Yapılış yöntemini bilmediğim ama rakamlarını “yaklaşık olarak” doğruya yakın saydığım 2 ayrı ankette medyaya ve siyasete olan halk güveni yerlerde sürünüyor.
Eskiden siyasete ve siyasetçiye güven düşük çıkardı, gazetecilere olan güven yüksek.
Biz gazeteci milleti da böbürlenerek “vatandaş bize daha çok güveniyor, siyasetçiyi denetlememizi istiyor” diye böbürlenirdik.
Şimdi iki taraf da aynı seviye çukuruna düştü.
Her yüz kişiden sadece 3 kişisi medyaya ve siyasetçiye güveniyor.
Bilumum kurum ve kuruluşlar içinde en düşük seviye.
Ve istikrarlı bir şekilde düşüyor.
Yani son zamanlarda ortaya çıkan bir durum değil.
Annan planı referandumlarıyla birlikte hem medyaya hem de siyasete güven tavan yapmıştı.
Bir arkadaşın deyimi ile halk gazetecilere “pop star” muamelesi yapıyordu. Siyaseti ve siyasetçiyi “kurtarıcı” olarak görüyordu.
Kademeli olarak bu azalmaya başladı.
Son tahlilde de yerin dibine batırdı.
Peki ne oldu da böyle oldu?
***
Referandumlar sonrası Kıbrıs Türkü büyük bir ortak hedef erozyonuna uğradı.
Ortak devlet kurma, uluslar arası hukuka dahil olma, Avrupa vatandaşlığı yoluyla dünyaya ulaşma şeklindeki ortak hedef yıkıldı.
Bu aynı zamanda psikolojik bir yıkımdı.
Onun yerine bir süreliğine “biz evet dedik öyleyse izolasyonları kaldırın” politikası ikame edilmeye çalışıldı fakat bu politika Kıbrıs Trükünün yıkılan psikolojisini düzeltmeye yetmedi.
Ardından büyük miktarlarda Türkiye sermayesi girdi buralara.
Oteller, işyerleri, apartmanlar, arsalar havada uçuşmaya başladı.
Annan planı öncesi çoğunluğunun ürkek orta sınıf İngilizlerin oluşturduğu “ev alıcılarının” yerine kumara düşkün, yüksek paralar harcayan yüksek sermeye aldı.
İşte dejenerasyon da o zaman başladı.
Onlar kendi “medyacılarını” ve medya araçlarını yarattılar.
Politikacının ve bürokrasinin önemli bir bölümü casino eğlencelerinde boy göstermeye başladı ve onların işlerinin takipçisi oldu.
Yeni sermaye kendi düzenini kurdu. Üstelik de devleti avuçlarının içine alacak bir şekilde.
Sanırım vatandaş bunu görüyor ve medya ile politikacıya notunu veriyor.
O not da çukur seviyesinde oluyor haliyle.
***
Geçenlerde bir politikacıya şöyle bir soru yönelttim;
“Sen ile ben İngiltere’ye gitsek, kumar işine girsek, çok para kazansak ve bir gazete çıkarsak. Bir de televizyon yayınına başlasak. Sonra Kraliçe’ye ve eşine veya başbakan ve eşine saldırsak, aşağılasak, alay etsek sivil toplum örgütlerine saldırsak, kurum ve kuruluşlara etmedik laf bırakmasak ne olur?
Epeyce bir düşündü yanıtlamak için.
“Olamaz, oldurmazlar” dedi.
“Peki bizde niye oluyor ve olduruluyor?
KKTC’de kurulan yeni düzen işte budur…
































