Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Macaristan ile Türkiye arasındaki benzerlikler

“Ne alaka?” demeyin. Macaristan ile Türkiye arasında epey benzerlik var. Kimisi görünen benzerliklerdir, kimileri görünmeyen.

Geçenlerde televizyonda son zamanlarda yapılan kamuoyu yoklamalarını değerlendiren bir tartışma konusu izliyordum. Gerçi adı “tartışma programı” idi ama fazla bir tartışma yoktu. Hepsi de aşağı yukarı aynı telden çalıyordu.

Kamuoyu yoklamaları, ekonomik çöküntü nedeniyle AKP ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oylarında büyük bir gerileme olmuştur. AKP’nin oyları %30’un altına düşerken CHP’nin oyları %30’un üzerine çıkmıştır.

Erdoğan’ın oyları otuz barajının üzerinde, %32 dolaylarında. Buna karşılık Mansur Yavaş’ın oyları %39 civarında, Ekrem İmamoğlu’nun %36, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da %34 dolaylarında. Kamuoylarının %3 artı, eksi hata payını hesaba katarsak Erdoğan’a karşı Kılıçdaroğlu kaybedebilir ama Yavaş ile İmamoğlu’nun kazanma ihtimali yüksek.

Bu sonuçlar gerçekleşebilir mi? Olur mu olur. İnşallah da gerçekleşir. Ne var ki ben bunları dinlerken aklıma birkaç hafta önce yapılan Macaristan seçimleri geldi.

Seçimlerden birkaç ay önce BBC kamuoyu yoklamalarına dayanarak Orban koalisyonu ile muhalefet koalisyonu arasındaki farkın 2-3 puana düştüğü sonucuna varmıştı.

“Orban koalisyonu” Viktor Orban’ın partisi olan Fidesz (Macar Yurttaş Birliği) ile küçük ortağı olan KDNP’nin (Hristiyan Demokratik Halk Partisi) oluşturduğu birliktir. “Muhalefet koalisyonu” ise 12 yıldır ülkeyi yöneten Orban hükümetini yıkmak amacıyla bir araya gelen altı partinin oluşturduğu bir birliktir. Bu partilerin beş tanesi solcu veya orta yolcu, bir tanesi de aşırı sağcı partiydi. (Aşırı sağcı partinin taraftarlarının çoğunun Fidesz-KDNP koalisyonuna oy verdiği tahmin ediliyor.)

Benzerliğe bakar mısınız? Birinde Fidesz ve küçük ortağının oluşturduğu iktidar, ötekinde AKP ile küçük ortağının oluşturduğu iktidar. Bir yanda Orban iktidarını yıkmak için bir araya gelen altı parti, öte yanda Erdoğan iktidarını yıkmak için masaya oturmuş altılı blok. Ne var ki hala masadan kalkamadılar.

Sandıktan çıkan oylar kamuoyu yoklamalarını açığa düşürdü. Fidesz-KDNP koalisyonu milletvekili sayısını iki vekil artırarak 135’e yükseltti. Muhalif altılı blok 57 milletvekili çıkararak 2018 seçimlerinde çıkardığı vekillerden 6 vekil eksik çıkarmış oldu. Aşırı sağcı sayılan Fidesz’in duruşunu beğenmeyen ve ondan daha sağcı bir parti kuran üç kafadar partinin adını “Bizim Anavatan Hareketi” koydular ve ilk kez seçime katıldılar. 7 milletvekili de Bizim Anavatan kazandı. Bu hesaba göre, liberal ve sol partilerden dokuz milletvekillik oy aşırı sağcı partilere kaymış oldu.

Parlamentoda oyların üçte ikisinden fazla sahip olan Orban’ın ilk yapacağı işlerden biri kendi yetkilerini artırmak olacağı tahmin edilmektedir. Aynen  Erdoğan’ın yaptığı gibi. Bazı konularda Avrupa’ya örnek olmakla övünebiliriz.

Zaten Orban, Batı ülkelerini başarısızlıkla suçlarken Çin, Rusya ve Türkiye’nin başarılı olduklarını savunuyor. Erdoğan ise en çok takdir ettiği liderler arasında. Kendisi de kuşkusuz Erdoğan abisine benzemeye çalışıyor. Dinlerinin farklı olmasının ne önemi var ki? İkisi de koyu dindar.

Milletvekili Akos Hadhazy, iktidar koalisyonunun seçimleri hileyle kazandığını iddia etti. Üstelik bu hilenin 12 yıldan beri sürdürüldüğünü belirtti. Muhalefete son dört yılda TV’de pek az yer verilmiş. Bu halkı aldatmanın en kötü örneklerindendir. İktidarı destekleyen medya kuruluşları aslı olmadığı halde muhalefetin iktidara gelmesi durumunda gençleri Ukrayna’ya, savaşa göndereceğini dile getirerek halkı yanıltmaya çalışmıştır.

Warwick Üniversitesi’nde Emeritüs Profesör olan Stephen Pogany bu konuda şunları yazıyor: “Macaristan’daki hemen hemen tüm ticari radyo ve televizyon yayıncıları, yazılı basının çoğuyla birlikte, hükümete veya politikalarına yönelik herhangi bir eleştiriden titizlikle kaçınmaktadır. Aynı durum devlet televizyonu ve radyosu için de geçerlidir. Macaristan medyası muhalefet partileri, liderleri ve politikaları hakkında bitmek tükenmek bilmeyen yalanlar savururken, hükümete karşı şaşmaz bir şekilde boyun eğmeye devam ediyor.” Bütün bunlar size bir şeyler anımsatıyor mu?

Ukrayna’yı nedensiz yere işgal ettiği için Rusya’yı kınamamak ve Ukrayna’yı desteklediğini söylememek için Orban gazetecilere şöyle demişti: “Macaristan Macaristan’ın yanındadır”. Böyle bir yanıt verebilmek için çok düşünmüş olmalı.

Erdoğan daha az kılçıklı bir ifade kullanmıştır: “Biz ne Rusya’dan vazgeçebiliriz ne de Ukrayna’dan”. Gerçekten de Türkiye’nin ikisine de ihtiyacı var. Ne var ki gün gele iki taraftan birini seçmek zorunda kalabilir. Geçenlerde Emmanuel Macron “Türkiye arkasını Batı’ya çevirmemeli” diye bazı lâflar etti. Türkiye’nin AB’ye üye olmasına karşı olduğunu açıklayan birinin bu türden şeyler söyleyen son kişi olmalıydı. Bunları herkesten önce, muhalifi olan Marine Le Pen’e anlatmalı.

Ne yazık ki tüm Avrupa’da popülist aşırı milliyetçi, ırkçı, anti-İslâm, yabancı düşmanı, aşırı sağcı görüşler yaygınlaşmaktadır. Amerikalı cahil cumhurbaşkanlarından birinin dediği “Bizden olmayan bize karşıdır” sözlerini şiar edinen insanlar topluluğu.

Geçenlerde Fransa’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde baba-kız Le Pen’ler ilk turda, ilk defa %23 oy almayı başardılar. Kendisi bir Cezayirli Yahudi olmasına rağmen Marine Le Pen’den daha ırkçı, daha göçmen düşmanı olan adaylardan Eric Justin Léon Zemmour da %7 civarında oy almış. Seçim gecesi yaptığı konuşmada kendisine verilen oyların tümünün, ikinci turda Le Pen’e verilmesini istedi. Yani “Kalem” hanım yarışa %30’la başlayacak. Kazanacağını sanmıyorum ama kazanırsa AB ve NATO büyük bir darbe alacaktır çünkü hanımefendi ile Putin içli dışlı, sarmısak başlı.

Dünya halleri hızla uçuruma doğru ilerliyor. Yenilgiyi asla kabul etmeyen Putin’in, Ukrayna’dan istediğini koparamaması durumunda taktik nükleer silâh kullanma ihtimali yüksektir. Ondan sonra, ayıkla pirincin taşını.