Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Kıbrıs

Düğünümüzde swing ve tango yaptık

 

Ali Atamer: Eski defterlerin sayfalarını çevirmeye başlamadan önce sizleri kısaca tanıyalım.

C.Ö: Ben Baf kazasından Esentepeliyim. 1928 doğumluyum. Babamın hali vakti yerinde olduğundan ilkokulu 5. sınıfına kadar okudum. Daha sonraları 1939’da tam İkinci Cihan Savaşı başladığı zaman biliyorsunuz, köylerde pek doktor yoğudu. Bu durumdan dolayı annem çocuk düşürme olayından dolayı sizlere ömür. Bir laf vardır “anne öldüğünde ovada, baba öldüğünde yuvada kalır” derler. Hâl böyle olunca okula devam edemedim. Lefkoşa’daki teyzemin yanına gittim. Daha doğrusu annemin ölüsüne gelen teyzem bana dedi ki “köyde napacaksın Cahit seni alıp götüreyim”. Nitekim beni 1941 Eylül ayında Lefkoşa da Moda Kundura Fabrikasında Muharrem Sıtkı ustanın yanına çırak goydular.
İ.Ö: Ben Lefkoşa’da doğdum. Annem Kozanköylü, babam Minareliköylüydü. Biz 5 kardeşiz. Bir tanesi 25-26 sene evvel rahmetlik oldu. Ben ilkokulu bitirdim, ortaokula başladım. 1 sene de oraya gittim. Bir seneden sonra annem aldı beni okuldan kuaför yanına koydu. Kuaför çıktım. Epeyi zaman kuaförlük yaptım. Ta ki 17 yaşıma gelip nişan olana kadar…

Ali Atamer: Cahit Bey, bildiğimiz kadarıyla İlkay hanımı ilk kez sinemada görmüştünüz galiba.

C.Ö: O zamanlar Lefkoşa’da yazlık sinemalar açılmıştı. Bir akşam açık hava halk sinemasına gitmiştim, ama tabii bekardım. İlkay benden bir sıra önde otururdu. Bütün ailesiyle beraber. Ne biz, ne de ailelerimiz tanışmazdı. O akşam da tesadüf teyzemi gördüm ve ertesi sabah teyzeme “hani dün akşam gördüğümüz kızı benim için bir sor öğren, neyin nesidir, çünkü ben o kızı gördüm beğendim” dedim. Ve iki-üç ayın içerisinde bu iş oldubitti ve istediler kızı. Eskiden bildiğiniz gibi öyle istedi oğlan da, al da git olmazdı. Her şey usulüne göre yapılırdı. İlk önce ailesi kimdir? Mesleği nedir? diye sorulurdu. Eşimin annesi geldi ve ustama sordu, Cahit nasıl biridir diye. Ve ustam da dedi ki kendine; “Cahit’in yanında altmış kişi çalışır ve bunların ustası Cahit’tir. Eğer kızınızı verecekseniz sakın şaşmayınız çok iyi adamdır” dedi, ondan sonra kısmet oldu.

Ali Atamer: İlkay Hanım Cahit Bey’i sinemada fark etti miydiniz?

İ.Ö: Ben Cahit’i sinemada fark etmedim, çünkü bizim arkamızda otururdu. Benim de küçük kardeşim vardı. O zamanlar öyle beş altı yaşlarındaydı. Meğerlim çocukla hepeyi ilgilenmiş, konuşmuş ama biz korkumuzdan etrafımıza bakamadığımız için görmediydim Cahit’i. Doğru önüne bakacaktın derdi rahmetli babam. Eğri bakarsan, “ne var kızım ne oluyor” derdi. Onun için öyle şeyler yapmazdık.

Ali Atamer: Sinema olayından sonra ardından dünürcülük faslı yaşandı herhalde.

İ.Ö: Benim hiçbişeyden haberim yoktu. Bana hiç sormadılar bile. Dünürcülüğü yaptılar, beni verdiler. Daha sonra annemin aklına gelmiş ve abime demiş: “Yahu İlkay’a unuttuk soralım düşüncelerini”, abim da “olur mu öyle şey” demiş da çağırdı ve sordu bana “eğer beğenmediysen, istemezsan bozabiliriz bu işi” diye. Ben da “yok abi siz münasip gördükten sonra bana söz düşmez” dedim. Ve Cahit’i nişan günü, nişan takımıyla gördüm. Cahit’i görmeden kabul ettim yani. İşte tatlılar, şunlar bunlar, kahveler. Eskiden kız tarafından ve oğlan tarafından kızı isterlerken maniler okunurdu. Biz orda olmazdık. Gızlar gave yapardı, adet öyleydi. Ondan sonra bitince herkes evine dağılırdı. Sadece taraflar anlaşırdı; ne zaman çarşıya gidilecek, yüzükler alınacak, kıyafet alınacak, nişan ne zaman yapılacak konuşulurdu.

Ali Atamer: İlkay hanım size varmasaydı ne yapacaktınız?

C.Ö: Eskiden kaçırma olayları vardı, ama ben onu katiyen aklıma bile getirmedim. İlkay olmasaydı başka bir kapıya müracaat edecektim. Çünkü o konularda ben katiyen aileler arasında böyle bir küskünlüğün yaratılmasına müsaade vermem. Ben istedim verdiler. Vermediler mi, o benim kaderim artık. Başka bir kapıya bakacaktım…

Ali Atamer: Eskiden kız istendikten sonra adetler hemen nikah kıymayı gerektirirmiş.

İ.Ö: Evet. Nikah Dairesi’ne müracaat edildi ve doğrudan nikah töreni yapıldı. Abim istemediydi doğrudan nikah gıyalım. “Şimdi nişan yapalım zaten ne gadar zaman galacaklar nişanlı” dedi. İşte dünürcülükten 4 ay sonrada hazırlandık ve evlendik. Nikahı Cumartesi kıydık Pazar günü evlendik. Nikahımızı, Haydarpaşa okulunun yanında olan Nikah Dairesi’nin salonunda kıydık.
C.Ö: Nikahımızı kıyan evlendirme dairesinin memuru Faik beydi. Şahitlerimiz ise bacanağım, Adnan usta ve abisi olmuştu.
İ.Ö: Nikah gıyıldıktan sonra herkes yemekler yapar, börekler açar, dolmalar sarar ve gelini alıp hamama gidilirdi. Hep hanımlar beraber orda eğlenirler, yıkanırlardı.
C.Ö: Biz kına gecesini yapmadık, çünkü istemedik. Babam caz müziği(modern müzik) getirdiği için düğünümüz modern olduydu.

Ali Atamer: Yıllar önce yaptığınız düğün-dernekle ilgili keşke bunu da yapsaydık dediğiniz şeyler var mı?

İ.Ö: Pek değil. Çoğu şeyi yaptık. Düğünümüz Pazartesi günü oldu. O gün pembe gelinlik giyerdin. Salı günü da mübarekemiz olurdu. Salı günü da siyah giyerdin. İsteyen düğünü iki gün yapardı, isteyen da üç gün, ama biz iki gün yaptıydık. Düğünden sonra da Cahit arkadaşlarıynan parti yaptıydı.
C.Ö: İlk defa olarak davulsuz zurnasız yaptık bu düğünü biz. Çünkü rahmetlik kayınpederim kebapçılık yapardı. E kebapçı olduğu için da Roxi kabaresinde bulunan artistler oraya giderdi ve tanırlardı kendisini. Bundan dolayı Roxi kabaresinden evlendiğimiz eve bir müzisyen getirdi. Evin adresi de dün gibi aklımda “Lale Sok. No:7”, hemen hemen 4 oda bir sündürme ve müzisyen sündürmeye (evin giriş bölümü)kuruldu ve oraya dans grubu da geldi. O zamanlar rumba, swing ve tango çok meşurdu. ‘52 senesinde ben de dans ederdim. Neyse, bunun üzerine, caz müzisyeni bizi coşturdu ve bol bol dans ettik. Lefkoşa’daki o büyük evde yedik içtik ve bu düğün de böylece bitti.

Ali Atamer: Çeyiz hazırlıkları nelerdi İlkay hanım?

İ.Ö: Vallahi ailenin durumuna göre ne yapacaksan, kiraya oturacaksan evi varsa ona göre hazırlanılırdı. Durumu iyi olan dülgere ısmarlardı sipariş ederdi iyi olmayan hazırcıdan alırdı. O zaman iki üç tane hazırcı vardı. Bazen aile verirdi parasını çeyizlerin. Cumartesi ev tertiplerken, yorganlar kaplanırdı. Yorganı dikenin başından iki defa nikah geçmemiş olacaktı. Yorganlar en azından 4, ya da 5 olması lazımdı. Gaplandıktan sonra ikişerli gat gat yastıklarla dolabın başına dizilirdi.

Ali Atamer: Evliliğin ilk yılları cicim ayları derler eskiler doğru mu?

C.Ö: Ekonomik sıkıntı yaşamazsan doğrudur. 1952’de evlendiğimizde ben ayakkabı fabrikasında ustaydım diye çok şükür olsun aldığımız maaşla pek fazla sıkıntı çekmedik. Ondan sonra çocuklarımız oldu, 4 kızım var. Benim ekstra işlerim da vardı. Fabrikalara bakardım, ondan da gelirim vardı ve çok şükür olsun kimseye muhtaç olmadan çocuklarımızı okuttuk. Çocuklarım kız lisesini bitirmiştir ve hepsi iş ve ev sahibidir.
İ.Ö-İkimiz de baş başa verdik, geçindik ve birbirimize destek olduk. Ben hem kuaförlük yapardım, hem dikiş dikerdim. 1963’den sonra barış gücü askerlerinin hanımlarına çok dikiş diktim senelerinan. Ben içerden, o dışardan ağır ağır geçindik, çocuklarımıza istediğimiz gibi baktık, çok şükür olsun.

Ali Atamer: Birbirinizi anlatın desek ne söylersiniz?

İ.Ö: Cahit çok merhametli, evini çocuklarını hiçbir yere değişmeyen bir insandır. Huyu suyu çok iyidir, yani hiçbir şeye ille da o olacak bunu yapacan diye bişey yok. İnatçılığı falan yok. Çok neşeli bir insandır.
C.Ö: Benim hanımım o kadar güzeldir ki; gerek çocuklardan tasarlanan, gerek kızlardan veya torunlardan tasarlanan bir şeyi, hemen kendimizi toparlayıp, kırmayarak o işi aramızda hallederdik.
İ.Ö: Bazen Cahit derdi “sen içerden, ben dışardan hanım bu hayatı götüreceyik.”
C.Ö: Evde her ikimizin de sözü geçer doğruya doğru. Bir ömür hanımınan, çocuklarımınan beraber ömrümüz çok güzel geçti. Ve geçmekle devam eder.

Ali Atamer: Son olarak “Bir ömrü paylaşmanın sırrı nedir?” diye sorsak neler söylemek istersiniz?

C.Ö: Birbirlerine çok yavaş gonuşmaları ve söyleyecekleri lafları döküp taşmamaları gerekir. Onun için yapacakları herhangi bir tartışmada bunları düşünmeleri, sinirlenmeden de kendilerinin senelerce bir yastıkta yaşayacaklarının konusunu alarak, hanımını kırmaması lazımdır. Ne de olsa biraz sonra beraber aynı yatağa yatacaklardır.
İ.Ö-Benim deyceğim, gençler birbirlerine saygı, sevgi hürmetleri olması lazım. Sevgiynan hürmetlerini yitirmemeleri lazım.