Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

NE DEVLET, NE EFENDİ, NE TANRI…

Yanlış hatırlamıyorsam Ferdi Sabit Soyer anlatmıştı;

Larnaka’da eski komünistlerden bir Rum’u evinde ziyarete gitmişler.
Oturma odasında orak-çekiçli kocaman bir kızıl bayrak asılıymış. Salonun bir köşesi adeta müzeyi andırıyormuş. Eski tüfek komünistin eylem fotoğrafları, Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Dimitrof heykelcikleri.
Adeta bir tapınma köşesi.
Şimdi bu yeni nesiller Dimitrof’u bilmezler.
Bulgarların önde gelen komünist ideologlarındandı.
Stalin’den beter bir komünist disiplin kuralları vardı.
Bir komünisttin günlük olarak nasıl yaşaması gerektiğini tüm detaylarıyla ortaya koymuştu.
Bu detaylara uymayanlar elbette komünist olamazdı.
“Dimitrof disiplini” deyimi 1970’li yılların gözde deyimlerinden biriydi.
Dimitrof disipliniyle yaşamak her komüniste nasip olamazdı.
Neyse, evin ziyaretçilerinin dikkatini çeken, bunca heykelcik arasında Hz. İsa heykeli olmuş.
Öyle ya, Tanrı tanımaz komünistlerin arasında İsa’nın ne işi olabilirdi ki?
“Ne devlet, ne efendi, ne Tanrı” diyenlerin “Tanrı’nın oğlunda, üstelik bakire doğumla dünyaya gelen oğlunda” ne gibi bir komünist yan bulabilirler ki?
Sormuşlar;
“Yaşadığınız topluma uyum gösteriniz” demiş yaşlı komünist.
Şaşırmışlar ama bir şey söylememişler.
Ben olayı işittiğimde “Takiye yapıyor” dedim.
Müslümanların deyimi ile “olduğu gibi görünmüyor.”
Hani Hz. Muhammed, Mekke’de zulüm altındayken takiyeyi serbest bırakmıştı.
Müslümanlar daha fazla eziyet çekmesin diye Müslüman olduklarını saklama hakkı vermişti.
Yaşlı Rum komünist de öyle yapıyordu.
Onca komünist figür içine İsa’yı yerleştirerek aslında çoğunluğu bağnaz Ortodoks olan kendi toplumuna “ben de sizdenim” mesajı veriyordu.
Kıbrıs Rum solunun tarihini bilenler bu duruma çok şaşırmazlar.
Bugün Avrupa’nın en büyük komünist partisi AKEL’dir.
Ve 1950’lerden itibaren bu takiyeyi yapmaktadır.
Son demde papaz kıyafetlerini asla üzerinden çıkarmayan Makarios’un en önemli destekçisiydi.
Makarios’un partisi DIKO ile her daim ittifak yaparak hükümeti ele geçirecek denli de güçlendi.
Bakmayın şimdi ayrı düştüklerine her an kutsal ittifaklarını yeniden kurabilirler.
Nitekim, geçtiğimiz ay yapılan Baf Belediye Başkanlığı seçimlerinde yaptılar da.
AKELve DIKO’nun Baf bölgesindeki oyları yüzde yetmişlerdeyken çıkardıkları ortak aday kaybetti.
Üstelik sahte solcu EDEK de onları destekliyordu.
Konunun özeti şudur;
Takiye her zaman duvara toslayacak bir sahtekarlıktır.
Ya Tanrı tanımazsınız ya da değilsiniz.
“Komünistim ama İsa’ya da bayılırım heykelini de eksik etmem” yok böyle bir şey.
Bu çocuk (Aleksis Çipras) gerçekten tapuları yıktı.
Hristofyas’ın yaptığı gibi gidip kızını kilisede vaftiz etmedi.
Hristofyas’ın yaptığı gibi gidip kilisede evlenmedi.
Hatta dini kurallara göre hiç evlenmedi.
“Hayat arkadaşım” dediği kadınla birlikte oldu ve iki çocuk dünyaya getirdi.
Onlara da Rum komünistlerin yaptığı gibi dini isimler vermedi.
Ernesto Che Guavera’nın anısına Ernseto ismi verdi.
Başbakan seçildiği gün de kravat takmadı, Tanrı’ya inanmadığı için İncil’e el basmadı, Başpiskopos’u ziyaret et “Lütfen yemin törenine gelmeyiniz” dedi.
İçi neyse dışı da bir oldu.
Dolayısı ile barış-dostluk-kardeşlik nutukları atan “ortak vatan” deyip de sadece Rum toplumunun çıkarlarını savunan Güney’deki komünistlere kapak oldu.
Ekonomik konularda ne yapacağını gerçekten bilmiyorum.
Ama daha 3 günlük hikayesinden umarım Güneydekiler ve bizdekiler ders çıkarırlar.
Takiye aslında tehlikeli bir durumdur.
Alışkanlık yapar ve insanı aslından koparır…