Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ASLIMIZA GERİ DÖNMEK VE  BU VATANA SAHİP ÇIKMAK…

Uzun yıllar önceydi, Bulgaristan kırsalında kasaba ve köyleri dolaşıyorduk.

Rejim, Türk azınlığa ne kadar iyi davrandığını kanıtlamaya çalışıyordu, çeşitli ülkelerden bir grup gazeteciye.

Dikkatimi çekmişti, iki göz odalı evlerin avlularında tek bir adet dahi çiçek yoktu.

Fazlaca büyük olmayan avlular sebze  fidanlarıyla  doluydu.

Sorduğumda ilginç bir “ekonomi hikayesi” dinleyecektim.

Fakir insanlar avlulara ektikleri sebzelerle hem mutfaklarının ihtiyaçlarını karşılarlar hem de kasabada kurulan pazarda satış yapıp bir miktar nakit para elde ederlerdi.

Ve böylece ayakta kalıyorlardı.

Aslında 1960’lı yıllarda Kıbrıslı Türkler de aynısını yapardı.

Ailemizin yetiştirdiği sebzelerle, tavuk ve yumurtalarla büyüyen bir nesildik biz.

Toprak ana zor zamanlarda ayakta kalması için her türlü nimeti sunuyordu insana.

 

***

 

Yıllardır müdavimi olduğum çiçekçiye ulaşamaz oldum.

Ya telefonlarıma bakmıyor, baktığında da “abi çok yoğunum” mazeretine sığınıyor.

Her gittiğimde de kapının önündeki uzun müşteri kuyruğuna yakalanıyorum.

Sabah veya akşam üstü fark etmiyor, insanlar kararlı ve ısrarlı bir şekilde kuyrukta bekliyorlar.

Ne alıyorlar diye sorduğumda  enteresan bir yanıt aldım.

“Sebze lasanı.”  Yani sebze fidanları.

Meğerse, bu korona günlerinde, bir avuç toprağı olan herkes kendi sebzesini yetiştirmeye başlamış.

Apartmanlarda yaşayanlar balkonlara yerleştirdikleri saksılarda yapıyorlarmış sebze işini.

Bu neye işarettir bilmiyorum.

“Fakirleştik” desem fazlaca iddialı olur.

“Gelecek kötü günler için şimdiden alınan önlem” olabilir belki.

Ve aslında iyi yönü “aslımıza dönüyoruz” yani toprak anaya.

Çarpık Kapitalist ilişkilerin “modernleşme” ve “kentleşme” adı altında  bize dayattığı hayatların doğru olmadığını anlamaya başlıyoruz belki de.

Koronanın  neden olduğu “kapanma” özümüzü fark etmeye yaradı umarım.

Toprağın ve üretimin ne kadar değerli olduğunu gösterdi.

Akılcı bir yönetimle ve aslımıza dönerek aslında bu ülkede mutlu bir şekilde yaşayabileceğimizin öncü ilk deneyimleri oldu.

***

 

İkinci cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile tanışıklığımız benim lise onun üniversite yıllarına dayanır.

O’nun yaşam öyküsünün ve mücadelesinin tanığıyım.

Yok, yok yanlış anlaşılmasın Mehmet Ali Talat’ın siyasi yönünü ele alan bir yazı değildir bu.

Öyle bir yazıyı kaleme alacak kadar deneyim biriktirdim ama belki başka bir defaya.

Talat’ın kamuoyu tarafından az bilinen bir yönü vardır.

Ailece kök Girnelidirler ve dededen, babadan kalma tarım faaliyetlerini hep sürdürmüştür.

Şimdilerde, Girne’de dev apartmanların arasına mahkum olan bahçelerinde her türlü sebze ve meyveyi yetiştirir.

O bahçe direnmeye devam ediyor ama Talat Tepebaşı ile Kormacit arasında satın aldığı arazilere de taşındı.

Orayı da meyve ağaçları ve her türlü sebzeyle donatmaya başladı.

Toprağa geri dönüşün öncülüğünü yapıyor adeta.

Yaşadığımız korona yıkımı günlerinde  birkaç defa sohbet etme imkanı buldum.

Nasıl bir düşmanla karşı karşıya olduğumuzu, Kıbrıs Türkünü nelerin beklediğini ve hayatı yeniden yorumlamanın dertleşmesi oldu bunlar.

Şiddetle karşı çıktığımız ve bir gün yıkılacağına inandığımız vahşi kapitalizm karşında yenilen kuşaklardandık.

Barışın ve yeniden birleşmenin neferleriydik ama vesayet düzenine mahkumuz hala.

Adil ve demokratik bir düzen ve  halka refahın peşinde koştuk fakat bir arpa boyu yol alamadığımızı öfkeyle deneyimledik.

İşte, şimdi de uğruna her türlü cefaya katlandığımız halkımız topyekün bir tehdittin pençesindedir ve ne yapmalıyız?

***

 

Bunlar, herkesin kendi kendine sorması gereken sorulardır.

“Tek başına veya zümresel” kurtuluş tuzağına düşmeden neslimizi nasıl koruyacağımızın derdinde olmalıyız.

Ve aslımıza geri dönmeliyiz, sahip çıkmalıyız.

Adına vatan dediğimiz  toprak anaya…