KARAR VAR ÖDEME YOK: TMK, avukat Murat Hakkı’nın Kıbrıslı Rum müvekkilinin, Kuzey Kıbrıs’ta kalan 60 dönümlük arazisi için 2014 yılında 2 milyon 121 bin sterlin ödenmesi yönünde karar üretti. Aradan bir yıl geçti ancak ödeme yapılmadı. İcra yoluyla ödemenin sağlanması için yapılan girişimler ise Yüksek Mahkeme tarafından durduruldu
AİHM’E GİDİYOR: Kıbrıslı Rum müvekkilinin ödenmesini sağlamak için temmuz ayında kabine üyelerinin araçlarına haciz çıkartan avukat Murat Hakkı, Yüksek Mahkeme tarafından icra yolunun tıkanması nedeniyle tek çarelerinin AİHM olduğunu söyledi. Hakkı, Türkiye’yi ve dolaylı olarak TMK’yı AİHM’de dava etmeye hazırlandıklarını kaydetti
İÇ HUKUK TÜKETİLDİ: Hakkı: Kıbrıslı Rum müvekkilim komisyona gitti, komisyon kararını icra etmek için Kaza Mahkemesi’ne gitti ardından Yüksek Mahkeme’ye gitti ve icra ile ilgili girişimleri reddedildi. Bize göre iç hukuk yolu tükenmiştir. Aralık ayının sonuna kadar ödeme yapılmazsa AİHM’de dava dosyalanacak
CİDDİ SONUÇLAR YARATABİLİR: Dava Rumların kuzeydeki mülkiyet iddialarında AİHM tarafından iç hukuk yolu olarak kabul edilen Taşınmaz Mal Komisyonu’nun varlığının sorgulanması sonucu yaratabilir. Türkiye Rumların yüksek tazminat aldığı AİHM davalarından TMK yoluyla kurtulmuştu
Bertuğ TOPAL
41 yıllık KKTC tarihinde mülkiyet konusunda Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en önemli kazanımı olarak görülen Taşınmaz mal Komisyonu ciddi şekilde tehlike altında.
Taşınmaz Mal Komisyonu Girne asıllı ve halen Baf’ta yaşayan Kıbrıslı Rum bir şahsın 2011 yılında açılan ve 2014 yılında sonuçlanan 60 dönümlük arazisi için yaptığı başvuruyu karara bağlayarak 2 milyon 121 bin 830 Sterlin ödenmesini emretti.
Hal böyle iken 2014 yılında kararı çıkan başvuruda Kıbrıslı Rum’a parasının ödenmemesi nedeniyle avukat Murat Hakkı, Kıbrıslı Rum müvekkilinin talebi ile Bakanlar Kurulu araçlarına haciz işlemi başlattı.
Havadis’in Temmuz ayında gündeme getirdiği ve ülkede ciddi infial yaratan olayın ardından Mukayyitlik ve Kaza Mahkemesi geri adım atarak araçlar üzerinde haciz işlemini kaldırdı.
Tüm bu yaşananların ardından Rum müvekkilinin talebi üzerine temyize giden Hakkı, konuyu Yüksek Mahkeme’ye taşıdı. Yüksek Mahkeme tarafından komisyon kararlarının icra işlemine götürülemeyecek olması cevabını alan Hakkı, bu kez iç hukuk yollarının tükendiğini ifade ederek Taşınmaz Mal Komisyonu’nu ve Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayet ederek dava açmaya hazırlanıyor.
Murat Hakkı, Havadis’e verdiği röportajda Taşınmaz Mal Komisyonu ve KKTC makamlarını defalarca uyarmalarına rağmen hiçbir sonuç alamadıklarını belirterek Aralık ayı sonunda konuyla ilgili AİHM’de dava dosyalayacak.
Hakkı süreci Havadis’e anlattı
Kıbrıslı Rum’un avukatı Murat Hakkı, Taşınmaz Mal Komisyonu ve ardından KKTC yargısı ile yaşadıklarını anlattı: “Kasım 2011’de Girne asıllı ve halen Baf’ta yaşayan Rum müvekkilim Karşıyaka’da Balina Askeri Tesisleri olarak bilinen 60 dönümlük arazisi için Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurdu. Eylül 2014’te komisyon sulh yoluyla davayı karara bağladı ve kendisine 18 Eylül 2014’te 2 milyon 121 bin 830 Sterlin ödenmesine hükmedildi. Ancak 2014’ten itibaren Taşınmaz Mal Komisyonu’nda kaynak sıkıntıları başladı.
Mayıs 2015’e kadar herhangi bir netice çıkmayınca müvekkilim bana geldi. Bu kararın icrası nasıl yapılabilir ile ilgili bir hukuki görüş talep etti. Ben de kendisine Hukuk Usulü Tüzüğü’nde çok kullanılmayan bir maddeye dayanarak komisyon kararını mahkeme kararı gibi mahkemede kaydettirebileceğimizi ve mahkeme kararı statüsüne geldikten sonra bu komisyon kararı icraya gidilebileceği yönündeydi. Biz 2 Haziran’da mahkemede kayıt işlemini gerçekleştirdik ve 2 Haziran’dan sonraki süreçte de Başsavcılık bu kararı bozmak için herhangi bir adım atmadı ve bu karar kesinleşti.”
“Tüm yetkililere bildirdik ama adım atan olmadı”
“Bu karar çıktıktan sonra biz devlet açısından mahcup edici bir durum yaşanmasın, milli menfaatlere zarar gelmesin diye Maliye Bakanını, onun müsteşarını, Başsavcı Yardımcısı Muavinini ve o zamanki İçişleri Bakanı’na bildirdik. Mahkemeden aldığımız kararların suretini verdik ve dedik ki “biz görüşmeye hazırız. İcra aşamasına gitme arzumuz yoktur. Ancak müvekkilimin de bana verdiği talimat vardır.” 3 haftalık bir süreç geçti ve biz nihayet Haziran sonunda hacizlerle ilgili girişimde bulunduk mahkemede başvuruyu dosyaladık. Başbakan hariç bütün Bakanlar Kurulu arabalarına haciz çıkması için bir müzekkere elde ettik. Bu müzekkere çıktıktan sonra Maliye Bakanı Müsteşarı’na haber verdik dedik ki “İcra memurları yakında sizi ziyaret edebilir. Sizi sıkıntıya sokacak gelişmeler yaşanabilir. Sizi sıkıntıya sokmasın önleminizi alın.” Ancak yine bir şey yapılmadı ve Temmuz başında haciz işlemleri gerçekleşmeye başladı.
Mukayyitlik, kararı iptal etti
Hakkı, makam araçlarına yapılan haciz işleminin kamuoyunda büyük bir infial yarattığı kaydederek haciz müzekkeresini mühürleyen mukayyitlikin, Kaza Mahkemesi Başkanlığı’na vekalet eden yargıca bu müzekkerenin iptal edilmesi ile ilgili bir yazı sunduğunu söyledi.
Hakkı, yargıcın kendilerine ve Başsavcılık’a haber vermeden tarafların gıyabında sulhnamenin imzalanmadığı gerekçesiyle haciz müzekkeresini iptal ettiğini belirtti. Hakkı, araçların ise ilgili bakanlıklara 10 Temmuz’da iade edildiğini söyledi.
“Yüksek Mahkeme’ye başvurduk”
Bir hafta içerisinde karar ile ilgili temyize gittiklerini kaydeden Hakkı taleplerini şöyle sıraladı: Birincisi bu mahkemenin re’sen karar verme yetkisi yoktur. İptal kararı vermeden önce tarafları çağırıp söz hakkı vermeliydi. İkincisi de bu bahsedilen sulhname birinci paragrafından da belli olduğu gibi makbuz niteliğindedir. Parayı almadan da makbuz veremeyeceğimize göre bu sulhname imzalanması şartı hukuka aykırılık teşkil eder. Ve biz dedik ki ilaveten bu Komisyon Yasası’nın 14. Maddesine göre komisyon kararlarının icra edilebilir olmasıdır. Sulhname de eğer bir şart olarak koşulacaksa tahsilatın yapılacağı ve bize ödeneceğinde onu da imzalamaya hazır olacağız.”
Mahkeme icra yolunu tıkadı
3 Kasım 2015’te temyiz başvurusunun Yüksek Mahkeme tarafından görüşüldüğünü kaydeden Hakkı, 3 Aralık’ta kararın açıklandığını söyledi.
Hakkı, “mahkemenin birinci noktadan yani bize söz hakkı verilmeden bu kararın çıktığı noktasında bizi haklı buldu. Ancak genel olarak temyiz başvurumuzu reddetti. Yaklaşımı da komisyon kararlarının ancak sulhname imzalandıktan sonra icra edilebilir hale geleceğidir. Ve bu karar kesinleşti” dedi.
“İç hukuk yolu tükendi”
Hakkı, kararın kesinleşmesinin ardından müvekkili ile istişarelerde bulunduğunu ifade ederek, Loizidou ve Arestis davalarını kazanan ünlü Rum avukat Ahilleas Dimitriadis’in de kendisi ile temasa geçtiğini söyledi.
Hakkı, “benim ve Rum meslektaşımın kanaati: Bu başvuran komisyona gitti, komisyon kararını icra etmek için Kaza Mahkemesi’ne gitti ardından Yüksek Mahkeme’ye gitti ve icra ile ilgili girişimleri reddedildi. İç hukuk yolunu tüketmiş adledilmelidir çünkü Yüksek Mahkeme bize dedi ki Komisyon kararı ancak sulhname imzalandıktan sonra icra edilebilir. Ancak içeriğine bakarsak göreceğiz ki bu kararın anlamı aslında para ödendiği gün devlet aleyhine icraya gidilebileceğidir. Para ödendiği gün icraya gitmek için bir sebep yoktur.”
“Kabul beyanına ters”
Hakkı, Yüksek Mahkeme’nin verdiği kararın özetinin “devlet aleyhine komisyon kararlarına binayen herhangi bir icraya gidemezsiniz” olduğunu söyledi.
Hakkı, kararın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Dimopullos davasında Türkiye’yi temsil eden İngiliz avukat Sir Michael Wood’un mahkemeye yaptığı beyanlara da ters olduğunu söyledi.
Hakkı, “Orada komisyonun iç hukuk yolu olarak kabul edilmesi için belirtilen en önemli noktaların biri de bu kararların devlet aleyhine icra edilebileceğiydi. Ancak bu icra olayı fiilen kapatıldı ve malum Yüksek Mahkeme’nin kamulaştırma bedellerinin ödenmesi ile ilgili bir sürü iştiatı var. O iştiatların da devlete ne zaman ödeneceği ile ilgili çok geniş takdir hakkı vermektedir.
“KKTC’de atılacak adım kalmadı”
Kuzey Kıbrıs’ta kendilerine göre yapılabilecek başka herhangi bir adım kalmadığını ifade eden Hakkı, müvekkilinin talimatı ile AİHM’e başvuru için bir dilekçe hazırlayacaklarını söyledi. Dilekçeye esas teşkil edecek AİHM kararının “Prodam vs Moldova” olduğunu kaydeden Hakkı, “bu kararda demektedir ki bize tazminatlar devlet tarafından sadece ekonomik sıkıntıları gerekçe göstererek ödemeleri geciktiremez. Eğer geciktirilirse bu AİHM Sözleşmesi’nin 1. Ek Protokolünün 1. Ek maddesine aykırıdır ki bu da mülkiyet hakkı ile ilgili düzenlemedir. İlaveten adil yargılama ile ilgili sözleşmenin 6. Maddesine de terstir” diye konuştu.
“Taşınmaz Mal Komisyonu ciddi tehlike altında”
Kıbrıslı Rum’un avukatı Murat Hakkı, bu adımın milli siyasete aykırı olma, gerek Türkiye gerek Kuzey Kıbrıs için yıkıcı sonuçlar doğurma ihtimali olduğunu belirtti. Başvurunun AİHM nezdinde görüşülmesinin Taşınmaz Mal Komisyonu’nun etkin ve fiili çareler önermekte yetersiz kalıp kalmadığı sorgulanmaya başlanmasına neden olacağını söyledi.
“Demopoullos kararı tersine çevrilebilir”
Hakkı sözlerine şöyle devam etti: “Demopoullos kararının tersine çevrilmesi veya aleyhimize bir sürü karar çıkması mümkün olabilecektir. Nitekim Rum avukatın da bize bu davanın komisyonun geleceği için birinci sınıf bir pilot dava olma özelliğini taşıyabilir demesi dr bu görüşlerimizi destekler mahiyettedir.”
“Başvuru Türkiye aleyhine dosyalanacak”
Hakkı, başvurunun Türkiye aleyhine dosyalanacağını ancak başvuru ele alınırken tazminatların ödenmemesi ve icra yolunun kapatılmasının komisyonun etkin bir makam olup olmadığı gündeme getireceğini belirtti.
Hakkı, KKTC’deki yetkililere de seslenerek “Eğer bizim resmi makamlardan herhangi bir somut teklif ya da formül önerilmezse bu ayın son günlerinde başvuruyu dosyalayacağız” dedi.
“100’ün üzerinde para bekleyen var”
Murat Hakkı, kendilerini edindiği bilgilere göre 100’ün üzerinde dosyaları karara bağlanmış ancak ödeme yapılmamış Kıbrıslı Rum’un olduğunu söyleyerek maddi olarak da 60 milyon Sterlin’in üzerinde bir paranın Kıbrıslı Rumlara ödenmesi gerektiğini öğrendiklerini söyledi.
“Aynı yolu izleyebilirler”
“Ödenmeyen diğer 100 Kıbrıslı Rum için de bizim izleyeceğimiz yol kuvvetli ihtimal geçerli olacaktır. Çünkü benim müvekkilim bana göre iç hukuk yollarını tüketti. Bu yolu takip etmemiş Rumlar için de benzer bir durum söz konusu olabilir. Teorik olarak benim müvekkilimin takip ettiği yolu takip etmemiş ancak halen ödenmemiş Rumlara da açık bir yol olabilir.”
“Kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz”
Hakkı sözlerini şöyle tamamladı: Kıbrıslı Rumlar 41 yıl mahrum kaldığı ve kendisi için hiçbir anlam ifade etmeyen malları için tazminat alıp bu işi kapatmak istiyor. Özellikle 2011 senesinde yüksek profilli diyebileceğimiz çoğu Rum işadamı, siyasetçi ve şirketler komisyonda başvuru dosyaladı. 6 bin civarında başvuruda toplam 300 bin dönüm mal vardır. Bu da KKTC’deki Rum mallarının 4’te birine tekabül eder. Ancak çoğu Rum haklı olarak komisyonun geleceğine, sağlıklı işlediğine güvenmemektedir.
Komisyon bizim elimizde altın bir fırsattır. Ve tazminatlar seri bir şekilde ödenebilse bu 300 bin dönüm rakamı 1 milyon dönüme kadar çıkacak. Ancak kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz ve son 41 yılda bana göre tek ciddi dış politika kazanımımız olan ve uluslararası mercilerle de onaylanmış tek makamımız olan Taşınmaz Mal Komisyonu’nu el birliği ile işlevsiz hale getiriyoruz ve herkes için yıkıcı sonuçlar doğurabilecek bir sürecin kapılarını açıyoruz.”
































