Kudret Özersay’ı tebrik etmek gerekir.
Siyasi partiler unutup gittiler de Özersay sordu Cumhurbaşkanı’nın mal varlığı meselesini.
Cumhurbaşkanı’nın Özel Temsilcisi olduğu için sessiz kalacağını sananları da bir güzel ters köşeye yatırdı.
Başsavcılık ne cevap verir, partiler bu meseleye ne kadar sahip çıkar bilinmez ama şimdi aşikar olan şudur; Cumhurbaşkanı’nın mal varlığını Özel Temsilcisi de merak ediyor.
Bankalardaki paraları…
Daha geçenlerde alınan 240 bin sterlinlik havuzlu villayı.
Ve o villaya döşenen mefruşatın kaynağını.
Neyse, konu artık Kudret Özersay’ın gündemindedir ve ilgisini eksik etmeyecek herhalde…
***
Beşir Atalay gitti yerine Bülent Arınç geldi, Kıbrıs İşleri Bakanı değişti de KKTC ile Türkiye’nin ilişkileri değişecek mi ayrı bir merak konusudur.
Malumdur, Beşir Atalay zamanında imzalanan ekonomik iş birliği protokolünün durumu malumdur.
UBP hükümetine “uygulayın” denildi tarih de verildi ama şimdiki hükümet tarihlerden muaf, içerikten de serbest görünüyor.
İstediğini uygulama istemediğini görmezden gelme serbestliğidir bu.
Gerçi sendikalar UBP zamanında yürürlüğe girenlerin bu hükümet tarafından geri alınmasını istiyor ve birçok iktidar milletvekili de sendikalara destek veriyor ama sanırım hükümet o kadar da serbestliğe sahip değil.
Hükümet birçok konuda yaptığı bu konuda da “kulağının üstüne yatıp” konuyu geçiştirecek.
Başka bildiği yok ya…
***
Bir de su ve elektrik meselesi var ki “kulak üstüne yatma” halleri fayda etmiyor.
Çünkü canlar gidiyor ve acil tedbir alınması şart.
Bu suyun geleceği artık kesindir.
Deniz geçişi tamamlanmak üzeredir. Karada boru döşeme işleri olanca hızıyla sürüyor.
Hükümetin konuya mesafeli tutumu karada boru döşeme çalışmalarında ciddi tehlikeler yaratıyor.
Ve bu tehlikeler insan hayatına mal olacak şekilde sürüp gidiyor.
Hükümetin acil tedbir alması şart.
Eğer su konusuna dahil olabilirse tabii.
Türkiye’den kablo ile gelmesi düşünülen elektrikte de artık ortaya çıkmaları şart.
Eğer karşıysalar ve Türkiye’den elektrik gelmesini istemiyorlarsa bunu açık açık söylemeleri gerekir.
Eğer karşı değillerse de konuya dahil olmaları.
Yoksa sudaki gibi pasif duruş Kıbrıs Türkü’nü devre dışı bırakıyor.
Bu da en büyük zarardır.
Suyun sulayacağı topraklar henüz Kıbrıs Türkü’nündür.
Elektriğin aydınlatacağı evler de öyle.
Pasifizm kendi topraklarına ve evlerine yabancılaşmak demektir.
Şimdilerde yaşadığımız ölümcül tehlike budur…
































