Demokrat Parti-Ulusal Güçler’de sessiz sedasız, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler’de sıkıntılı ve hatta krize yol açan bir yöntemle kabine üyeleri belirlendi, Cumhurbaşkanı’na sunuldu ve yeni hükümet göreve başladı.
Her şeyden önce hayırlısı demek ve ülke hayrına icraat yapmalarını temenni etmek gerekir.
Yeni hükümet kurulur kurulmaz ilk eleştirilerini de almaya başladı.
Eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yeni kabinedeki doktorların sayısını ve kadın bakan olmayışını eleştirdi.
Aynı anlama gelen bir eleştiriyi de CTP-BG Milletvekili Doğuş Derya yaptı.
Sibel Siber’in başarılı Başbakanlık ve Gülsün Yücel’in başarılı İçişleri Bakanlığı performansından sonra yeni kabinede kadın bakanın olmayışı ciddi bir sorundur.
CTP bu sorunu Sibel Siber’i Meclis Başkanlığı’na aday göstererek aşmaya çalışacak. Fakat bu da yeterli olmayacak. Çünkü kadın politikaları konusunda iddialı vaatlerde bulunan CTP-BG’nin bu açığını kapatması için kısa sürede çok ciddi icraatlar yapması gerekecek.
Maliye ve Çalışma Bakanlıklarında mevcut teknokrat isimlerin korunması ve kabinede bırakılması bence isabetli oldu.
Kabineyle ilgili diğer eleştiri ve şikayetler partilerin iç işlerine girer ve kamuoyunu ilgilendirmez.
Gelelim, Havadis’in manşeti ile gündeme bomba gibi düşen “Alo Ben Beşir” konusuna.
Türkiye Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay CTP-BG’nin DP-UG ile hükümet kurmaya karar verdiği son Parti Meclisi toplantısının sürdüğü sırada CTP-BG Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu’nu aradı ve gerek kendi görüşlerini gerekse Başbakan Erdoğan’ın tavrını Yorgancıoğlu ile paylaştı.
CTP-BG kulislerinden sızan bilgilere göre Atalay, Yorgancıoğlu’na yaklaşık olarak şunları söylemiş:
“Biz uyum ve icraatların devamlılığını gözetiyoruz. DP ile uyumlu çalışamayacağımızı düşünüyoruz. Az önce Sayın Başbakan’la birlikteydim, o da aynı endişeleri taşıyor ve size bu mesajı iletmemi istedi…”
Bu haber Havadis’te yayımlandıktan sonra dün gün boyu çeşitli yorumlar yapıldı, tepkiler ortaya konuldu.
Bu yorumlar ve tepkilerin içinde bazı yanlışlar vardı.
Türkiye’nin CTP-BG ile DP-UG’nin bir hükümet kurmalarını istemediği seçim süreci dahil hep yazılıp-söylendi.
Türkiye’nin müdahale edeceği ve böylesi bir hükümeti kurdurmayacağı bile ortaya konuldu.
Peki ne oldu?
Bu hükümet kuruldu.
Hükümetin kurulduğu gece Beşir Atalay’ın Özkan Yorgancıoğlu’nu aramasından da anlıyoruz ki daha önce herhangi bir temas olmadı.
Yani örneğin CTP-BG’nin DP-UG ile ipleri kopardığı geçtiğimiz cumartesi günü Beşir Atalay arayabilir ve “Sayın Yorgancıoğlu son derece isabetli bir iş yaptınız, zaten biz de sizinle aynı görüşteyiz” diyebilir ve UBP ile hükümet kurmaları konusunda teşvikkar davranabilirdi.
Beşir Atalay niye son güne kadar bekledi ve CTP-BG Parti Meclisi’nde DP-UG ile hükümetin kurulacağı kesin olan toplantı sırası aradı?
Bence Beşir Atalay hükümet kurma çalışmalarını etkilemek değil Yorgancıoğlu’na bir mesaj vermek için son dakika aradı.
Peki mesaj nedir?
Eroğlu ile Denktaş ittifakının hükümete gelmelerini istemiyoruz, CTP-BG bunu bilerek hükümet etsin.
Mesajın aslında önemli bölümü Yorgancıoğlu üzerinden Derviş Eroğlu ve Serdar Denktaş’a yönelikti.
Ankara, Eroğlu ve Denktaş aileleriyle ilgili kesin tavrı vardır. Bu da sır değildir.
Beşir Atalay işte sır olmayan bir konuyu Yorgancıoğlu ile paylaştı.
Yorgancıoğlu hükümetinin artık ülke sorunlarının yanında böylesi bir sorunu da vardır.
***
Gelelim meselenin özüne.
Defalarca bu sütunlarda yazıp durduk.
Özgür ve egemen olmak isteyenler özgür ve egemen olacakları sosyo-ekonomik ve hukuksal bir düzen yaratmak zorundadırlar.
1974 sonrası kurulan düzen Kıbrıs Türkü’nün sosyo-ekonomik ve hukuksal olarak özgür ve egemen değil bağımlı olmasını sağladı.
Bu bağımlılık da devam ediyor.
Yeni kurulan hükümet karar vermeli;
Bu bağımlılığı ortadan kaldıracak icraatlar yapacak mı?
Yoksa bu düzen böyle sürüp gidecek mi?
AK Parti’yi eleştirmekle, Erdoğan’a küfretmekle veya Türkiye karşıtı sloganlar atmakla bu düzen değişmiyor.
Şimdi kolları sıvama zamanıdır ve görev hükümettedir…
































