü bu şikâyet ve protestolar  büyük oranda hükümetin soruna ilişkin  çalışma ve motivasyonuna da etki eden unsurlardır..            Haa! Denecek ki  “ama bizim hükümete?” Olsun ama. Pahalılığın nasıl bir felaket haline geldiği seslerinin  kulakları delmesi bile  faydalıdır!                                                ÖTE YANSAN: Bir süre önce  ben de  “pahalılığın” nedenlerini bulmak için çabaladım. İtiraf edeyim hatta neden böylesi bir toplumsal olayı yorumlayabilecek seviyede  ekonomik bilgiye sahip olamadığıma hatta neden “Ekonomi” değil de Felsefe sosyoloji gibi  abese iştigal sayılacak bilimleri öğrenmeye çalıştığıma esef ettimdi çünkü  artık dünya  ekonomik yörüngeler üzerinde dönmekte!                                                                                                             ***

FAKAT BU sav madalyonun sadece bir yüzü olmalıdır. Mesela KKTC’de bu pahalılık krizi önceleri  halk katlarından o kadar da tepki görmediydi!  Anlatayım:                  ŞU ANDA “bayat ekmeğe bile muhtaç olan insanlarımızın” pahalılığa nasıl yenik düştüklerini “bir büyük toplumsal sorun olarak protesto ederken, yıllar yılıdır şu aşağıda sadece bir kısmını sıralayacağım “bozuk düzenleri oluşturan toplumsal vakalara” nedense gözlerimiz hep kapalı bakarken, kulaklarımız da hep tıkalı kaldı?

NİTEKİM neden şimdilerde  daha ucuzdur diye fırınlardan bayat ekmek alanların toplumsal yansımaları “felaket felsefesi “oluyor!                                                 Oluyor ama  yine de  bu memlekette  akşamları eğlence yerleri ile meyhanelerini  hınca hınç dolduranların.. Ve bu mekânlara azıcık geç gitseniz masa bulamamanın gerçeklerinde,  pahanın da  pahası üstünde parasal ödemeler yapılmakta olduğunun  ne sözü edilmektedir ne de şikâyeti!                                                 NEDEN yollarımızda vızır vızır seyrüsefer eylerlerken pahalarına memleketin bütün fırınlarının ekmeklerini satsanız ulaşamayacağınız en lüksünden arabalar gözlere batmamaktadırlar!

NEDEN artık toprakların,  ağaçların, doğanın görülemediğince göklere yükselen apartmanların, otellerin, villaların, sürekli yerden biter gibi evlerin her bir yandan “inşaatlar furyasının” aldı başını giden imar iskân olayının “nedirler nicedirler parasal değerlerinin” sorusuna takılmak kimsenin hatırına gelmemektedir?

OTEL salonlarını dolduran şarkıcıların Türkücülerin onları izleyen binlerce insanın eğlenceleri harcamaları karşısında dikkat çekici bir soru geliştirerek  “fakat hangi parayla” sorusunun sorulmasına neden  hiç gerek duyulmamaktadır?

UZATMADAN keseyim: Bu ülkede yıllardır ayni medya, devlete verilmesi gereken verginin verilmediğine yönelik şikâyetlerini de manşetlerinden ayazlatmıştır..

***                                                 PEKİ BAYAT ekmeğe muhtaç kalmış insanların halleri ile devlete verilmesi gerekirken kaçırılan vergilerin bir ilgisi yok mudur?

KAÇIRILAN vergilere karşın aklanan kara paraların soru sualini hiç etmiyorum! Fakat vergiden kaçırılan tek kuruşun bile bir garibanın boğazından eksilen lokması değil midir?

KALDI ki büyük ihtiyaç nedeniyle ne  inşaatları başlatılan Devlet hastahaneleri hizmete girebiliyor ne parasızlıktan okullar inşa edilebiliyorlar!

YANİ devlet “bütçesizlikten” kamuya yönelik hizmetlerini yerine getiremiyor ki zavallı gariban insanları   bayat ekmeğe muhtaç duruma sokmuş olmasın!                                                                 ***

BAKIN BU ÜLKEDE her zaman “mütegallibe” de oldu  gasp da! Bugün da vardır  ki öncelikle sorulur: “Devlete kaç kuruşluk vergi verdiniz?”                                                       DENECEK Kİ: “Ama yatırım yapıyoruz…” “İş gücü yaratıp istihdamlar gerçekleştiriyoruz…” “Toprağı ekip biçip üretiyoruz…” “Hayvancılık, çiftçilik, balıkçılık yapıyoruz…” “İnşaat sektörüyle ülke iskânına katkı koyuyoruz…” “Ticaret yaparken türlü çeşitli ticari metaı pazarlarken, kısaca iş yapıyoruz iş!”                                                AMMA bir de şöyle demiyor musunuz? “Onca ekonomik sektörün  çarklarını çevirirken, toprağı ekip biçerken, istihdamlar gerçekleştirirken, üstüne bir de vergi mi vereceğiz?” “Böyle bir vergilendirme  üreticinin esnafın, tüccarın, sanayicinin gelişmesine engel değil mi?”

FAKAT İŞTE GERÇEK: O verilmesinden kaçınılan vergilerdir ki bu devletin bazı insanlarını fırınlardan bayat ekmek satın almaya sevk etmektedir!

AYNİ sıralarda  ayni ekonomik koşullarda ise vergi vermeyen “sizler, bizler, onlar” kendi kâr marjlarımızla kazancımızdan beş kuruşluk fedakârlık yapmadan, buna karşın ekmek fiyatlarına zam üzerine bastırırken, sonunda bozulan ücret-fiyat nedeniyle insanları bayat ekmeğe muhtaç duruma getiriverdik!

***

PARDON! Elbette özel teşebbüse, yaratılan işgücüne, şirketlere, yatırımcılara ve tüm üreticilere…

TOPRAGINDA alın teri dökerken ekip biçen  tarım emekçisine, yatırım yapan iş insanlarına, Şirketlere, marketlere, ithalatçılara, ihracatçılara saygımız vardır..

KKTC, sayelerinde arzu edilen ekonomik devinimi yakalayamamışsa da uğraşları saygıdeğerdir..

O ZAMAN sorun nedir? Devletin bir kesiminin  yukarıda vurguladığımca fukara olmasıdır!  Bu fukara insanları  bayat ekmeklere muhtaç bırakacak kadar kısıtlı bütçelere mahkûm ederken  ihtiyaçlarına cevap verememektir!….

HADİ buraya kadar gelmişken bu “toplumsal ve sınıfsal açmazlara” da küçük dokunuşlarla takılalım:

***

KISACA   TAKILDIĞIM: Bitti bitecek derken yeni habere göre Ercan Hava alanının açılışı gelecek yıla kaldı! Ki düne kadar gurur duymamız için “şöyle hava alanı böyle terminal binası” diye diye bekledik o yeniyi güzeli!

FAKAT AKP’nin ve söylentilere göre de bir zamanlar Sn. Erdoğan’ın refiki olan Emrullah Turanlı beyefendinin on yılı aşkın süredir kaymağını yemekte olduğu hava alanını elinden almak hâlâ mümkün görülmüyor!                                                         HEM de Hangi koşullar içinde. TC’nin Sn. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun tam da ayni sıralarda “KKTC’nin haklarını kararlılıkla korumaya devam edeceğiz” söyleminin  gök kubbemizde çınladığı bir vakitte! Ne talihsizlik!

***                                                          VE ARDINDAN bir haber daha : 2023 bütçesinin “açığı” daha şimdiden 3 milyar 50 milyon TL.ye baliğ olmuş!

Ki söz konusu “bütçe” mevcut hayat pahalılığını da dikkate alarak artarken, tutun ki insanları bayat ekmeklere muhtaç etmemek için “desteklerle” üretimlerin  yatırımların,   ihracatın önünü açacaktı!

OYSA daha şimdiden gelecek yıl  “bütçemiz” de muhtacı dide duruma düştü ki gayrı “bayat ekmek satın almak yerine pasta mı yiyeceğiz? Öte yandan:                                                                                                         ***

ÖTE YANDAN: Haftayı böylesi yorumlarla  kapatmayı hiç istemiyordum! Ki artık irademizin dışında gelişen TC-Yunanistan sürtüşmesi var ki aralarındaki dalaş Kıbrıs’ı yeniden ve öncesi olaylara göre daha kötü etkiyecektir.

Böyle bir olasılık şüphesiyle yaşamak bile bunalım yaratırken ya gerçekten o dalaşma söz konusu olursa! İnşallah olmaz diyelim. Çünkü bu adada Kuzey-Güney Kıbrıs derken “kalın duvarlarla bölgeleri birbirinden ayıracak gelişmelere kadar varacak bir çatışma olasılığı  1974’ün sağlayıcısı değil sonu belirsiz yeni felaketlerin başlangıcı olacaktır. Hatta bölgede  “ülkeler savaşları” yaratacak kadar!