Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KADIN = ADANMIŞLIK MIDIR?

Sosyoloj kitaplarından birisini okurken bir konu dikkatimi çekti. Kitapta, Kadının Toplumsal Konumu ile İlgili Kuramsal Yaklaşımların ele alındığı, kadının toplumdaki yerini farklı bakış açıları ile sorgulayan kuramsal ve metodolojik çalışmalardan bahsediyordu. Kadınların toplumda yaşadıkları sorunları temel alan yaklaşımlar farklı görüşler içeriyorlardı. Bu konunun içinde ele alınan feminizm, çeşitli bakış açılarıyla veriliyor, değişik açılarla ele alınıyordu. Bu feminist yaklaşımlar içerisinde en çok dikkatimi çeken yaklaşım "PsikanalitikFeminizm"di. Kadının ezilmişliğinin nedenini kadın ruhunda gören ve Freud'un belirttiği Oedipüs döneminden kaynaklandığını savunan bu yaklaşımda kadın ve erkek mülkiyeti şu şekilde verilmişti:

ERKEK: OTORİTE, ÖZERKLİK VE EVRENSELLİK

KADIN: AŞK, BAĞIMLILIK VE ADANMIŞLIK

Bu ayrım beni uzun süre düşündürdü. Bu yaklaşımlara yaklaşıp yaklaşmamak elbetteki kişiye göre farklılık gösterir ama bu erkek ve kadın mülkiyetine ait olan ve bölüştürülenler toplumumuz için hiç de yabancı gelmemişti bana. Bizim payımıza düşen şeyler üzerinde düşündüm. Hayatımın pek çok parçası üzerine de… Konuştuğum, okuduğum, anladığım, anlayamadığım kadınlar üzerine de yordum kafamı… Kadının temsil etmiş olduğu bağımlılık ve adanmışlık kısmı beni aynı zamanda acıttı da. Bu, benim kadınlar üzerindeki genel yargılarıma çok yakın gelmişti. Sosyal, siyasal, aşk ya da evlilik yaşamı üzerindeki konumumuzu da neredeyse açıklıyordu…

Yaklaşımlar kadının elbette genel olarak ezilmişliğinin, geriye itilmişliğinin çeşitli açılardan ele alınmasıydı.Bu yaklaşımlar içerisinde katılıp katılmadığımız pek çok görüş olabilir. Bu yaklaşımlar toplumun yapısına göre de değişkenlik gösterebilirdi. O toplumun düzeyinin çıkardığı AYDINLAR  da kendi yapısı, kendi seviyesi içerisinde AYDINLATIYORLARDI çünkü ülkeyi.

Yasalarla da desteklenen, kadının, annenin haklarının kısıtlanması her alanda karşımıza çıkıyordu. Kıbrıs'ta kadının soyadını kulanması hala kocasının iznindeydi yakın geçmişe kadar. Şimdi bu konu ile ilgili konuşmalar, çalışmalar mevcut. En azından yakın bir gelecekte kendi soyadımız için yasal izin! Çıkacak…

Yani kendi ismimizi kullanmak bile erkeğin hegomonyasında…. Ne kabullenemez bir yasaydı bu. Doğar doğmaz bize verilen bir isimin bile sahibi olamıyorken yine karar merci, otoriteyi temsil eden erkeğin emrine sunulmuştu… Bununla ilgili çalışmaların olduğunu biliyorum ve sonlanmasını umuyorum.

Bizim her köyde, her şehirde faaliyet gösteren Kadın Birliklerimiz vardır. Kadının konumu açısından yasal kazanımlar elde edilebilmesi, ortada kalmaması, cinsel obje olmaktan kurtulması, şiddetle, söylemlerle mücadele vermesi Kadın Birliklerinin amaçlarının en başında gelmesi gerekmez mi? Bu, yapılması gereken en büyük adımlardan biri olmaz mı? Bu birliklerin kadın hakları ve ülkedeki uygulamalar hakkında bizleri bilgilendirmeleri, hukuksal alandaki hakları konusunda mücadele vermeleri asıl hedefleri olmalıdır. 8 Mart Dünya Kadınlar gününde göbek atmak yeterli değildir, hele hele birer kırmızı karanfil dağıtmak  bir oluşumu gerçekleştirmek için yetmemektedir.

Kadın dernekleri, birlikleri yani örgütleri amaçlarını ortaya koyarken kadının gerçek anlamdaki kazanımları için mücadele vermeleri gerekmektedir. Yoksa pek çoğunun kuruluşu ne yazık ki olmasa da olur aşamasından ileri gitmemektedir.

Kadının sadece anne ve eş olabilme rolünden, önce kendini çıkarma mücadelesini vermesi gerekmektedir. Adandığı bu rolleri aşarak birey olma yolundaki mücadelesini gerçekleştirmesi, toplum içindeki yerini  sorgulaması aslolan hedefi olmalıdır. Kadınlar, iki bacak arasında yargılanıp, ölçülüp biçilmeye devam ettikçe ve toplum içindeki birey olma mücadelesindeki rolünü sorgulamadıkça, yalnızca anne ve eş olarak kendine biçilen rolleri ezberleyerek, birinin namus ölçütü sayıldıkça,  insan olabilme yolundaki adımlarımız hep eksik kalacaktır…

ŞİİRLER:
o dediğinden kalmadı

ipi kopuk safra sarısı bir gerçek
dolanır sus sesli sokaklarda
içim kaplama alanlı
sırılsıklam çaresizlik
akar ekimden
ıslanırım
ekim günahsız
kalınselobantlar
inceselobantlarla yarışır
kutu kapaklarında
girme yarışı
kaçma yarışıdır gözden
erit yapışkanlarını
saç eskileri dışa
o dediğinden kalmadı
baksana
yollar beni
emmede

14.10.2015
f.akilhoca

*********************************************
Azat Edildin Yar

Azat günü geldi yâr.
Bakma, burada hep yağmur yağar.
Sen git; Uzaklarda güneş açar,
Güller açar, kuşlar uçar;
Azat edildin yâr.

Ellerin de çözüldü, ayakların da,
Özgürlük, kafesin kapısında,
Beklenen an iki adım dışarda,
Çile bitti dört duvar arasında;
Azat edildin yâr.

Kafesin kapısı açık, zincirler kırık,
Gönül zindanı eskimiş, yıkık,
Kapı böyle kalmaz durmadan açık;
Azat edildin yâr.

Bu kayalar sarp, bu kayalar sert,
Nasıl kör eder gözleri bu gerd.
Bugüne kadar çekilen hep dert,
Sahibin yorgun, sanma ki cömert;
Azat edildin yâr.

Dervişe Güneyyeli Kutlu
ki o dizeler
eski zaman hayallerimi gizler
deler yüreğimi günümü söker
kara sandıklarda sattık
hüznün eleğinden elediğimiz elemi
kimseler bilmez artık
duymaz gizliden gizemi . . .
ençok onu erteledik yarına
devrildi de ömür
en son aşkı aldı yanına
ateş yakılmış tören başlamış
etrafımızda
"masum değiliz " sevdiğim
gidip geliyorsak
ateşle ip arasında
masum değiliz sevdiğim
masum değiliz
oturup yaralı kıyılarda
yol ararsak çaresiz
uzak haritalarda. ..
toplanıp yanalım artık
dönmüşsek ağaçsız yapraklara. ..
haddeden süzülmüş bir teldi
umut çelikten
hani kırılmazdı
hiçbir hayal kırıklığında!
şimdi bunca günahımız
kaynarken karakatran gibi
şu dingin denizin altında
aç yelkeni gidelim diyorsun yurdumuza
tetiktedir içimizde fırtına
gaflettesin sevdiğim bilmiyorsun
kanadı kırık martılarız kıyıda….
toplanıp yanalım artık
mademki döndük
yapraksız ağaçlara.
Feriha Altıok
öksürüyordu
kalın giyinseydin dedim
alnım açıktı dedi
haklısın dedim

alnı açık olanın üşüdüğü bir dünya

Fatma Hatun Esen Habrak

O SES TÜRKİYE yarışmasının ardından bir yorum da karikatürist Serkan Sürek’tengeldi: