Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Başka bir dünyadan anılar-33 Nöbet yılları

İlk nöbetimi İngiliz Okulu’nda öğrenci iken tutmuştum. 1956 -59 yıllarında bu okuldaydım. Birinci yıl sakin geçmişti. İngiliz Okulu’nda bir bomba patladığı için okulun etrafı tellerle çevrildi ve giriş kapısında birkaç yardımcı polis nöbet tutuyordu. Arada bir, zırhlı bir araba içinde İngiliz askerleri gelir etrafı kolaçan ederlerdi.
Okuldaki ikinci ve üçüncü yıllarım oldukça heyecanlı ve ürkütücü idi. Okul, Rumlar tarafından sarılımış olduğu için her an saldırıya uğrayabileceğimiz inancı içindeydik. O sıralarda kim nerelerde güçlü ve çoğunlukta ise azınlığa saldırır; yakar, yıkar, öldürürdü. Bölge temizliği yapılırdı.
Kulaklarına kim üflemişse büyüklerimiz, geceleri kendimizi korumak amacıyla nöbet tutmamız gerektiğini söylediler. “Alks” yurdunda 25-30 kişilik karma bir koğuşta kalıyordum. Sayısını pek hatırlamıyorum ama herhalde bunların 10 kadarı Türk’tü. Hayat memat meselesi olduğu için herkes öneriyi kabul etti. Zaten kabul etmemek gibi bir seçenek de yoktu. “Teşkilât öyle istiyor” dendi mi akan sular dururdu.
Son sınıf öğrencilerinden biri liderliği üstlendi. Nöbet çizelgesini o hazırlıyordu. Olaya mistik bir hava verilsin diye biz garibanlar kimlerin nöbet tutacağını bilmiyorduk. Sadece kimi uyandırıp nöbeti devredeceğimiz kişi bize söylenirdi. Sıramız gelince biri bizi uyandırır ve yatağın içinde uyumadan etrafı gözetlerdik. Vakti gelince de bize önceden söylenen kişiyi uyandırır nöbeti ona devrederdik. Birileri uyuyakalır ve nöbeti aksatırsa ertesi gün hesap vermek zorundaydı.
Elbette bu aktivite Rumların dikkatini çekiyordu. Bu defa da onlar, kendilerine göre tedbir almaya başlıyorlardı. Biz onlardan korkuyorduk, onlar da bizden. Ama nedense, iş birliği yapmak kimsesinin aklına gelmez ve korku dolu geceler geçirirdik. Üstüne üstlük, yasa dışı iş yaptığımız için bir de yönetime yakalanma korkusu yaşıyorduk. Yakalanırsak, okuldan kovulma pahasına, hiçbir şey ifşa etmeyecektik. Bu milli bir meseleydi.
Halbuki bizim köylüler, bu konuda, bizlerden daha başarılı işler yapıyorlardı. Adada etraf yangın yerine dönünce köyün akil adamları bir araya gelerek olayı tartıştılar ve yangının köye sirayet etmemesi için tedbir almışlardı. Köydeki gençler kontrol altında tutulacak ve bu konuda taviz verilmeyecekti. Köye dıştan gelebilecek muzır faaliyetler de önlenecekti.
Dışarıdan köye herhangi bir sızma olmaması için geceleri köyde nöbet tutulacaktı. Nöbetler, biri Türk, biri Rum, iki kişilik gruplar tarafından tutulacaktı. Köyden çıkan altı yol vardı: Lurucina, Kilise, Piroyi, Aysozomeno veya Portolağmo, Bahçeler ve Dali yolları. Her grup kendi yolundan başlayp köyün dışından en yakındaki yola gidecek, karşı taraftan gelen grupla buluştuktan sonra geri dönecekti. Ve çark bu şekilde dönüp duracaktı.
Yaz tatillerinden birinde bu çarka ben de katıldım. Bizim evin önündeki Bahçeler yolundan başlar, Usta’nın dolabının yanında Lurucina yolundan gelenle buluşur ve geri dönerdik. Geri döndüğümüzde Aysozomeno yolundan gelen ikiliyle buluşur ve tekrar Dali yoluna giderdik.
Bir gece, kimin olduğunu hatırlamadığım bir Rumla birlikte gene nöbetteydik. Silâhlıydık; benim elimde kalın bir topuz, onun elinde de demir bir çubuk vardı. Mezarlıktan korkanlar, ıslık çalarmış. Biz de silâhlarımıza pek güvenmediğimizden olacak sürekli konuşuyorduk. O gece de sohbet ede ede Usta’nın dolabına geldik ve Lurucina yolundan gelecek olan ikiliyi beklemeye koyulduk.
Tam bu sırada Dali’den gelen bir otomobil, 500-600 metre ileride bulunan Ali Kali’nin motorunun yanında durdu. Işığı izliyoruz, bir ileri bir geri, gidip geliyor. Öteki grup da bize katıldı ve ne yapmamız gerektiğini konuşmaya başladık. Birden etrafımız adamlarla doldu. Kahvedeki insanların hepsi de koşarak geldi ve bize katıldı. Bunlara kim, nasıl haber verdi de hemen orada bulundular; çözmüş değilim.
Birileri “Gidip bakalım” dedi. Bir başkası “Ya İngiliz askerleriyse, ne yapacağız?” diye yanıtladı. Yasa dışı işler yapıyorduk. İngilizlere “Köyü bekliyoruz” diyemezdik. Işıklar bahçelere doğru çevrildi. Yoksa geri mi dönüyorlardı? Sonra tekrar düzeldi ve köye doğru hareket etti.
Karar verildi: Oradakilerin hepsi de tarlaların içine yatacaktı. Hemen arazi olduk. Yolda sadece babam ve yanılmıyorsam köyün Rum muhtarı kalacaktı. Babam benim elimdeki topuzu aldı, muhtar da başka birinin topuzunu. Araba geldi ve nöbet tutanların önünde durdu. Asker olmadığını görünce biz de arabanın etrafını kuşattık.
Arabanın içindekiler “Hop hop, biz köylüyüz” diyerek arabadan indiler. İki kişiydiler ve Rum’dular. Dali’ye sinemaya gitmişler. Dönerken yolda bir tavşan basmışlar ve onu aramak için durmuşlar ama bulamamışlar. Muhtar ciddi bir ses tonuyla “İyi, güzel de bütün bir köyü korkutup ayağa kaldırdınız. Değer miydi?” dedi. Tekrar tekrar özür dilediler ve herkes kendi yoluna gitti.
İlginçtir, bizim köydeki ayrışma Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduktan sonra oluştu. Önce Türkler ve Rumlar, sonra sağcılar ve solcular, en sonunda da Makariyosçular ve Grivasçılar. İktidar ve menfaat ilişkileri, insanları ayrıştırır.