Sevgili Mete Hatay, uluslararası bir toplantıda “yurttaş diplomasisinin” çarpıcı bir örneği olarak anlatmış.
Öyle ya, diplomasi hep monşerlerin tekelinde değil.
Çoğu zaman bir sorunu çözmemek ve üzerinde müzakere etmek için on yıllar mesai harcayan diplomatlara inat yurttaşların yaptığı çok daha faydalı ve kalıcı olabiliyor.
Çünkü yapılan diplomasinin hedefi yurttaşlar arası güven ve iş birliğini sağlamaksa yurttaşlar diplomatların önüne geçip o sonucu doğrudan yaratabiliyorlar.
Geçtiğimiz gün yitirdiğimiz Yorgo Skoullou’nun ve ailesinin yaptığı tam da Mete Hatay’ın anlattığı türdendi.
Türkler ve Rumlar arasındaki çatışmalarda ara yerde kalan, hiç günahları olmamasına karşın birçok günahı üstlenmek zorunda kalan ve nihayette bir tarafı tutmaya zorlanıp da Kıbrıs sorununun acılarını yüklenen Maronitlerin görünür ve anlaşılır olmalarını sağlayan onlardı.
1963 yıkımından sonra Kıbrıs Türklerinin hayatında Maronit diye bir kavram yoktu.
Bilenlerin sadece yakın komşuları olduğu ve teşkilat ideolojisi çerçevesinde düşmana yakın olanlardı.
Nesiller boyu Kıbrıslı Türkler ne isimlerini bildiler, ne de farklı bir mezhepten olduklarını.
***
1974 sonrası, Kormacit’in izole yapısında sadece avcıların keşfettiği, değişik lezzetler sunan o restoran bugün binlerce Kıbrıslı Türk’ün sempatiyle baktığı bir kültürlerarası kardeşliği yarattı.
Üstelik ünü sadece Kıbrıslı Türkler ile ve Kuzey ile sınırlı kalmadı, Türkiye’ye de taştı.
Bu küçücük toprak parçasında azınlık olarak sayılan ve dışlanan Kıbrıslı Türkler kendi azınlıklarını keşfettiler onlar sayesinde.
Sayıları birkaç yüzü geçmeyen ve tümüne yakını ömrünün son dönemini yaşayan, ücra bir köyde yaşama tutunmak için direnen Maronitleri.
Kolay olmadı mücadeleleri.
Kendi köylerinde, kendi topraklarına tutunmaları.
Sabırla ve sevgiyle kötü koşulların geçmesini beklediler.
Gün geldi evlerinden oldular, gün geldi köylerinden kovuldular.
Ama onlar bir kasap restoranın mütevazi ortamında bu topraklara ait en leziz tatları sunarak, sürekli tebessümle ve tevekkülle direndiler.
Ta ki onlara ait olanların onlara iadesi gerçekleşinceye dek.
***
Yorgo’yu dün son yolculuğuna uğurladık.
Kıbrıslı Türkler, Rumlar ve Maronitler doldurdular köy meydanındaki kiliseyi.
Ben Yorgo’yu 25 yıl önce tanımıştım.
Köye henüz izinle girilebiliyordu.
Sıcak bir yaz gecesiydi ve şimdiki restoranın damında yakmıştı mangalları.
Gecenin ilerleyen saatlerinde udunu eline almış ve anlamadığımız bir dilde yanık şarkılar söylemişti bize.
Karşımızda Trodosların zirveleri parıldıyordu ve Akdeniz safi bir yakamozdu.
Eminim o ışıklar içindedir şimdi.
Ve dinince dinlenecektir.
Elveda sevgili Yorgo.
Monşerlerin yapamadığını yaptın bu toraklar için…
































