Vakıflar İdaresi Müdürü İbrahim Benter bundan sonra kiraladıkları vakıf arazilerine kumarhane yapılmasına izin verilmeyeceğini açıkladı.
Keşke “kerhane yapılmasına da izni vermeyeceğiz” diye ekleseydi.
Malum ya dünyada dini inanışla bağışlanan arazilere kerhane yapılan tek ülke Kuzey Kıbrıs’tır.
Üstelik oralarda neler yapıldığı herkes tarafından bilinen ama inkar edilen tek ülke.
Vakıflar İdaresi eğer böylesi bir karar almışsa doğru bir karar almıştır.
Bunun dinle falan da alakası yoktur.
Muhafazakar insanlar tarafından hayır dua almak amacıyla vakfedilen malların bunun ruhuna uygun kullanılması gerekir.
Vakıflar İdaresi’nin de bu ruh ve kültürle idare edilmesi şarttır.
Fakir-fukara ve muhtaçlar için kurulan ve memleketin en büyük emlak zengini olan Vakıflar, ancak maaş ödeyebilecek durumdadır.
Ve amaçlarından çoktan sapmıştır.
Gerçi son yönetim bazı ciddi sıkıntılar yaşasa da Vakıfları hedefleri doğrultusunda düze çıkarmak için önemli adımlar atmıştır ama henüz yeterli değildir.
Bilinenden ve sanılandan çok insan (meraklılar için belirteyim vatandaş ve bura doğumlu) Vakıfların yardımına muhtaçtır.
Vakıfların da bu muhtaçlığı ortadan kaldırması boynunun borcudur.
Ve bu boyun borcunu ödemelidir.
***
Sosyalist bir partinin büyük ortağı olduğu hükümetten beklenen sosyal politikalara ağırlık vermesidir.
İskandinav ülkeleri bunun en halisane örnekleriyle doludur.
Yanı başımızda, Türkiye’de sosyal devlet uygulamalarına ilişkin ilginç örnekler yaşanmaktadır.
Dinsel referanslı ve muhafazakar bir yapıda olmasına karşın AK Parti çocuklara, kadınlara ve yaşlılara yönelik yaptığı icraatlarla takdir toplamaktadır.
İstenmesi halinde İskandinav ülkelerinden Türkiye’ye kadar örnek alınacak birçok model ve uygulama vardır.
Yeter ki niyet olsun.
Hükümet eğer savunma pozisyonundan kurtulur da köklü icraatlar yapamaya karar verirse bu ülkeye hayırlı işler yapmış olacaktır.
***
Çıkar çevrelerinin ve rant gruplarının yarattıkları suni gündemler geleceğe yönelik planlama yapılmasına engel oluyor.
Rantabıl olmayan üretim alanları ülkenin zaten kıt olan kaynaklarını tüketiyor.
Bu durum da Kıbrıs Türkü’nü çaresiz ve hedefsiz bir halk olma pozisyonuna sürüklüyor.
Bence üzerinde durulması gereken en hayati sorun budur.
Çaresizlik ve daha güzel bir geleceğe ulaşmadaki hedefsizlik.
































