Gazeteciler Birliği’nin daveti üzerine basın özgürlüğüne yönelik tehditlerin konuşulduğu bir toplantıya katıldık.
Toplantının formatı “tecrübeli” gazetecilerin görüşlerine başvurmak olarak lanse edilmişti ama bu yönetici arkadaşların bir latifesiydi sadece.
“İhtiyarları topladık, görüşlerine başvurduk” demek istemediler besbelli ve “tecrübeliler” iltifatını yaptılar.
İsabetli bir toplantı oldu.
Uzun süredir görmediğim meslek büyükleriyle bir araya gelme ve onların değerli görüşlerini dinleme fırsatı bulduk.
Konu, Ceza Yasası, Müfsidane Yayınlar Yasası ve Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Korunması Yasası’nda AK Parti hükümetinin ve bizim hükümetin yapmak istedikleri değişikliklerdi.
Birlik yönetimi, değişikliklerle ilgili bilgi aktarımı yaptıktan sonra meslektaşların görüşlerini dinledik.
Oldukça enteresan ve belki de içinden geçtiğimiz dönemi tarif eden bir durum ile karşı karşıya kaldık.
Farklı görüşlerimiz olan ve geçmişte tartışmalar yaşamış olmamıza rağmen herkes ortak bir fikirde birleşti.
Kıbrıs Türk basını ağır bir saldırı altındadır. Bu 3 yasada yapılmak istenen değişiklikle hayata geçerse zaten sorunlu olan basın özgürlüğü dibelik ortadan kalkacaktır.
İkinci hemfikir olduğumuz nokta ise sert bir şekilde mücadele etmek oldu.
***
Türkiye ile imzalanan protokol, Kıbrıs Türkünün başına yeni belalar açacak.
Sadece basınla ilgili niyetlere bakıldığında bunu görmemek için kör olmak gerekir.
Muhalefet partilerinin, sendikaların ve sivil toplumun ortaya koyduğu diğer itirazların tümünü topladığınızda ortaya çıkan genel durum şudur;
Bu protokolü topyekûn bir şekilde reddetmek.
Tek bir maddesinin bile uygulamaya girmesine engel olmak.
Ve nihayetinde böylesi protokol düzenini ortadan kaldırmak.
Türkiye ile Kıbrıs Türkünün ilişkilerini zehirleyen pozisyondan çıkıp, kardeşçe yardımlaşmanın olacağı bir düzen kurmak.
Kardeşlik hukukunu tesis etmek.
Yoksa, her açıdan bugünleri dahi arar olacağız ve telafisi mümkün olmayacak.
































