Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yemeklerden sonra bir çorba kaşığı ekonomi, bir çay kaşığı hukuk

Rum bir doktor arkadaşım, Güney Kıbrıs krize girdiğinde bana “bu global kriz bizi fena vurdu, siz nasıl başa çıkıyorsunuz?” diye sorduğunda ona cevabım biraz trajikomik olmuştu: “Sevgili dostum, ben kendimi bildim bileli zaten hep krizdeyiz. Anlayacağın efsunluyuz biz. Bu nedenle sizin etkilendiğiniz kadar etkilenmeyiz” demiştim. Demiştim demesine ama son on yıldır en azından dövizin istikrarı yönünde yaşanan “Lale Devri”nin bitebileceği korkusunu da yaşamıştım.
Sonunda korktuğum başıma geldi…
Ah ah! Kriz teğet geçecekti hani? Bekledi bekledi, geldi tam on ikiden vurdu hepimizi. Sadece son on beş gün içindeki hızlı çıkışı ile döviz rekorlar kırdı. Emeğin değerini aldı götürdü yok etti.
En son bu ölçüde bir krize, rahmetli Ecevit’e fırlatılan Anayasa kitapçığı neden olmuştu. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in gerçekleştirdiği bu eylem aslında sadece bir bahaneydi. Pamuk ipliğine bağlı ekonomi, bir anda vitesi boşa düşmüş yokuş aşağı giden araba gibi inişe geçmişti. Aslında ekonomi çok kötüydü. Atılan anayasa kitapçığı, sadece ve sadece patlamaya hazırlanan bombanın fitilini kısaltmıştı.
Yıllar sonra aynı şey oldu. Uzun zamandır birçok ekonomist, Türkiye’de durumun çok da iyi olmadığını, ekonominin sanıldığı kadar iyi olmadığını söylüyor yazıyordu. Gezi eylemleri sırasında hafif hafif sallanıp da yıkılmayan ekonomi, “sebebi malum olaylardan!” sonra yerle yeksan oldu. Ekonomi yazarları, dövizin daha uzun zaman yükselme eğiliminde olacağını söylüyorlar. Bu durumda, umarım “Türk Lirası” kısa zamanda, bir süre önce kaybettiği sıfırlarına yeniden kavuşmaz (!)…
Açıkçası ben Türkiye’de bu günden sonra ne olacağını kestiremiyorum. Kestiremeyen yalnız ben olsam hiç mühim değil ama maalesef yabancı sermaye de aynı durumda. Hal böyle olunca da paralar Türkiye’den alınıp daha güvenilir ülke borsalarına taşınıyor. İstikrar sağlansa da bu para ne kadar zamanda tekrar geri döner, o bambaşka bir konu. Hem acaba bu durumlardan sonra istikrar olsa da yabancı yatırımcı geri döner mi acaba?
Sahi… Birde hangi yabancı yatırımcı, dört milyon doları, ayakkabı kutusunda saklayan bir banka genel müdürüne sahip ülkeye parasını emanet eder?
Biz Kıbrıs Türklerinin yaşananlara karşı yapacak fazla bir şeyi olmadığını düşünüyorum. Türkiye, emekli Genelkurmay Başkanı’nın dahi örgüt kurmaktan itham edilip aylarca yargılanmadan hapiste tutulduğu bir ülke. Aynı ordunun üst düzey generallerinin, komutanlarının kaderine eşlik etmesine neden olan bir hukuk sistemine sahip bu ülkenin geleceği hakkında fikir yürütmek mümkün mü? Hele de bu ülkenin başbakanı generaller içeri alınırken hukuktan, kendi arkadaşları toplanırken de “komplo”dan bahsediyorsa…
Bir savcı iddialarında haklıdır haksızdır bilemem ama nasıl olurda, çalıştığı adliyenin önüne çıkıp kendisi tarafından kaleme alınmış (!) basın bildirisini medyaya elden dağıtır? Böyle bir olayın yaşandığı ülkenin geleceği hakkında fikir beyan etmek olası mı?
Türkiye yine hasta… Reçetesi belli. Yemeklerden sonra bir çorba kaşığı ekonomi bir çay kaşığı hukuk lazım. Lazım olmaya lazım da kim verecek? Bunu da bilmek lazım.
Vallahi bunları yazarken bir tek şeye şükrediyorum. Bir zamanlar KKTC hukuk sistemini, ille Türkiye’ninkine çevirelim diye ısrar edenler bunun için çaba sarf edenler vardı. İyi ki başaramamışlar. Ya da iyi ki birileri buna engel olmuş. Yoksa buralar iyiden yaşanılmaz hale gelecekti.

VE ŞİİR…
Mağusa Hisarları

Heybetli duruşunda neler saklı
Neler saklı, Mağusa hisarlarım
Ketum ağzından dök
Dök sözcükleri cömertçe akıt
Söylemesen bilmeyecek
Sırtında aşk arayan çocuk

Neler aktı, neler içkindir taşlarında
Sen sen olmaya yemin ettikten sonra
Kaç göz düştü bilyeler gibi
Ezildi taşlarının altında
Kaç kaburga parçalandı
Uzatırken bulutlara boyunu
Kaç Lüzinyanın
Kaç Venediklinin teri
Düştü toprağına

Sonra
Kan kan kan
Göz kapakların kızıla doydu
Kör baktın o acılı insana
Yanarken hendeklerinde Osmanlı’nın, Venediklinin canı
Ve oyulurken derisi Bragadino’nun
Kesmiştin kulaklarını sen
Tam da o gün
İlham oldun yüzyıllar sonra
Van Gogh’a

Osmanlı geldi mehteran takımıyla
İki öne bir geri
İngilizler geldi Tomi Tomi
Elleri ayakları sarılı bir adaydı toprağımız
Kaçamadı hiç bir yana
Ne getirdiyseler taç yaptı

En çok taze gargalarla güler
Yaşlı gargalarla ağlarız şimdi
Çok kirlendik, kirlettik bencilce
Bir avuçcuk bu adayı savurduk havalara
Ağzından girip
Ciğerlerinde nefes alan şehit anaları
Ölümlerden ölüm beğendiydi oysa
Zehir tadını çektiydi burnuna yaşamın
Mermi arkasından koşarken onların çocukları
Ne gül toplayabildiler
Ne yasemin
Kandırdı yetmiş dörtten beri susan silâhlar
Kandırdı sessizlik her yanı
Bir barış var dediler ufukta, bekle gelecek
Bekledi çocuklar, analar, bir ömür
O çocuklar şimdi baba, dede bile oldular

Ne barış kaldı, ne insan
Beyazın yüzü kalmadı sokağa varacak
Bir şarkı kaldı dillerde tek
“her yer karanlık!”…

 

Mutlu olmak isteyen adam
Düşünün ki Bali’ye tatile gittiniz. Tatilin sonuna doğru, orada çok ünlü bir “şifacı” olduğunu duydunuz. Sizin aslında sağlık yönünden hiç bir şikayetiniz yokken, sırf meraktan bu şifacıyı ziyarete gittiniz. Şifacı sizi kontrol etti ve aslında hiçbir fiziki şikayetiniz olmadığını, sadece “mutsuz” olduğunuzu söyledi. Ondan mutluluğun reçetesini ister misiniz, yoksa gülüp arkanızı döner gider misiniz?
Laurent Gounelle’nin ikinci romanı olan ve dünyada değişik dillerde milyonlar satan kitabın ismi “Mutlu olmak isteyen adam”…
Okurken aslında bildiğiniz, ama çeşitli nedenlerle yapamadığınız mutluluğa giden yolu yeniden keşfedeceksiniz. Zaman zaman kaybettiğimiz psikolojik yapımızı nasıl kontrol altında tutmamız gerektiğini bir daha öğrenecek, ruh sağlığımızın beden sağlığımızla ne kadar paralel gittiğini bir kez daha saptayacaksınız. Çevirisi Işık Ergüden’ce yapılan, Pegasus yayıncılık tarafından basılan roman 195 sayfadan ibarettir… Yeni yılda bu kitabı hepinize MUTLULUK getirmesi dileğiyle tavsiye ediyorum…

Anlayamadıklarım
Türkiye’de yaşanan yolsuzluk iddialarından mı, Kıbrıs’taki 366 geçici memur krizinden mi, hayatın artan pahalılığından mı, yoksa Antalya Körfezi’nde yaşanan 6.0 şiddetinde ki depremden mi? Hiç anlayamadım ama sallanıyorum…

Facebook anketi
Bu hafta da sosyal paylaşım sitesinden Kıbrıs’ın kültürel milli yemeğini sordum. Çok sayıda insan tercihini bildirdi. İlk sırayı molohiya alırken, birçok insan Arap kökenli bir yemek olduğu için sıralama dışı tutulmasını istedi. Ama bir gerçek vardı ki biz molohiyayı Araplardan daha çok sevdik. İşte sıralamamız:
Molohiya 27
Şeftali 14
Fırın(hırsız) kebabı kleftigo 12
Makarına bulli 8
Pirohu ve tatar böreği 4
Herse 4
Bullez 3
Hellim ve nor böreği 2
Gatmer 2
Golifa 2
Launa çorbası 1
Kıbrıs köftesi 1
Samarella 1
Bumbar 1
Kolokas 1
Gabbar turşususu 1
Sulu mahallebi 1
Enginar dolması 1
Yumurtalı badades 1