Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ufukta çözüm görülüyor mu?

Yetkililer bize 2016 yılının çözüm yılı olacağını söylüyorlar. Ve, haklı olarak, geniş halk kitlelerinin kendilerini desteklemelerini istiyor ve bekliyorlar.
Çözüm isteyenler, tünelin ucunda ışık görüldü diye seviniyor ve birkaç ay içinde referandum olmasını hayal ediyorlar. “Zaten uluslararası konjoktür de çözüme çok uygun. Boydan boya çalkalanan Ortadoğu’da bir çıban başının ortadan kaldırılması fena olmaz” diyorlar “94 yıl sonra İzmir limanında Foda yortusu nedeniyle suların kutsanması ve denize istavrozun (haçın) atılmış olması hayra alâmettir”.
Çözüm isyemeyenler, kaşlarını çatıp “Öyle şey olamaz” diyorlar. Herkesin, 1960’larda çöplüğe terkedilmiş çocuk muamelesi yaptığı Kıbrıs Devleti, şimdilerde kıymete bindi. Rumların bir bölümü, çözüm olması halinde devletin yıkılacağına inanıyorlar ve onu yıktırmamaya çalışıyorlar. İzmir’deki kutlamalar için “Türkler gözlerimize kül serpiyorlar” diyerek memnuniyetsizliklerini dile getiriyorlar.
Her şeyin yerli yerinde kalmasını ve hiçbir şeyin yerinden kımıldamamasını arzu eden Kıbrıslı Türkler de yok değil. Bunlar, geçen hafta Kıbrıs’ta bulunan AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır’a ateş püskürüyorlar. Yaptığı bir konuşmada bölünmüşlük açısından Lefkoşa’yı Berlin’e benzettiği için.
Ben şahsen farklı bir kategoriye mensup biriyim. Bir an önce çözüm olmasını istiyorum ama, gözlerimin zayıf olmasından mı nedendir, tünelin ucunda bir türlü ışık göremiyorum. Referandum sonucunu duyuncaya kadar da görebileceğimi sanmıyorum.
Bir kere, etrafta çözüm havası, barış aroması koklamak mümkün değil. İnsanlar ya neme lâzımcı modunda ya da korkuya garkolmuş durumda. Çözüm coşkusu hak getire. Korku ön planda.
Bir süre önce Hristos Panayotidis adlı biri, Cyprus Mail gazetesinde “Yes, it is true, we are afraid” (Evet, doğrudur, biz korkuyoruz) başlıklı ilginç bir yazı yazmış ve Rumların niye Türkiye’den korktuğunu izah etmeye çalışmıştı. Rum korkuları için gösterdiği gerekçelere karşı çıkmak kolay değil. Türkiye Kıbrıs’ın yanıbaşındadır. G20 kulübüne üye olacak kadar güçlü bir ekonomisi var, askeri açıdan Kıbrıs’tan ve Yunanistan’dan daha güçlüdür. Osmanlı imparatorluğunun devamı olan bir diplomatik bilgi birikimine sahiptir. Başa çıkamayacağımız bir canavardır.
Ne var ki benzer bir çerçevede Kıbrıslı bir Türk de çıkıp Rumlardan niye korkulduğunu açıklayabilir ve o da en az Panayotidis kadar inandırıcı olabilirdi. Bu karşılıklı korkular sürdürüldükçe iki toplum birbirine zulmetmeye hazır vaziyette duracaklar demektir.
Korkuları ortadan kaldırmak veya, hiç olmazsa, debisini düşürmek için ciddi adımların atılması gerekir. Gerçek anlamda “Güven Artırıcı Önlemler” (GAÖ) almak gerekir. Ne yazık ki çözüm görüşmelerini yürüten liderlerde bu cesareti ve siyasi iradeyi göremiyorum.
GAÖ, birkaç barikat açmaktan ibaret ise bu ancak göz boyamak olarak algılanır. İki tarafın elektriğini birbirine bağladıkları ile övünen liderlere “Telefonlar niye bağlanmıyor?” diye sorduğunuz zaman susmayı tercih ediyorlar.
O işler de şipşak yapılmıyor. Barikatlara giden yollar henüz yapılamamış. Ama işler yolunda gidiyormuş. Birkaç aya kadar açılma ihtimali varmış. Bunu telâffuz eden yetkililerin yalancısıyım.
Ancak Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerekirse, son zamanlarda GAÖ konusunda atılan en ciddi adım, askeri bölgelerde kayıp insan cesetleri aramak izninin alınmasıdır. Askeri bölgelere sivillerin girmesi ve bunların arasında Rumların bulunması, düne kadar olanaksız görünen bir konuydu. Şimdilerde olacakmış gibi duruyor.   
Zaman içinde korkuyu izale edecek olan en önemli GAÖ, kanımca, Türkçe ve Yunanca dillerinin eğitim sistemine sokulmasıdır. Hem öyle lâf ola beri gele tarzında değil. İngiliz sömürge döneminde olduğu gibi. O zamanlar, Türk ise “Greek Lower”, Rum ise “Turkish Lower” imtihanını geçmeyen kişiler memur olamazdı.
1980’lerin başında yayımladığım “Okullarımızda Yunanca okutmaya başlamalıyız” başlıklı bir yazı, hem Denktaş’ı hem de Ecevit’i kızdırmıştı. Sabri Orient Otel restoranında verilen bir kokteylde Ecevit, bu nedenle, beni bir güzel fırçalamıştı.
Yürek varsa taraflar birer yasa çıkarır. Gelen akademik yıldan itibaren ortaokul ve liselere Türkçe/Yunanca dersleri konacak. Türkçe derslerini Türk öğretmenler, Yunanca’yı Rum öğretmenler verecektir. Her yıl Temmuz ayının ilk Pazar günü Türkçe/Rumca sınavları yapılacak. 2022 yılından geçerli olmak üzere Yunanca imtihanı geçmeyen Türkler, Türkçe imtihanı geçmeyen Rumlar devlet memuru olamayacaklar. Üstelik kamu iktisadi kuruluşlarında da çalışamayacaklar.
Böyle bir şey yapmak imkânsız mı? Hiç de değil. Zor mu? Evet, çok zordur. Cesaret ve vizyon ister. Telefonları bağlayamayanlar bunu hiç yapamaz. Kıbrıs sorunu da uzun yıllar sürüncemede kalır; tünelin ucunda ışık mışık görülmez.