Ankara, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nu devre dışı bırakıp da Amerikalılar ve Downer aracılığı ile Anastasiadis’le egemenlik pazarlığı yapıyor mu?
Malum mesele egemenlikte gelip tıkanmış ve bir türlü o mübarek ortak açıklama ortaya çıkamamıştı.
İddia edilir ki Downer aslında ortalıkta görünmüyor ama taraflarla pazarlığı sürdürüyor.
Nasıl mı?
Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen modern teknikleri kullanmayı çok iyi biliyormuş.
Ta dünyanın öteki ucundan video konferans yöntemiyle görüşmeler gerçekleştiriyormuş.
Türkiye Dışişleri ile bu tür görüşmeler yapmış olabilir.
Bunları Amerikan Büyükelçisi’ne aktarmış olabilir. Amerikan Büyükelçisi de Anastasiadis’e aktarmış olabilir.
Eroğlu’nun böylesi bir trafikte yer alacağını sanmıyorum ama Dışişleri Bakanı Nami’nin olan-bitenden haberi olabilir.
Neyse ben bu senaryoya pek inanmadım.
Mantıksızlığından değil, son derece mantıklıdır.
Ve “diplomasi asla bitmez” kuralını da çok iyi biliyorum.
Fakat, sorunun kaynağı bunlar değildir.
Sorunun kaynağını başka yerlerde aramak gerekir.
***
Türkiye Başbakanı Erdoğan, Brüksel’de AB yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde kendisine sorulan soruya şöyle bir yanıt vermişti:
“Sayın Eroğlu’na gerekli telkinlerde bulunuyoruz.”
Bu yanıt CTP Milletvekili Birikim Özgür’ün itirazına yol açmıştı.
Birikim Özgür “Ankara’yı çözüm için bizim teşvik etmemiz gerekirken Ankara bize telkinde bulunur” şeklinde açıklamıştı itirazını.
Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ne tür bir telkin aldığını bilmiyoruz.
Veya Eroğlu’nun telkine niye ihtiyacı olduğunu da.
Erdoğan o cümleyi kendi pozisyonunu anlatmak için kullanmıştır.
Malum “Ankara çözüm istemiyor” şeklinde yaygın bir propaganda vardır ya.
Erdoğan’da “Hayır biz de çözüm istiyoruz, Eroğlu’na da gerekli telkinlerde bulunuyoruz” anlamında söylemiştir.
Peki, inandırıcı olmuş mudur?
***
Ankara’nın ortak açıklamanın sağlanması, görüşmelerin başlaması ve bir anlaşmaya ulaşılması noktasında etkin bir şekilde devreye girmesi kaçınılmazdır.
Yoksa bu iş böyle uzayıp gidecek.
“Armudun sapı, üzümün çöpü” misali ipe un serme oyunu bitmeyecek.
Başbakan nihayet Ankara’yı ziyarete ve görüşme yapmaya gidiyor.
Beraberinde Maliye Bakanı değil de Dışişleri Bakanı’nın olması ziyaretin ekonomi değil Kıbrıs sorunu gündemli olacağını anlatıyor.
Bu fırsatı iyi değerlendirmelidir.
Ankara’nın aktif bir şekilde devreye girmesini sağlayacak argümanları ortaya koymalıdır.
Yoksa bu iş uzar gider.
Sonuçta Kıbrıs Türkü zarar görür.
Bu böyle biline…
































