Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“NİHAYET” DEDİRTEN BM’LER RAPORU..

Rum tarafı yıllardır 1974 Barış Harekâtına sığınıyor! “Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgal ettiği” tezi üzerine “mazlum ve mağdur Rum toplumu” imajını seriyor! Bu imajı sürekli allayıp pullayıp BM’ler Sekreteryasının önüne koyuyor! Ne var ki sonunda bıktırıp usandırdı! Nitekim Barış Gücünün görev süresini tartışan BM’ler GK’i Guterres’in raporunu onaylarken, çok özetle şöyle bir çağrıda bulundu:

…”Kıbrıs’ta müzakere yoluyla ulaşılacak bir anlaşma için, adadaki iki tarafın ve Uluslar arası aktörlerin doğrudan iletişim içinde olmasına ve işbirliği yapmasına ihtiyaç duyulmaktadır.. Çözümden önce ve çözümü beklemeden işbirliği yapmanın gerekliliğine inanılmaktadır..  “Dışişleri Bakanlığımız çağrıyı olumlu karşılarken, Cumhurbaşkanı sözcüsü Barış Burcu da ilk defa söz konusu BM’ler çağrısında adadaki iki halkın siyasi eşitliğine vurgu yapılmasını memnuniyetle karşıladı..

TABİ bizim için şu anda “olumludur” dediğimiz  BM’ler raporuna  nazire; yıllardır aleyhimize yayınlananlarını da unutmadık!

Ne var ki “Beşli BM’ler Güvenlik Konseyi” budur! Dünyadaki siyasi gelişmelere ve Rusya-Amerika faktörüne dayalı dengelere göre hareket eder ki bu kez  de tahtaravalli Türkiye-Rusya  ağırlığında F-400’ler olayıyla  havalandı!  Nitekim bundan sonra Türk tarafı (her halde) bu son raporu siyasi  platformlarda kullanacaktır!

TABİ şunu da söyleyim: Bir süredir siyasi sorunla ilgili yorumlarımızda, “artık diyoruz salt Kıbrıs sorunu yoktur. Hatta Kıbrıs’tan daha büyük sorun özelliğinde Doğu Akdeniz’deki Hidrokarbon yataklarının “hakkımız olanıyla paylaşılması” dolayısıyla “işbirliğine gidilmesi” çağrılarımız da vardır.

Bunların içinde en önemlisi “13 Temmuz’da Sn. Akıncı’nın enerjiyle ilgili Türk ve Rum taraflarınca oluşturulacak bir “Komitenin” kurulmasına” ilişkindi.

Sözcü Barış Burcu’ya göre bu “öneri” BM’lerde olumlu karşılanırken, “işbirliği yapılması” istemi de öne çıktı..

Tabi Sn. Akıncı’nın bu “önerisinin” kabul görmesi  bir kez daha bizim tarafın “barışçı ve yapıcı” siyasetinin de göstergesi olmaktadır..

Sonuçta “çok naz aşık usandırır!  Güney Rum Yönetimi  Türk tarafını  siyasi rezilliğiyle etkisizleştirmeye çalışıyor ama boşuna çaba! Sonuçta BM’leri de usandırdılar!  Tabi bizim  tarafın bu “raporu” siyaset arenasında ne kadar etkin kullanacağını bilmiyoruz ama “kullanmalıdır” diyoruz.. Hem de tepe tepe… **********YURDU SEVMEZSEN…Dünkü “Pazar  Sohbetimin” ne konusuna ne de lafzına sığmayan bir “sorunu” biraz da yüksek perdeden feryadımla yazdımdı!

Hani bir yurttaşımızın ölümüne neden olan şu “Nil Virüsü” ve taşıyıcıları olan sivrisinekler sorunu!

Feci olayı “çevremizin bakımsızlığıyla pisliğine” bağladıydım. Hepsi o kadar değil ama: Öteden beridir tekrar tekrar anlatıyorum.“İnsanlar sevmedikleri, benimsemedikleri yerleri kirletirler! Mazur görülecek tarafı olmasa da tutun ki pek çok nedenleri de yanına alarak genelde öylesi bir psikolojik rahatsızlıktır..

Fakat insanların asıl kirlettikleri  “kendilerinin olmayan yerlerdir!” Dolayısıyla diyorum eğer “kirletilen yerler yaşadığı “Yurdunun doğasıysa” sevmiyor, benimsemiyor, aradan 45 yıl geçti ama hâlâ bu “vatan benimdir” diyemiyor… Demektir!

Ancak  bu kadar değil elbet! Okullarda verilemeyen eğitim eksiliğinin de sonucudur “pislik!

(Buna karşın Güney’e sık gidip gelenler hayretle anlatırlar: Kuzey’i pislik deryası haline getirenler, Güney’e geçtiler mi bırakın Kuzey’de şuraya buraya kamyonlar dolusu zibillik boşalttıklarını, doğayı poşetlerle donattıklarını, sulak alanları bataklık haline getirdiklerini falan… Oralarda yere tırnaklık kâğıt parçası bile atmazlarmış” diyorlar!

O zaman sormaz mısınız? Ey “mübarekler” ne istiyorsunuz bu Kuzey’den? Yetmedi mi  45 yıllık horlama, tepme, kirletme!..

Çok kısaca olay şu: Sayılarını bilmediğim bazı insanlar  Kuzey’i sevmiyorlar!

Yine de olaya bir kulp takmak gereğini duymuşluğumda, sayılarını bilmediğim o insanların büyük olasılıkla  Kuzey’e küskün olduklarını düşünüyorum! Bu nedenle  “hınçlarını” yollarda çılgınlar  gibi araba sürerek, doğayı kirleterek, kavga ederek, uyuşturucu kullanarak… Çıkarıyorlar!

TUTUN ki “bazı insanlarımız sevmedikleri topraklarına tükürüyorlar da  ya devlet?  İnanır mısınız 1974 öncesinde bu memlekette  ne bataklık kaldıydı kurutulmamış  ne pislik vardı bugünkü gibilerinden! Dolayısıyla sivrisinekler de üreyemiyorlardı!

Ya şimdi?  Çevre kirliliğimiz dillere destan söylemeye gerek var mı? Sivrisinekler ise yazın sıcağından beter!

Sonuçta Bir yurttaşımızın ölümüne neden olan sivrisinek ısırığı canımızı acıtmıştır ama asıl acı hâlâ Kıbrıs Türk halkının kendini dünyaya gururla, “medarı iftiharımdır” diyeceği  vatanıyla tanıtıp sunamamasıdır!

Bu konuda büyük görev “gençlerimizdir” ama onlar da “büyüklerinden” beter küskündürler vatana!


KISACA TAKILDIĞIM: (ASKERLİK! GENÇLERİMİZİ KAYBEDİYORUZ!)

Bu yıl dış ülkelerdeki üniversitelerden yüzlerce öğrencimiz mezun oldu ve  KKTC’ye dönmeyi  değil, o dış ülkelerde şu veya bu olanakları zorlayıp masterliklerini yapmayı yada bir yerlerde çalışmayı yeğlemektedirler!

Çünkü TC “bedelli askerliğe” geçti, KKTC hâlâ “zorunlu askerlik” konusunda direniyor! Bu konuda bünyemize uygun tedbirler almazsak, bir gün “gençlerimiz” diyeceğimiz” nüfus göremeyeceğiz aramızda!