Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İyi niyetli davranışlar işe yaramayabilir

Bir süre birlikte çalıştığımız üsteğmen Vecdet Ertek Gürpınar’ın tabur komutanı ile arasının iyi olmadığını biliyordum ama nedenini bilmiyordum. Ne ben sordum ne de kendisi söyledi. Aslında ketum bir insandı, boşboğazlık etmezdi.
Kırk küsur yıl sonra kendisinin kaleme aldığı kitaptan öğrendim nedenini. “Kıbrıs Ve Barış Harekâtı” adlı kitabında komutanın adını belirtmeden şöyle diyor:
“Savaş döneminde bölüğüme hiç uğramayan tabur komutanı, sık sık bölüğü ziyaret ediyor, gücümüzü aşan taleplerde bulunuyor, tekliflerimizi ise gerekçesiz reddediyordu. Bir gün hava karardıktan sonra hem de habersiz olarak, sivil bir araçla tabur karargâhında görevli bir astsubayı göndermişti. Nöbetçilerin ikazına ve sordukları parolaya terbiyesizce cevap veren astsubay havaya ateş edilerek ikaz edilmiş ve gerisin geriye dönmek zorunda bırakılmıştı. Daha sonra tabur komutanının beni araması sonucu olay kendisine anlatılmış ve kendisinden söz konusu astsubayın cezalandırılması ve habersiz bir daha bölüğe gönderilmemesi talep edilmişti. Ancak bu talebim yerine getirilmemişti. Bu olay aramızdaki gerginliği doruk noktasına çıkarmıştı.” (s. 352)
“Savaş döneminde bölüğüme hiç uğramayan” ifadesini askeri/diplomatik dilden günlük dile çevirirsek aslında üsteğmen şunu demek istiyor: “Savaş sırasında köşe bucak saklanan, ortalarda hiç görülmeyen, savaştan sonra gösteriş budalalığı yapan” komutan. Üsteğmenin, benim tanıdığım kadarıyla, böyle bir komutana saygı duyması mümkün değildi. Kendisi zaten şöyle diyor: “Astını ölüme gönderirken ona aslan, kaplan diyerek geride kalan ve sonra da tüm başarıyı üzerine alanlar, bu davranışlarını ancak bir iki defa tekrar edebilirler. Astı üzerindeki inandırıcılığını kaybeden komutan, başarılı olma şansını da kaybetmiş demektir” (s. 367). Kitapta olayın arkası anlatılmıyor. Onu da ben anlatayım.
Tabur komutanı, vakitli vakitsiz bölüğü denetlemeye geliyordu. Belli ki Vecdet beyin ayağını yakalamak istiyordu. O da buna karşı tedbir aldı. Gaziler köyünün girişine bir nöbetçi koydu. Margo çiftliğinden komutanın askeri aracı eşkerince nöbetçi telsizle hemen üsteğmeni haberdar ediyordu. O da gerekli tedbiri alıyordu.
Vecdet ve Nuri beyler döneminde orada bir nöbetçinin bulunması sorun olmadı. Ama o ikiliden sonra gelen komutanlar ciddi sorunlar yaratmaya başladılar. Önce nöbetçiler ikiye çıkarıldı. Bunun sonucunda siviller Gaziler köyünün girişinde de çıkışında da kontrol edilmeye başladılar. Daha sonra birileri nöbetçilerin durduğu yere bir de kapı koydurdu. İnip kalkan bariyer denetimi hem zorlaştırdı hem de kontrol zamanını uzattı. Ve bu yıllarca sürdü gitti. Derdimizi kimseye anlatamadık. Kabak döndü dolaştı, oradan geçmek zorunda olan sivillerin başında patladı.
Savaştan sonra, iyi niyetle, Akıncılar’da yaşayan köylülere yardım etmek istedik ama o da yanlış yorumlandı. 1964 yılında etraf köylerdeki Türklerin çoğu Akıncılar’a taşınmıştı. Goşşi, Petrofan, Piroyi, Bodamya, Aysozomeno, Dali, Dizdarköy, Koççat, Margi, Matyat köylerinin Türkleri, Akıncılar’da hem de uzun yıllar ahırların içinde yaşamak zorunda kalmışlardı. Bu insanların çoğu, tarlalarını ekip biçmek için köylerine gidemiyorlardı. Üstelik bu insanların çoğu ya çoban ya da rençberdi.
Gaziler (Piroyi) etrafında işlenmeyecek bir sürü tarla vardı. Bu tarlaları bu insanların hizmetine verelim. Geceleri nöbet tutarak mücahitlik yapan bu  insanlar göndüzleri tarlalarda çalışsınlar ve bunun sonucunda ailelerini geçindirecek para da kazanmış olsunlar. Hatır gönül, hısım akraba demeden her isteyene tarla verildi. Hemen akabinde traktör sesleri ovaları inletmeye başladı.
İlk darbe tabur komutanından geldi. Pür ateşti. Kendinden izinsiz böyle bir şey nasıl yapılabilirdi? Şöyle diyor Vecdet bey kitabında: “Beni çok iyi tanıyan tabur komutanı, tek amacımızın çaresiz kalmış olan AKINCILAR köylülerine yardım etmekten başka bir şey olmadığını çok iyi biliyor ama yine de kendisine sorulmamasını hazmedemiyordu” (s. 354).
Aslında üsteğmeni ve belki de beni rüşvet almakla suçlamak istiyordu. Nedense üsteğmenin tarlaları köylülere icar ettiği kanısındaydı. Bunu ima ediyor ama açıkça söylemiyordu. Malum olduğu üzere insanlar, başkalarını kendileri gibi sanırlar diyeceğim ama dilim varmıyor. (Devlet yıllardır o tarlaları köylülere icar ediyor.)
Vecdet bey haklı olarak benim olayın tanığı olduğumu vurguluyor: “Rusya’da okumuş ve sosyalist terbiye almış olan Bekir YUSUF da AKINCILAR Tabur Komutanı ile birlikte planladığımız ve uygulamaya koyduğumuz konudan baştan beri haberli olan bir kişi olarak son derece mutlu olmuştu” (s. 354).
Doğrudur, olayın tanığı hatta suç ortağıydım. Vecdet beyi biraz tanıyan biri, bu tür işlerden menfaat sağlayacağını aklının köşesinden bile geçirmez. Üstelik şu da var: Köy yerinde bu işler gizli saklı kalmaz. Köylünün ağzı o kadar da sıkı değil. Eninde sonunda birileri baklayı ağzından çıkarır. Bugüne kadar Vecdet bey için böyle bir şey söylendiğini duymadım. Duyan varsa beni de haberdar etsin.