Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Kıbrıs

Türk tarafı sadece Cumhurbaşkanı demek değil

GÖREVLERİM ARASINDA:  Dışişleri Bakanı Özdil Nami, tüm temaslarının yasal çerçevede yapıldığını, birçok olgunun Kıbrıs sorunu ilgili olduğunu belirterek, “Türk tarafı dediğimiz olgu sadece Cumhurbaşkanı’ndan oluşmuyor” dedi

MÜZAKERE FORMATINA TEPKİ: Nami, liderlerin hangi sıklıkla bir araya geleceğinin belirlenmemesini eleştirdi. Nami, müzakerecilerin gerekli gördüğü zamanlarda liderlerin bir araya geleceğini söylemenin, “disiplinli, iyi kurgulanmış müzakere formatına uygun” olmadığını söyledi

LİDERLER MASADAN UZAK: Nami: Şu anda önümüze konan, liderlerin müzakere masasından kendilerini bir nebze uzaklaştırdıkları bir kurgudur. Biz, bunu sağlıklı bulmuyoruz. Netice üretecek bir yaklaşım olarak görmüyoruz. Liderler mutlaka yakından olaya müdahil olmalı

DİSİPLİN SORUNU:  “İyi kurgulanmış bir süreçten bahsediyorsak, liderlerin sürecin başında hangi sıklıkla bir araya geleceklerini ilan etmeleri gerekirdi. Bunu, önemli bir eksiklik olarak görüyorum” diyen Nami, şu anki tavrın disiplinli bir çalışma anlayışına uygun bir tavır olmadığı görüşünde

Baykan Gürses Özdağ

Dışişleri Bakanı olarak özellikle son dönemde Kıbrıs konusuna ilişkin yaptığı ziyaret ve temasların yasalar çerçevede yapıldığını söyleyen Özdil Nami, Kıbrıs konusu ile ilgilenen birçok tarafın bulunduğu hatırlatmasını yaptı.
Nami, diyaloğun her zaman önemli ve gerekli olduğuna dikkat çekerken, bakanlığının da bu amaçla çalıştığını belirtti.
CTP-BG’nin Kıbrıs konusunda ortaya koyduğu vizyon ve iradenin oldukça önemli olduğunu söyleyen Dışişleri Bakanı Özdil Nami, partisinin hükümete gelmesi ile Kıbrıs müzakere sürecinde de hareketlilik yaşandığını belirtti.
23 ay sonra Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasında en belirgin unsuru CTP’nin hükümette olmasına bağlayan Nami, bu unsurun gözden kaçırılmamasını istedi.

“Sadece Cumhurbaşkanı yok”
Nami, “Kıbrıs sorunu ile ilgili çok görüşme yapıyor, Cumhurbaşkanı’ndan gizliyor” gibi eleştirilere verdiği yanıtta, “Rum liderin muhatabı Cumhurbaşkanı’dır, ancak bu alanda çok unsur var” ifadesini kullandı.
Nami şöyle devam etti:
“Yasaların Dışişleri’ne bakanlığa verdiği yetki çerçevesinde görevimizi yerine getirdik. Kıbrıs müzakereleri ile ilgilenen birçok taraf var. Bu taraflarla diyaloğun her zaman devam etmesi gerekiyordu.
Dışişleri Bakanlığı’nın görevi de bu diyalogları canlı tutup, sürece katkı koymaktır. Gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse yabancı misyonlarla süreçle ilgili fikir teatisinde bulunulması, Türkiye’deki muhatabımız Dışişleri Bakanlığı ile ortak değerlendirmelerle hepsinin bir araya geldiği çalışma döneminden geçtik.
Biz, Dışişleri Bakanlığı olarak Türk tarafını bir takım olarak görüyoruz, elbette müzakere masasında Rum liderin muhatabı Cumhurbaşkanı’dır. Türk tarafı dediğimiz olgu sadece Cumhurbaşkanı’ndan oluşmuyor. Hükümet, bunun çok büyük bir ayağını oluşturuyor. Türk tarafı tanımı içinde bir de Türkiye Cumhuriyeti vardır. Bir arada yürütülen bir süreç… Biz de gereken katkıyı yaptık.”

“CTP’nin Kıbrıs konusunda ortaya koyduğu vizyon ve irade önemlidir”
Nami, “CTP’nin ortaya koyduğu irade ve vizyon, son derece önemlidir. Bizim hükümete gelmeden önceki döneme baktığımızda, Kıbrıs sorunu ile ilgili önemli bir durağanlık yaşanıyordu. Hükümete gelmemizle bu konuda bir canlanma meydana geldi. Hükümet protokolü içinde de net şekilde ortaya konulmuştu. Hükümet, Kıbrıs konusuna aktif olarak müdahil olacağını da net şekilde protokolde imzalamıştı” ifadelerini kullandı.

“Müzakerelerin başlamasında en belirgin unsur CTP’dir”
23 ay sonra Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasında en belirgin unsurun CTP’nin hükümete gelmesi olduğunu ifade eden Dışişleri Bakanı Özdil Nami,  “En belirgin unsur CTP’nin hükümet gelmesidir” dedi.
Nami şöyle devam etti:
“Tabii, diğer taraftan Mart 2014’e geliyoruz, bu sembolik bir tarih. Kıbrıs konusu ile ilgili ilk Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararının alınmasının üzerinden 50. Yılının dolacağı bir tarih. Kıbrıs konusunu çevreleyen unsurlar biri olan doğal gaz önemli bir unsur.
Türkiye-AB sürecinin yeniden canlanması için yapılan çalışmalar bir başka unsuru oluşturuyor. Türkiye’de yapılacak seçimi de yaklaşıyor, bu da bir unsur… Biz, hükümete gelirken bu unsurları iyi değerlendirdik. Bunların bir araya gelmesi ile süreç de başlamış oldu. Bu unsurlar geçmişte de vardı, ama çözüm yönünde sevk edecek ek bir güce ihtiyaç vardı, bir siyasi iradeye ihtiyaç vardı, bu da şimdi oluştu.”

“Dışişleri Bakanlığı’nın amacı, Cumhurbaşkanı’na müzakere masası için destek vermekti”
İki taraf arasında imzalanan ortak metin konusundaki tıkanıklığın aşılması amacıyla çeşitli çalışmalar yapıldığını anlatan Nami, Dışişleri Bakanlığı’nın yapmış olduğu çalışmalarla da Cumhurbaşkanı’na müzakere masasında destek vermek amacı taşıdığına işaret etti.
Nami, devamla şunları söyledi:
“Ortak açıklama metni ile ilgili tıkanıklığın aşılması için çeşitli çalışmalar yapıldı. Dışişleri Bakanlığı olarak biz de bazı inisiyatifler aldık, bunları eleştirenler de oldu, ama şimdi geriye dönüp bakıldığında bunların ne kadar gerekli olduğu da sanırım herkes tarafından kabul görüyor.
Dışişleri Bakanlığı olarak yaptığımız çalışmaları eleştirenlerden çok takdir edenlerin sayısı daha fazlaydı. Bütün çalışmalarımız da, Cumhurbaşkanı’nın müzakerelere tekrar başlayabilmesi için katkı koymaktı.”

“Önemli olan Cumhurbaşkanı’nın sürece sahip çıkmasıdır”
Müzakere sürecinde yeni dönemin başlamasında esas olanın Cumhurbaşkanı’nın sürece sahip çıkması olduğunu ifade eden Nami, bundan sonraki sürecin çerçevesini belirleyecek olanın da imzalanan belge olacağına işaret etti.
Dışişleri Bakanı Özdil Nami, İmzalanan ortak metnin toplum tarafından onay bulmasının son derece önemli olduğunu da vurguladı. Nami konuyla ilgili şunları söyledi:
“Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Kıbrıs’a gelmesiyle, tüm siyasi partilerle bir istişare sağlandı ve orada hepimizin desteklediği bir ortak açıklama metni taslağı Kıbrıs Rum muhataplarımıza iletildi. Buna ortak akıl metni ismi de takıldı.
Şu anda önemli olan Cumhurbaşkanı’nın bu ortak metine sahip çıkmasıdır, muhatabı ile uzlaştığını açıklamasıdır. Bundan sonra müzakerelerin çerçevesini belirleyen bir önemli belge oldu bu.
Onun ötesinde bu belgenin toplum tarafından önemli ölçüde sahiplenildiğini de görüyoruz. Tüm siyasi partiler bu belge temelinde müzakerelerin başlamasına destek verdiler. Sivil toplum örgütlerinden gelen büyük bir destek de bulunuyor. Yapılan çalışmanın halk tarafından onay bulması son derece önemlidir.”

“Ortak açıklama soyut değil, somut ifadeler içeriyor”
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun, ortak metine imza koyduktan sonra yaptığı ilk açıklamada “soyut ifadeler var” şeklindeki değerlendirmesini hatırlatıp görüşlerini sorduğumuz Nami, aksine ortak metinin somut ifadeler içerdiğini anlatarak bunlara örnekler verdi.
Nami, özetle şunları söyledi:
“Cumhurbaşkanı’nın ne demek istediğini kendisine sormanız lazım. Dışişleri Bakanlığı olarak bizim değerlendirmemiz, ortak metinin geçmişteki örneklerinden çok farklı olarak, çok somut ifadeler içermesidir. Örneğin, tek egemenliği şu şekilde tanımlanan diyerek tanım getirecek kadar somuta giden bir belgedir.
Kurucu devlet ifadesi, eşit statü, kurucu devlet vatandaşlığı, Kıbrıs’taki yeni durumun nasıl vücuda geleceğinin net şekilde ifade edilmesi, taraflardan hiçbirinin diğerine otorite veya yasama yetkisi üzerinde bulunmayacağını net şekilde yazılması soyut olarak pek de nitelendirilemez. Aslında son derece somut ifadelerdir.”

“Liderlerin ilk açıklamaları daha pozitif olmalıydı”
“Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in yaptıkları ilk açıklamaların daha pozitif olması gerekiyordu” diyen Özdil Nami, bu sürede herkesin sakin kalması gerektiği uyarısına bulundu.
Nami, “Her iki liderin toplantı sonrası yaptıkları ilk açıklamalarının çok daha pozitif olması bence özlenirdi. Anastasiadis’in yaptığı açıklamalar da kendi iç kamuoyuna yönelik bazı kaygıların ön plana çıktığını gösteren bir açıklama oldu. Burada, herkesin sakin kalması lazım… Basına yönelik yapılan açıklamalardan hareketle, fazla yorumda bulunmak bence yararlı olmaz. Esas olan metindir, burada yazılanlardır ve bunun çizdiği çerçevedir” dedi.

“Liderlerin, bir sonraki görüşme tarihini açıklamaması menfidir”
Ortak açıklama metnin imzalanmasının sonrasında Liderlerden, bir sonraki toplantı tarihine ilişkin bir açıklama beklendiğini ancak bunun yapılmadığını söyleyen Nami, bunu menfi bir durum olarak değerlendirdi. Bunu bir eksiklik olarak değerlendiren Dışişleri Bakanı, temsilcilerin gerçekleştireceği görüşmeler sonrasında gerekli görülmesi halinde liderlerin bir araya geleceği şeklindeki bir yaklaşımın da disiplinli bir çalışma anlayışına uygun olmadığının altını çizdi. 
Nami, şunları söyledi:
“Açıkçası, liderlerin bir sonraki toplantı tarihini ilan etmemeleri bence menfidir. Bunu yapmaları gerekiyordu. Eğer, iyi kurgulanmış bir süreçten bahsediyorsak, liderlerin sürecin başında hangi sıklıkla bir araya geleceklerini ilan etmeleri gerekirdi. Bunu, önemli bir eksiklik olarak görüyorum.
Şu anki tavır, disiplinli bir çalışma anlayışına uygun bir tavır değil. Özel temsilciler biraya gelecekler ve gerekli gördüklerinde bazen liderlerin bir araya gelmesini talep edecekler böylesi bir yaklaşım disiplinli, iyi kurgulanmış müzakere formatına uygun değildir.”

“Liderler masadan uzak olmamalı”
Liderlerin görüşme sürecinde, müzakere masasının dışında bir görüntü çiziyor olmasının sağlıklı değerlendirilmediğini belirten Özdil Nami, bunun netice üretecek bir yaklaşımdan uzak olarak yorumlandığına işaret etti.
Nami, şu ifadeleri kullandı:
“Şu anda önümüze konulan kurgu, liderlerin müzakere masasından kendilerini bir nebze uzaklaştırdıkları bir kurgudur. Biz, bunu sağlıklı bulmuyoruz. Netice üretecek bir yaklaşım olarak da görmüyoruz. Liderlerin mutlaka yakından olaya müdahil olmaları lazım… Eğer, yıllar sürmeyecek ve aylarla ifade edilen bir süreç içerisinde yeni bir kapsamlı çözüm planı üretme konusunda samimiysek… Neticede, toprak, mülkiyet, garantiler gibi konularda ciddi siyasi kararlar verilmesi gerekecek. Burada atanan herhangi bir siyasi sorumluluğu olmayan, teknik arkadaşların verebileceği kararlar değildir.”

“Cumhurbaşkanı’na süreçte destek verecek en önemli makam hükümettir”
Cumhurbaşkanı’nın ana sorumluluk sahibi olduğunu belirten Özdil Nami, buna karşılık Hükümet ile istişarenin son derece önemli olduğuna işaret etti. Özdil Nami, süreçte Cumhurbaşkanı’na destek verecek en önemli makamın Hükümet olacağına da işaret etti.  Nami şöyle devam etti:
“Ana sorumluluk Cumhurbaşkanı’ndadır. Kendi inisiyatifi ile ekibini oluşturuyor, bununla ilgili bizim bir değerlendirme yapmamız doğru değildir. Burada format çok önemli. Cumhurbaşkanı ana sorumluluk sahibidir. Teknik çalışmaların sürekli gözden geçirilip onaylanması lazım. Tabii hükümetin bu süreçten kopuk olacağını düşünmemek lazım. Neticede, ana başlıklar konuşulurken, örneğin mülkiyet konusu konuşulduğunda hükümete bağlı ilgili kurumların devrede olması gerekecek. Hükümet ile istişare son derece önemli ve gereklidir. Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, hükümetin tüm gücü ile Cumhurbaşkanı’na destek vereceğini ifade etti.
Gördüğüm kadarı ile Cumhurbaşkanı da herkesten destek talep ediyor. En önemli destek verecek en önemli makam da hükümettir. Bunu, iyi şekilde, takım çalışması içinde yürütülmesini sağlamak başarının en büyük teminatı olacaktır.”

“UBP, çelişkili tavırlardan vazgeçmeli”
Dışişleri Bakanı Özdil Nami, ana muhalefet UBP’nin çelişkili tavırlar içine girmemesini beklediklerini işaret etti. Nami, UBP’nin tavrına bir netlik kazandırması gerektiğine işaret etti. Nami, bu konudaki sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizim beklentimiz, çelişkili tavırlar içerisine girmemeleridir. Bir taraftan destek veriyoruz deyip, diğer taraftan “bu metin zemin olamaz, içerisinde kabul etmeyeceğimiz unsurlar var” demek çelişkili tavırlardır. Buna bir netlik kazandırmaları gerekiyor.
Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamalarda herkese metine sahip çıkma çağrısında bulundu, çalışmalarını bu zemin üzerinden götüreceğini söylüyor. Ona destek veriyoruz diyorsak, bu zemini oluşturan duruma da destek verdiğimizi artık rahat şekilde söylememiz lazım. Ana muhalefet UBP, artık Kıbrıs sorununun çözülebileceği noktasında samimi ise bunu açıkça ifade etmeleri Cumhurbaşkanı’nın elini daha da güçlendirir. Kıbrıslı Türklerin, dünyaya verdiği mesajı da daha olumlu bir noktaya taşır.”

“Takvimle ancak gerekli siyasi irade konulursa…”
Müzakere sürecinde çözüm için takvimleme yapmanın, zaman sınırı koymanın siyasi anlamda risk taşıdığına dikkat çeken Dışişleri Bakanı Özdil Nami, burada esas olanın gerekli siyasi iradenin ortaya konuşması olduğunu söyledi.
Nami, “Takvimlerden konuşmak veya zaman dilimlerinden konuşmak siyaseten her zaman risk taşır. Gereken siyasi irade liderler tarafından konulursa, o zaman bu sene içinde somut yeni neticelerin çıkmaması için hiçbir sebep yoktur. Ama bazen, tek sayfalık ortak açıklama metni hazırlama bile aylar alabiliyor. O nedenle bu konuda bir tahminde bulunmak çok zor. Ama şunu söyleyebiliriz ki, teknik açıdan mümkündür. Teknik açıdan aylarla ifade edilen bir süre içinde bu çalışmanın bitmesini sağlamak mümkündür, yeter ki bu siyasi irade ortaya konulsun” diye konuştu.