Boynundan ipe bağlanmış bir ceset, zırhlı bir araba tarafından yerde sürüklenerek çekiliyor. Sosyal medyada ilk gördüğüm zaman fotoğrafın bir fotoşop olduğunu sandım. Gülüp geçtim. Günümüzde böyle bir gaddarlık olamaz diye düşündüm.
Aslında ölüye saygı gösterilmesi gerekliliğinin 2500 yıl önce halledildiğini sanıyordum. İ.Ö. 441 yılında ilk defa Atina’da sahnelenen Sofoklis’in Antiğoni trajedisinde bu konu enine boyuna deşilmişti.
Kral Oidipus, Thebes (yeni adı Thiva) kentinin yönetimini iki oğluna devreder ve kenti dönüşümlü olarak yönetmelerini ister. Eteoklis bir yıl sonunda yönetimi kardeşi Polinikis’e devretmez. Polinikis dışarıdan sağladığı yardımla Thebes kentine saldırır. Savaşta her iki kardeş de öldürülür.
Tahta geçen dayıları Kreon, düşmanlarla işbirliği yaparak kente ihanet ettiği için Polinikis’in cesedinin ayinle gömülmesini yasaklar ve kurda kuşa yem olması için açıkta bırakılması emrini verir. Bu bir kişiye verilebilecek en büyük cezadır.Emirlere karşı gelenin cezası idamdır.
Polinikis’in kızkardeşi Antiğoni, dayısının emrine karşı çıkar ve gece karanlığından yararlanarak cesedi gömer, hem de geleneksel ayin eşliğinde. Kreon haberi alınca çılgına döner. Yapılan soruşrturmada Antiğoni suçunu itiraf eder ve yaptığının doğru ve gerekli olduğunu savunur. Kreon onu canlı canlı bir mağaraya koyar ve mağaranın ağzını taşla ördürtür.
Daha sonra gelişen olaylarda Kreon yaptığının yanlış olduğuna karar verir ve Antiğoni’yi kurtarmalarını emreder. Ne var ki bu arada Antiğoni kendini asarak intihar eder. Kreon’un oğlu ve Antiğoni’nin nişanlısı olan Aymonos, babasını öldürmek için hamle yapar ama başaramaz ve o da intihar eder. Kocasının hatası sonucu oğlunun intihar ettiğini öğrenen Kreon’un karısı Evridiki de intihar eder. Trajedinin ana teması şu: Ceset kime ait olursa olsun, bir vatan hainine ait olsa bile ona gerekli saygının gösterilmesi kaçınılmazdır.
Ortaokul-Lise yıllarımı anımsıyorum. O zamanlar cenazeler Selimiye Camii’nden kaldırılırdı. Cenaze arabası surlar içi Lefkoşa’nın dar sokaklarında yavaş yavaş kıvrılarak ilerlerken etraftaki insanların tümü araba içinde bulunan naaşa saygılarını sunarlardı. Oturanlar ayağa kalkar, çalışanlar işlerine mola verirdi. Şapkalılar şapkalarını çıkarırlar ve cenaze arabası uzaklaşıncaya kadar kimse tek kelime etmezdi.
Böyle bir kültürden gelen biri olarak bir cesedin arabanın arkasında sürüklenmesini aklım havsalam almadı. Arkasından da sosyal medyada ceset savaşı başladı. Bunu kim yaptı diye. Devletimiz öyle şey yapar mı, yapmaz mı?
Kısa süre sonra öğrendik ki ceset, PKK’lı olduğu iddia edilen Hacı Lokman Birlik adında bir Kürt’e aitmiş. Bu defa da “ama”lı lânetlemeler başgösterdi: “Olay hoş karşılanamaz ama oradaki koşullar da bilinmiyor. Bazan cesetleri bombayla tahkim ediyorlar” veya “Onaylamak mümkün değil ama PKK’lılar da öldürülen bir polisi bir kepçenin içinde yakmışlardır”.
PKK her istediğini yapabilir. İster cesedi yakar; ister onu parçalar, pişirir ve yer. Her türlü barbarlığı yapabilir. Adı üstünde “terorist”. Teror, “korku”; terorist de “korku salan” demektir. İnsanların kalbine korku salmak için terorist için her yol mübahtır.
Ama devlet öyle değil. Devlet hukuk çerçevesinde hareket etmek zorundadır. Soğukkanlı ve müşfik olmalıdır. Teroristlerin yaptıklarını taklit etmeye yeltenirse yandı gülüm keten helva.
Tarafların kendi tezlerini savunurken veya karşı tarafı eleştirirken kullandıkları dil, tek kelimeyle “nefret dili”dir. Kelimeler kin ve kan kokuyor. Hem akıl, hem de ruh sağlığı sorunu olduğu izlenimi veriliyor. Aynı ülkenin yurttaşları, aynı millete mensup olan ve aynı dili kullanan insanların birbirlerine karşı bu denli garez duymaları inanılır gibi değil. (Türkler ile Kürtler arasındaki çekişmelerden söz etmiyorum. Türkler’le Türkler arasındaki çekişmelerden bahsediyorum. Millet karpuz gibi ortadan bölünmüş: AKP yandaşları bir yanda, karşıtları öte yanda.)
Olay burada sona erse ne âlâ. CHP’li bir milletvekilinden öğrendiğimize göre, arabanın arkasında sürüklenen ceset hastaneye ulaştırılınca bir sağlıkçı, cesedi taşımak için sedye getirmiş. İşini yapmaya çalışan bu gariban sağlıkçı özel timcilerin saldırısına uğramış, sonra da gözaltına alınmış.
Önce pardon, sonra da pes. Bunlar eğitim görmüş polislere pek benzemiyor. Sokaktan toplanmış şımarık kabadayıları andırıyorlar. Belli ki bu tipler, üstlerinden biraz teşvik görünce yapmayacakları iş olmaz. Meşum fotoğrafın ilk defa JİTEM adlı bir sitede yayımlanmış olması bir rastlantı olmasa gerek. Soruşturma açılmış ama tek bir özel timci açığa alınmış değil. Belli ki bunlar çok özel.
Trajedinin son perdesi şöyle: Bunu yapan, AKP’ye zarar vermek isteyen paralelci bir komiser imiş. Maşallah, AKP yönetimine de hiçbir şey yapışmıyor. Başbakan onlardan değilmiş gibi, içişleri bakanını, bölgedeki valiyi veya kaymakamı kendileri atamamışlar gibi. Bu haltları yiyen polisleri oraya kendileri göndermemişler gibi.
Gene de kabahat millette. Başlarına geleni çeksinler. 400 milletvekili verselerdi bütün bunlar başlarına gelmeyecekti. Millet de biraz akıllı olsun canım.

Sonraki Haber

























