Tam bir tembel işi.
Vaktinizi çalıyor ve farkına bile varmıyorsunuz.
Biraz eğlenceli tarafı olmasa hiç çekilmez.
Karşısında suret görmeyince hastalıklı halet-i ruhiyesini ortaya dökenlerin cirit attığı bir yer.
Oku oku ve sinir ol.
Üstelik sadece o kısıtlı sürede kalsa neyse.
Bizim toplantılara da sirayet etti, konuşan kendi başına konuşuyor, herkesin gözü telefonlarda, eller tuşlarda.
Evet, doğru tahmin ettiniz Facebook ve bil cümle diğerlerinden bahsediyorum.
Sanal alemlerin yeni sevgililerinden.
Şimdi moda onlara övgüler düzme, serenatlar yapma modasıdır.
Ahali yüz yüze gelip sohbet edememenin, duygularını düzgün ve etkileyici cümlelerle kuramamanın ezikliğini Facebook’ta gideriyor.
Bir de yeni yetme tüccarlar peydah oldu.
Facebook’ta reklam yapıp köşeyi dönme hayalleri kuruyorlar.
Reklam fiyatlarına baktım, Facebook’un sahibi Mark Zuckerberg anasının nikahını istiyor.
“Bu gönderinin performansı iyi öne çıkaralım” diyor, “çıkar” diyorsun tarife birkaç bin liradan başlıyor.
Yok da o kadar değil yani.
Geçenlerde büyük bir şirketin yaşlı ve genç yetkilileriyle toplantıdayız, iyi üretiyorlar iyi paralar kazanıyorlar.
Genç olanı “Biz sadece Facebook’a reklam veririz” deyiverdi, fes başımdan sıçradı.
“Getir o rakamları bir bakalım” dedim.
12 bin 500 tane like, 2 bin tane paylaşım diye uzayıp giden istatistikler.
“Bunların hepsi sabun köpüğü” dedim, aval aval yüzüme baktı.
“Facebook üzerinden kaç tane mal sattın” dedim, dondu kaldı.
Like’lar güzel, paylaşımlar muhteşem de sonuç ne sonuç.
Gazetelere bir sayfa reklam veriyorsun, televizyonlarda 3 dakika reklam filmin dönüyor vatandaş dükkanına yığılıyor.
Becerirsen ticaretini yapıyorsun.
Peki Facebook reklamlarında durum nedir?
***
Şimdi bu yazıyı okuyanların bana “geri kafalı” damgası bastığını duyar gibiyim.
Veya internete yenilmek üzere olan, hala kağıt baskı gazetede direnen yaşlı bir gazeteci muamelesi çektiklerinin de farkındayım.
Ama fark etmez.
Amerikanvari tutsaklığa direnmenin de bir onuru vardır.
Ve bu direniş kaybedilse bile büyük bir zaferdir.
Ki hayatımıza dayatılan bu sabun köpükleri sönüp gidecek.
İşin keyfi ve mutluluğu kalacak geride.
***
Sanıldığının aksine iyi bir Facebook kullanıcısıyım. Twitter’ın hızına henüz alışamadım ama çektiğim güzel fotoğrafları Instagram’da paylaşmaya bayılıyorum.
Facebook’tan keyif almaya çalışıyorum sadece.
Vaktim varsa arkadaşlara takılmaya, onların paylaştığı mutluluk fotoğraflarını like’lamaya falan.
Facebook üzerinden iş yapmaya veya iş konuşmaya çalışanlardan nefret ediyorum.
Söylememe rağmen ısrarla devam edenleri de bloke ediyorum.
Son bloke ettiğim Ahmet Baba oldu.
Yıllarca önce internet alemine birlikte girmiştik ama fayda etmedi çünkü ikazlarımı dinlemedi.
Sırada Ali Bizden vardır.
Yayınladığı kitapları gelip takdim edip, bizimle kitap sohbetleri yapacağına Facebook muhabbetlerine takılmakta ısrar ediyor. Israrının sonucu bloklanmak olacak.
Kani Kanol’un bu kadar bedbaht bir şekilde bütün memleketin sorunlarını Facebook’a yığmasını kendi adına zararlı buluyorum. Bu kadar sinir yapmasına gerek yok.
Eğer bisiklet üstünde selfie çekmeye devam ederse Hüseyin Ekmekçi de potansiyel blok adaylarındandır. Ona toplantılara telefonla girmeme yasağı da koymak lazım.
Bir de Facebook devrimcileri veya milliyetçileri vardır ya, bu aralar o kadar çoğaldılar ki isimlerini tek tek buradan sıralayamayacağım.
Tümü birden yolcudur.
Yeter milletin kafasını ütüledikleri.
***
Anlayacağınız bu sanal alemi bu kadar abartmamak gerekir.
Ne ticari ne ruhi.
Yoksa ruh haliniz bozulur da Mark Zuckerberg’in ruhu bile duymaz.
Nasıl duysun, çocuk sayenizde dünyanın en zenginleri listesine girdi.
Siz Facebook’ta birbirinizin gözünü oymaya çalışırken…
































