Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HANGİ HAYALİ KURDUK EN SON?

Sert Rüzgarlar:

Rüzgarın ipinden kopmuş yabani bir at gibi sağa sola koşuşturduğu, koşuşturmadığı aslında savrulduğu, at gibi de değil aslında bir acayip yaratık gibi ya da bir kabadayı misali sağa sola sorgu sual etmeden saldırdığı zamanlarda Akdeniz bildiğimiz Akdeniz değil, dalgaları kabarır, kabaran dalgalar sıra sıra kırılır, kırılan dalgalar köpük köpük arsızlaşır ve denizin ortasında duran ve adına Kıbrıs denen bu adadan intikam alacakmış gibi kayaları durmadan ve aralıksız -neredeyse nefessiz- dövüp durur ve işte tam böyle zamanlarda, bütün zeytin ve harnup ağaçları, bütün efkalipto, çam ve selvi ağaçları, nerede açan bir çiçek varsa ve nerede uçuşan bir kuş varsa perişan olur.

Böyle sert, ne yaptığını bilmeyen, bilinçsiz, ağaçlara, evlere, derelere, sokaklara ve ne varsa her şeye düşmanmış gibi bulunduğu yerden delicesine sökülüp gelen rüzgar zulme dönüşür.

İnsanlardan çok selvi ağaçları bilir bu zulmü…

Böyle zamanlarda bir karpuzu yarar gibi girip çıkardı rüzgar o eski Lefkoşa sokaklarından ve her sokak ağzında ıslık çalar gibiydi, hani panjur aralıklarında ya da pencere kenarlarında evlere dalmak isteyen ama bir türlü dalamayıp, bir giriş bulamayınca acayip ıslıklar öttüren deli rüzgarlar gibi…

Fırtına desen değil, kasırga desen değil, bir deli rüzgardır, adı yok, ovalarda tarlalarda çalıya çırpıya, ota böceğe sorsan onlar da şaşar kalır.

Çim ile diken de şikayetçi böylesinden; ayakla basılan her yer, gözle görünen ne varsa şikayetçi…

Selviye sor anlatsın, önce onlar karşılar bu tantanayı; bir o yana bir bu yana savrulan gövdeler sızı içindedir…

Yol kenarlarında yükselen hatemi çiçeklerine sor ne hale düşer ince uzun boyunları ve yaprakları; tekmil çaresizlik içinde…

Sonra,

Birdenbire,

Durulur ortalık.

Sanki hiç olmamış gibi, sanki o çıldıran rüzgar o rüzgar değil… Bir sessizlik çöker her tarafa; sessizliğin sesinde bir huzur ama daha ziyade bir şaşkınlık…

Böyle haziran zamanlarında, çıldıran rüzgarlar çekip gittiğinde ve vakitler akşama doğru ilerlediğinde sanki örfi-idare’den evlerine kapınmış insanlar tekrar sokaklara çıkarlardı usulca, çocuklarda bir heyecan, uçurganları hazır.

Kapıönlerini sulardı kadınlar yeni bir güne başlar gibi, Lefkoşa terk edilmezden önce…

(13.06.2020)

İzzet Efendi Sokak
Lefkoşa’da İzzet Efendi Sokak’tan bir kesit. (Fotoğraf: A.Okan)

En Son:

 

Son kez hangi yoldan geçtik?

Son kez.

Abdi Çavuş mu?

Borazancıbaşı mı?

En son hangi kapıyı kapattık?

Hangi pencereyi?

Perdeler çekildi mi?

En son perdeyi çeken kim?

Hangi odada yattık en son?

Hava nasıldı?

Bir kış günü müydü, bir yaz günü mü?

Yoksa sonbahar?

Kanlı Dere en son ne zaman aktı?

Ayrınca’ya son gidiş ne zaman?

Son yaktığımız mum hangi yatıraydı?

Son tutulan dilekler,

Son baktığımız yıldız,

Söndürdüğümüz son lamba,

Hangisiydi?

Kimin elini sıktık en son?

En son allahaısmarladık dediğimiz kim?

Hangi bakkala uğradık,

Hangi saksıya su verdik,

Hangi ağaca tırmandık,

Hangi hisara çıktık?

En son…

En son mektup yazdığımız kim?

Telefonda en son kiminle konuştuk,

Bisiklete ne zaman bindik en son,

Kök aynalara en son ne zaman baktık,

Oturduğumuz son hasır sandalye hangisi,

Evde pişen en son yemek neydi?

Hatırladığımız en son şey nedir?

En son bayramı kim hatırlar?

En son gidilen sinema hangisi?

Çağlayan Bahçesi ne zaman terk edildi?

Hangi hamamdı en son gidilen?

Oturduğumuz son kahvehane hangisi?

Aldığımız en son yasemini kim hatırlar?

Kim kapattı o radyoları, pikapları?

En son dinlenen şarkı hangisi?

O sokaklarda,

En son ölen kim, en son doğan kim?

En son hangi rüyayı gördük?

Hangi hayali kurduk?

Hangi nöbet yerindeydik,

Hangi sınıftaydık,

Hangi pastanedeydik,

Hangi meyhanedeydik?

En son…

En son okuduğumuz kitap hangisi?

En son öptüğümüz sevgili kim?

Kimin elini tuttuk en son?

Kapıların önünü en son sulayan kim?

En son kimler kapı önlerinde oturdu?

Çamaşırları en son seren kim?

Sündürmelerde en son yatan kim?

O sokaklarda,

O evlerde,

O avlularda,

Güvercinleri en son gören kim?

(14.03.2014)