Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye – Libya Deniz Yetki Alanı Anlaşması’nın önemi ve bu hafta ısınan döviz kurları

Son günlerin tedirgin eden konularından olan kur hareketlerinden başlayalım. 2019 yılında, 2018 yılınki kadar olmasa, ve az da olsa inişli çıkışlı kur hareketleri yaşanmıştır.  Yıl içinde daha ziyade yatay hareketli olmasına rağmen bu hafta yukarı doğru hareket artmıştır. Özellikle haftanın son günü Cuma gününde, Dolar nerede ise 6TL’ye, sterling 8TL’ye, Euro ise 6.6’ların civarına çıkmıştır. Bir günde % 0.5 ile %1 arasında TL de değer kaybı yaşanmıştır. Bist ise 113.684’e yükselmiştir. Borsada bir haftada % 2.5 artış oldu.

Dünya para piyasalarında aslında dolarda artış olmadı, hatta düşüş var. Ancak TL karşısında yükselme oldu.  Sterling / dolar paritesinde az da olsa düşüş varken TL karşısında her iki parada da ve Euro’da  TL’ye karşı kur artışı var. Kurlardaki hareketliliğin, dövize olan talebi artırdığını ve döviz mevduatlarının da bu yıl gittikçe dövize kaydığını ve Türkiye’de döviz mevduat hesaplarında 33 milyar$’a yakın bir artış olduğunu görüyoruz.  KKTC’de zaten döviz mevduatları çok daha fazladır.

Şimdi bu safhada Türkiye’de döviz kurlarının artışı kanaatimce yeni yılın gelmesi dolayısıyla gerek halkın gerekse şirketlerin dış masrafları için dövize talep artışından, en önemlisi yıl sonu pozisyonları için bankaların ve şirketlerin tercihlerinin döviz alımına yönelik olmasından kaynaklanmaktadır. Şirketlerin ve bankaların borç mükellefiyetlerinin ödenmesi için talep artmasından da olabilir. Ayrıca bankaların bu safhada döviz alımlarında düşük kur ve satışlarda yüksek kur uygulamaları da döviz satmak istememelerinden kaynaklanmakta ve bu da kıtlığı veya caydırıcı uygulamaların döviz fiyatlarının artacağı endişesiyle psikolojik nedenlerle elindeki TL’yi dövize çevirme gayretinden de kaynaklanabilir.

Diğer bir etken önceki hafta alınan Merkez Bankası PPK kararıyla düşürülen TL faizleri de olabilir. Enflasyonun düşüş trendinde süratli seyir takip eden ve önemli oranda  faizin düşürülmesi ve bankaların uyguladığı faizin  vergi sonrası getirisi, enflasyon oranı kadar veya altına düşmesiyle TL’nin bir getiri sağlayamaması,  gerek hanehalkını gerekse şirketleri döviz alımına yönlendirmiştir. Erken faiz indirimi yerine,  madem ki enflasyon düzgün bir şekilde düşmektedir, birkaç ay faizleri aynı seviyede tutup da enflasyonun düşme eğiliminin fiilen devam ettiğinin akabinde faiz indirimi yapılsa idi, bu güvenle TL parasını tutacak dolarizasyona gitmeye ihtiyaç kalmayacaktı. Faiz artışı keşke yılbaşından sonraya kalsa idi, biraz erken oldu.

Gerçi faiz düşüşü borçlular ve yatırımlar için çok yararlı ve yatırımları teşvik edici bir önlemdir. Ancak kaynak sağlayacak TL mevduatı sahiplerinin dövize olan talebini azaltmak için, TL getirisine olan talebi de önemli. Yeni yıl vesilesi ile geçici bir artış olduğunu temenni edelim. İngiltere’de ve bir çok ülkelerde para piyasaları tatilde olmasına rağmen döviz hareketinin Türkiye’de artması da yukarıdaki nedenleri ve tahminleri güçlendirmektedir.

Türkiye- Libya Hükümetleri arasında 22 Kasım’da imzalanan Anlaşma,

Türkiye ile Libya arasında 22 Kasım’da imzalanan, Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın yabancı ülkeler özellikle Güney Kıbrıs, Mısır, Yunanistan ve diğer ilgili ülkeler üzerinde yarattığı şok etkisi halâ sürmekte ve gerek aralarında gerekse diğer ülkeler, AB ve BM nezdinde görüşmelerini sürdürmektedirler.

Türkiye bu konuda çok isabetli bir karar vererek Libya ile bu anlaşmayı imzalamak suretiyle bölgenin boş olmadığını göstermiştir. Doğu Akdeniz’de en geniş ve uzun deniz sahili ve sınırı olan Türkiye’nin çeşitli ikazlarına rağmen, adanın bir parçası olan Güney Kıbrıs başta olmak üzere,  bu güne kadar bütün çevre ülkeleri Mısır, Lübnan, Ürdün, İsrail’le işbirliği yaparak sahili olan bütün bu ülkeler doğu Akdenizi parsellemek ve deniz altı enerji kaynaklarından istifade etmek ve kendilerine alan genişletmek heyecanı içinde çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlar ve bulunmaktadırlar.

Bu ülkelerin ve güney Kıbrıs Yönetiminin çeşitli ülke ve şirketlerle de anlaşmalar yaparak son yıllardan beri bütün doğu Akdeniz çevresi gaz aramaları için faaliyet göstermeleri, Türkiye’nin uluslararası deniz hukukuna göre hareket etmesini ve hareket kabiliyetini daraltmakta veya sınırlamakta idi. Türkiye ve KKTC doğu Akdeniz’in en çok hak sahibi ülkelerinden olarak, bu kaynaklardan dışlandırılması gayreti içinde bu ülkeler her türlü işbirliği, anlaşmalar, sondaj çalışmaları ile hem fiiliyatta faaliyetlere girerken hem de propagandalarla bölgeye hakimiyet sağlamaya çalışmışlardır.

Aslında bölgede Yunanistan’ında katılımıyla yapılmakta olan sürekli faaliyetler karşısında Türkiye sabırlı bile davranmıştır.

Sonuçta Türkiye- Libya  Anlaşması ile yaptığı bu beklenmedik atak ile hem bu ülkelerin planları alt üst edilmiş hem de dünyaya dikkat çekmek ve herkesin sınırlarını uluslararası hukuk temelinde müzakere etmek kapısını da açmıştır. TC Dışişleri Bakanlığı‘nın bu konuda yaptığı açıklama, bu anlaşmanın uluslararası hukuk ve deniz hukukuna uygun olduğunu da vurguladı. Dışişleri Bakanı açıklamasını yaparken GKRY hariç Doğu Akdeniz’ deki tüm ülkelerle bu konuda anlaşmalar yapmaya hazır olduklarını da vurguladı. Yunanistan adaları behane ederek uluslararası hukukta esas olan büyük kara parçası Türkiye’yi, küçücük adacıkların  alanları ile mukayese etmek gibi bir yanlışa düşmektedir.

Devletlerin Deniz Kıta sahanlığı ile kara suları, MEB deniz alanları ve uluslararası hukuk çerçevesinde hakları vardır. BM deniz hukuku Sözleşmesinde şartları düzenlenen bu durum kıyı devletlerin hakları serbestliklerini ele almaktadır. Bu alanlarda doğal kaynakların olması halinde bu kaynakların işletilmesi için işbirliği ve ortaklıklar yapılacağı öngörülmektedir. Türkiye bu konuda da anlaşmaya hazır olduklarını zaten açıklamıştır.

Bu hafta 2020 yılına giriyoruz. Yeni yılın hepimize sağlık, mutluluk, Ülkemize, Türkiye’mize, bölgemize ve dünyaya barış ve huzur getirmesini dilerim.