
Çok sıcak bir temmuz ayıydı. Neredeyse nefes alınmayacak nemli havanın insanların kalplerini değil, yüreklerini de baskıladığını düşünmeye başlamıştım. Tenlerimiz yapış yapıştı. Duyarlılıklarımız, sevgimiz, saygımız da… Her şey iç içe, sırt sırta, yalan bir öğretinin içinde Arapsaçına dönmüştü. Şair, yazar, müzisyen, gözümde büyüttüğüm pek çok kişi, pek çok kalem, pek çok ses yakından bakılınca etkisinde kaldığım üretkenliğinin haricinde bendeki yerlerinin uzağındaydılar. Sahte önem dereceleri, çeteleşme, yarış, kibir insanlara sahte bir hayatın kurallarını oynatıyordu…
Deniz mevsimiydi. Şarkıların arasında, şarkılardan uzak olduğum cinnet bir günde telefonum çaldı. Düşündüklerimin doğru olmadığını, hala bu ülkenin güzel insanının bir yerlerde yaşamaya devam ettiğini kanıtlayan bir güzel ses bana “Merhaba” dedi. “Ben Aydın Kalfaoğlu” diyerek devam etti. O an önce büyük bir şaşkınlık geçirdim. Daha kısa bir süre önce Salamis Harabeleri’nde konserlerine gittiğim muhteşem SILA 4 efsanesinden Aydın Kalfaoğlu onlar için gazetede yazdığım yazıyı okuyarak çok duygulanmış ve bana ulaşmıştı. Bu, benim kolayca yaşadığım bir şey değildi. İnsanların çoğu görse de görmemezlikten, duysa da duymamazlıktan geldiği bir kibir çağında yaşarken bu muhteşem adam o gün bir dostluğu da başlatmıştı benimle. Ara ara onunla konuştuk. Festivalde Kıbrıs müzisyeni ve şarkılarıyla ilgili çalışmalarımı takip ediyor, sayfamda Kıbrıslı müzisyenle ilgili yazılarımı önemseyerek okuyordu.
Kısa bir süre sonra ondan bana bir hediye gelmişti. Aldığım en özel hediyelerden bir tanesiydi bu. SILA 4’ün Bayrak Kuarter zamanından orijinal konser kayıtları.. İçlerinde kaybettiğim, kazandığım, inandığım, mücadele ettiğim çok şey vardı. O şarkılarda aşklarım, acılarım, ailem, toprağım, insanım vardı. CD tanıtımlarına gidemedim. Oysa onun ziyaretine gidip kahve içecek, SILA 4’Ü, anılarını konuşacaktık. Olmadı. Ne kadar zamanımız var bilmiyoruz ve hiç gitmeyecekmişiz gibi davranıyoruz. Sonraki pişmanlıklar fayda etmiyor.
Ovalarda papatyaların yeni köpüren bir kız gibi boy verdiği bir zamanda geldi acı haberi. O, efsaneleşmiş isimden öteye, alçakgönüllü, iyiliksever, ince, duyarlı ve gönül gözü açık olan biriydi. Pek çoğunda olan kibir onda yoktu. Hayatın şifrelerini çözmüş, şarkıların içindeki gerçek insanlardan bir tanesiydi. Onunla birlikte, Kıbrıs; sahip olduğu en özel evlatlarından bir tanesini daha kaybetti. O, çoğalmasını çok isterken azalan insanımın en değerlilerinden bir tanesi, efsanenin gülümseyen yüzüydü. Kendinden çıkıp, herkesi görebilen özel bir insandı o.
İçimin şarkıları şimdi inanıyor güzel insanların hala bir yerlerde kendilerini koruduğuna. Şarkılarla veda ettik ona. Güle güle SILA 4 efsanesinin gülümseyen yüzü. Güle güle Aydın Kalfaoğlu.
**
Aydın Kalfaoğlu kimdir?
8 Haziran 1950’de Lefkoşa’nın Yeni Cami mahallesinde doğdu. İlkokul öğrenimine Kıbrıs’ın güney yarısındaki Eğlence köyünde başladı, Girne’deki 23 Nisan İlkokulu’nda devam etti, Lefkoşa’daki Atatürk İlkokulu’nda son buldu. Bayraktar Ortaokulu’ndan sonra orta öğrenimini 1968 yılında Lefkoşa Türk Lisesi’nde tamamladı.
Müzikle olan ilgisi, ağabeyi Yılmaz Kalfaoğlu’nun da büyük etkisiyle, lise yıllarım sırasında gitar çalarak başladı. Bayrak Kuartet’e, ağabeyi Yılmaz’ın yüksek öğrenim için Türkiye’ye gitmesinin sonrasında katıldı. Müzik yaşamımın en hareketli ve en heyecanlı dönemini, Bayrak Kuartet’in, SILA 4 olarak müzik yaşamına devam etmesi sırasında arkadaşları Erdinç, Raif ve Ferahzat ile bu grubun dört elemanından biri olarak yaşadı.
SILA 4’le olan müzik çalışmalarına devam ederken bir yandan da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini sürdürdü. 1975 yılında yüksek öğrenimimi tamamlayarak mezun oldu ve avukatlık mesleğini icra etmek üzere ülkesine döndü. Otuz dört yıl avukatlık yaptı. 1980-1986 yılları arasında 6 yıl süreyle Lefkoşa Türk Belediyesi Meclis Üyeliği yaptı. Evli ve üç kız çocuğu babası ve iki torun sahibidir.
——————————————————————————————————–
SALAMİS HARABELERİ’NDEN SILA 4 EFSANESİ GEÇTİ

Bu yazı 2012 yılında Salamis Harabeleri’nde Gazimağusa Belediyesi tarafından gerçekleştirilen SILA 4 konseri sonrasında yazılmıştı.
Geçen hafta Gazimağusa Belediyesi’nin düzenlemiş olduğu Gazimağusa Kültür Sanat Festivali’nde konsere çıkan SILA 4 Grubu’nun ne olduğunu, neler yaptığını hepimiz, özellikle de genç nesil okuyabilir ümidi ile. SILA 4’ün benim yaşamımda ayrı bir yeri vardır; benim jenerasyonumdaki her insan gibi… Dünya devlerinin konserlerinden daha fazla önemsedim SILA 4 konserini. Haftalarca ailecek hop oturduk hop kalktık, konser saatini bekledik. Yeniboğaziçi Festivali için onlara ilk teklif benden gitmişti ancak o zaman konser için hazır değillerdi. Konser akşamı büyük bir heyecanla tuttuk Salamis Harabeleri’nin yolunu. Yıllardır “Kıbrıs kimliği”, “Kıbrıs müziği” diye diye dilimizde tüy bitti, kendi çapımızda bu anlamda bir şeyler yapmaya da çalışıyoruz ya hani; bu yolda her gün serzenişte bulunan o insanları orada görür müyüm diye de merak içinde gittim o konsere. Her gün orada burada, “Facebook”larda, yolda sokakta, “neden yüksek bütçe ile yurt dışından müzisyen gelir”, “neden bize yer vermezsiniz”, “kimsenin aklına gelmeyiz” diyen müzisyenlerimizi de düşünerek gittim. Her olayda, ilgili ilgisiz her yerde, “tükendik, yok olduk” diye ahkam kesen o kesimin nerede durduğunu görmek için tek tek baktım o gece alkışlayan insanların yüzlerine… Birlikte aynı yolu yürüdüğümüzü düşündüğüm müzisyenlerin bile çok azı katılmıştı geceye.
İlk şarkılarına başladıklarında gözlerim doldu. İçimden o tarihi taşlara oturup ağlamak geçti. O sahnede, çocukluğumun müzikteki idolleri yıllara meydan okuyarak elinde enstrümanları, o büyülü sesleri ile memleketimin, toprağımın, aşklarımın, acılarımın unutulmaz şarkılarını söylüyorlardı. İşte yaşamak benim için böyle bir şeydi. Müzik yapmak da benim için buydu, konsere gidip el çırpmak da. “Çok güzel hareketler bunlar” SILA 4’ten binlerce kişi fazla insan toplamış olabilir. Elbette SILA 4 popüler, magazinsel falan değil. Türkiye’den gelen herhangi bir ekiple belki yarışamaz. Bu cümleyi yazarken bile bana garip geldi. Efendim, SILA 4 bu ülkede o kadar boşboğazlığımıza rağmen hınca hınç doldurmadıysa o Salamis Harabelerini bu bizim ayıbımızdır. Bizim utancımızdır. Bizim kendi kendimize, müziğimize, efsanemize verdiğimiz değerin fotoğrafıdır. Hiç kimse çıkıp da sonradan “neden milyarlarca lira para verip Türkiye’den müzisyen getiriyorsunuz” diye lütfen sormasın. Kendinde kimse bu hakkı görmesin. En azından Yeniboğaziçi Festivalinde konserlerden sorumlu üye olarak yıllardır karşılaştığım bu soruya artık tahammülüm yok. Bu ülkenin çok büyük bir kesimini konsere çıkarttık festivalimizde. Hem de ülkeye büyük emekleri olan yüz aklarıydı bu müzisyenler. Alkışlamak için gelen kesim yine azınlıktaydı. SILA 4 konserinde belki Kıbrıslı müzisyene göre! (cümleye bakın!) azımsanmayacak bir kitleydi konser alanına koşan ama bir ülkenin müzikteki en çok yol alan, müzik denince ilk akla gelen efsaneleşmiş bir grubun konseri bir toplumun aynasınıydı bana göre. Hem kızdım, hem gururlandım, hem çocukluğumu, hem şarkılarımı, hem babamı, hem kaybettiklerimi buldum ben o gece. Grup üyelerinden Aydın Kalfaoğlu ile ara ara sohbetlerimiz olur. Hayatımın en güzel hediyelerinden birini, SILA 4’ün Bayrak Kuarter zamanından orijinal konser kayıtlarını hediye etmişti bana; Kıbrıs müziğine olan duyarlılığımı bilerek. 5 ve 10 yaşındaki oğullarım SILA 4’ün tüm şarkılarını ezbere biliyorlar. Kıbrıslı müzisyenlere ait olan üretimlerin hepsine duyarlılığımız aynı ailecek. Bu bize babamızdan kalan bir mirastı, şimdi artık neredeyse savaşımız haline geldi.
Erdinç Gündüz, Aydın Kalfaoğlu, Ferazat Gürsoy. SILA 4’ün yaşayan efsaneleri. O gece aramızda olmayan, erken yaşta kaybettiğimiz, Kıbrıs’ın yetiştirdiği en büyük değerlerden, aydın, cesur, sanatçı, siyasetçi ve daha pek çok şey olan Raif Denktaş, bu ülkenin büyük yeteneklerinden gitarda Erkan Erzurumlu, bas gitarda Cahit Kutrafalı, davulda Fuat Kutrafalı, vurmalılarda Uğur Güçlü ve Yusuf Erhan Binici; klavyede Hüseyin Kırmızı, viyolenselde Gürhan Nuray, Kemanda Ertem Nalbantoğlu, yan flütte Mehmet Sakarya, vokallerde Simge Akdoğdu ve İnci Moreket vardı sahnede. O gece sadece bir konser değildi, o gece bu toprakların sesi, şarkısıydı yükselen Salamis Harabeleri’nde. Bu adada şarkımız söylendikçe, yazıldıkça varolacağız diyen insanlar vardı. Salamis Harabelerini dolduramayan Kıbrıs insanı neden eriyoruz ve tükeniyoruzun yanıtını da acı olarak verdiler o gece bize. Salamis Harabelerinden SILA 4 efsanesi geçti. Her şeye rağmen devam etme, varolabilme, direnebilme şarkısını söylettiler bize. Bizim şarkılarımızı yazmaya, söylemeye, alkışlamaya devam edebilme sözümü yineledim kendi kendime o gece…
































