Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DAYATMALAR, KUMAR BARONLARI VE GERÇEKLER…

Birilerinin,  Kıbrıs Türkünü “para üzerinden terbiye etme” operasyonundan vazgeçmesi gerekiyor.

Çünkü artık memleketin her zerresine nüfuz eden bu “biat” kültürü, Türkiye ile Kıbrıs Türkü arasındaki ilişkileri zehirlemekle kalmıyor, Kıbrıs Trükünün bu topraklarda mevcudiyetini tehlike altına sokuyor.
Kıbrıs Türkünün kimyasıyla oynama operasyonları hiçbir zaman bu topraklarda tutmadı ve bilakis her seferinde geride büyük yıkıntılar bıraktı.
Kuzey Kıbrıs’taki mevcut gerçekleri bahane ederek, parasızlığı ve sistemsizliği istismar ederek, hangi saatler arasında çalışacağından mada, nasıl bir inanışa ve kültüre sahip olacağı, nasıl davranacağı ve kendisini nasıl tanımlayacağı (yavrudan başkası asla olmaz) dayatılırsa ortaya çıkan pozisyon şimdikinden farklı olmaz.
Baksanıza Cumhurbaşkanı pazarlık masasında “siyasi eşitlik vazgeçilmezimizdir, dönüşümlü başkanlık olmazsa anlaşma olmaz”  falan diyor ama biz bir su yönetiminden dünya aleme rezil oluyoruz.
Sadece su yönetimi olsa.
Yapmamızı istenenler sıra sıra yazılıyor, biçare politikacılar “reform yapmazsanız para alamazsanız” diye tehdit ediliyor, perde gerisinde gibi görünen ama açıkça operasyonlar düzenleniyor, dini temelde bir okula yüz milyonlar akıtılıyor, “size güzel Türkçe öğreteceğiz” diye buralarda vakıflar kuruluyor ve herkesin de buna boyun eğmesi isteniyor.

      ***

“Mesarya’da Arpa Cumhuriyeti” diye yazdığımda daha gazetecilik yıllarımın başındaydım.
Aslında böylesi bir arpa üretimine ihtiyacımız olmadığı, Haspolat’taki arıtma  tesisinden çıkan  suyun (ki yaklaşık olarak  Türkiye’den getirilen suyun miktarına eşittir) tarımda kullanılarak arpa yerine daha ucuz bitkilerin üretilmesinin sağlanması gerektiğini 20 yıl önce yazdık-tartıştık.
Hep şunu derim:
Kıbrıs’ın Kuzeyinde oluşturulan  statükonun finansörü Ankara’yı yönetenlerdir.
O zaman da bu tartışmalara kulak tıkadılar ve arpa cumhuriyetinin devamına para verdiler, iki yıl öncesine kadar da.
Çünkü 2 yıl öncesinde kendilerine “biat” eden bir yönetim vardı.
Şimdikiler itiraz ediyorlar ve karşılığında çiftçilerin öfkesi ile baş başa bırakılıyorlar.
Yani mesele süslü püslü laflarla kamufle edilen “reform” meselesi değildir.
Mesele vahşi yöntemlerle denenen bir dayatma meselesidir.
Yoksa kurtulmamız gereken kronik sorunlardan kurtulmaksa mesele yapılacak işler bellidir.

      ***

Gelelim işin perde gerisine.
Sen bir yandan reform diye diye Kıbrıs Türkünün ümüğünü sıkacaksın, diğer yandan da gazeteleri batırma pahasına kumar baronlarıyla operasyonlar düzenleyeceksin.
Kumar paraları medyada ortalığa saçılacak, ruletlerden akan gelirler, promosyon olarak akacak ve senin orada oluşturduğun “havuz medyasının” benzerini buralarda kurmaya çalışacaksın.
Cumhurbaşkanına, başbakana, bakanlara, milletvekillerine, emeği ve hakkı savunan tüm sivil toplum örgütlerine hakaretler yağdıracaksın.
Haddini aşarak parsellediğin Girne kıyıları için Cumhurbaşkanını “vatan satan hain” ilan edeceksin.
Rulet masalarından akan milyonlarca lira ile ittifak kuracaksın ve Kıbrıs Türkünün öz varlığı gazeteleri batırarak kendi düzenini kurma numaraları çekeceksin.
Ve tüm bunların da bilinmediğini-görülmediğini zannedeceksin.
Yok, o kadar değil.
Su konusu sadece küçük bir detaydır.
Ötesinde Kıbrıs Türkünün büyük bir infiali vardır.
Eğer bunu görmek istersen sarih bir ayet varıdır;
“Gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar…”
İşte tam da durumun budur…