Belki böyle daha iyidir, bir tarafı yağmurlu bir tarafı günlük güneşlik memleketin ve hava her daim ılıman.
Bir köşe loş, bir köşe aydınlık, bir evin odaları gibi.
Eski Lefkoşa evleri içiçe olduğu için birçok odaların güneş gördüğü yoktu, avlular güneş toplardı sadece.
Teraslı evler şanslıydı ki kimileri bir talvar yapar, yaz sıcaklarını asmanın altında geçirirlerdi…
…
Memleket bugünkü gibi değildi.
Giyim kuşama özen gösterilirdi.
Kızların ve erkeklerin kendilerini gösterebilecekleri en müsait yerlerden biri sinemalardı.
En güzel kıyafetlerle gidilirdi sinemalara; parfüm kokuları hisarlara kadar uzanırdı.
Ne doğulu akşamlardı…
Böyle akşamların gün gelecek paramparça olacağını kim düşünebilirdi?
…
Gerçekten “tarihi alçakların koyduğu yasalar” mı yönetir?
…
Destekleyenler neyi desteklediklerini,
Karşı çıkanlar neye karşı çıktıklarını bilmiyorlarsa,
“Tanrı” onları affedebilir ama “gelecek” affetmez…
…
Belki de havların böyle olması daha iyidir.
Rüzgar zaman zaman kalksın, güneş bir açsın bir kapasın, yağmur bir yağsın bir yağmasın.
Gölgede serin, güneşte sıcak.
Böyle havalarda bir tabyanın üstünde oturmak ve bu kadim kentin yaşlanmış yüzüne bakmak…
…
Üzülenler ve sevinenler.
Ne çok üzülün, ne çok sevinin; dünyanın yaraları daha derindir…
…
Yaşamak basit, şatafatsız ve gürültüsüz yaşanırsa daha neşelidir.
Bir şarkı söyleyip neşelenir gibi ya da bir alıç ağacından meyvesini toplar gibi.
Çocukluk dönemleri bunun için en güzel dönemlerdir ve bunun için o anılardan vazgeçmek mümkün değildir…
…
Havaların böyle olması belki de daha iyidir.
Huzurlu gibi geliyor insana.
İçinizde bir volkan patlasa da…
































