Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Üzücü bir hafta

Ülkemizin her tarafında başlayan inşaat furyasının kontrolsüz bir şekilde devam etmesinin, vadilerin ve derelerin içine inşaat izinlerinin verilmesi, kalitesiz yol yapımlarının ve istinat duvarlarının durumları ortadadır. Altyapısı yapılmadan bir çok bölgelerde özellikle köylük bölgelerde gösteriş gibi yapılan köy içi yolların asfaltlarının incecik tabakalar halinde tarlalara sigara kâğıdı gibi dağılması yapılan işlerin kalitesini de ortaya dökmüştür.

Gerek şehirlerde gerekse köylerde dereler pislik, kamışlık, inşaat artıkları ile doludur, bütün yaz boyunca temizlenmedi.  Derelerin ve vadilerin içine, ve akar suların, kuyuların olduğu bilinen yerlere toprak, taş doldurularak gösterişte modern evler, dükkânlar hatta siteler, izinler alınarak veya izinsiz yapılmakta ve suyun normal akışı engellenmektedir.  Bunu herkes her yerde görüyor.. Su akarken yolunu bulur diye bilinen bir gerçek varken bunların önüne setlerin çekilmesi bu felaketleri getirmektedir ve bu felaketlere neden olan engeller, tekrar yaşanmaması için bertaraf edilmelidir. Bu güne kadar izin makamları da bu konularda çeşitli nedenlerle titizlik göstermemiştir. İklimler de değişiyor.

Sayın Başbakan’ın dediği gibi bu felaketlere neden olan engeller kamulaştırılarak yıkılmalı,  su yollarının ön ve yanları açılmalıdır.

Aslında mevcut dere yatakları her yıl özellikle de iskân bölgelerinin ve şehir içinden geçen derelerin yataklarının hem derinliğine hem de yanların genişletilmesinde zaruret vardır. Halbuki tam tersine kamışlıklarla ve dökülen çöplerle, temizlenmeyen yüksek otlarla, çalılıklarla dolmakta, ve hem yılan yuvası hem de fare ve sinek yuvası haline gelmekte, böyle bol yağmurlu kış aylarında akamayan sular da köyleri, şehirleri ve evleri basmaktadır. En azından temizlemek de en basit önlemlerden olup Belediyelere de önemli görev düşer, ilgili dairelere de.

Bu olay bana bir başka kötü örnek olayı hatırlattı. 8 yıl önce Lefkoşa’da aşırı yağmurlar dolayısıyla ve Gönyeli barajının taşması ile  Burhan Nalbantoğlu Hastanesi arka kısmına ( Kalp Merkezi yapılmadan önce o alana)  dere yatağının önünün Hastaneye yakın kısmının kapatılarak ilk Hastane arka Park inşaatı yapılması sonucu hem mahallede hem de Hastane’de yaşanan  felaket oldu.. Yapılan inşaatta, araba park alanının altına dere yatağı boyunca bir veya iki geçitli köprü veya geniş kanal yapılacağı yerde, dere önü kapatılarak sadece dere yatağı içine iki küçük büz ve boru konarak üstüne yapılan araba Park inşaatıyla derenin Hastaneye doğru devam eden kısmının, kapatılması olmuştu. İnşaat yapılırken o dönem Sağlık Bakanlığına, Bakan dahil defalarca en üst mercilere bildirerek daha inşaat devam ederken dereden taşınan çalılarla çok dar olan büzlerin önünün daha bitmeden kapanmakta olduğunu, Hastane arkası ve derenin dibinde olan bizim mahalleyi su basacağını, toprağın zaten geçirgen olmadığını, bir de dere yatağının kapatılması sonucu suyun nereye gideceğini? evleri basacağını defalarca ikaz etmeme rağmen Bakanlar Kurulu’ndan da onay alınarak yapıldı ve bilinen o Hastaneyi de aletleri de mahveden o meşum olay yaşandı. Çünkü dere yatağı olan bu alan üzerine inşaat yapılamazdı. Bilahare gerek Burhan Nalbantoğlu Hastanesini gerekse hastane arkasındaki bir çok evleri ve bizim evi de su basmıştı. Hem de en kıymetli manevi değerleri olan alt kattaki geniş kütüphanemizin, ve oturma grubu olarak kullandığımız bölüm ile garajı bir metreden yüksek seviyede kapı ellerinin seviyesinde kütüphanenin alt dolapları ile 3.kat rafa kadar olan seviye kirli ve çamurlu suyun içinde kalmış ve Lefkoşa Belediyesinin vidanjörleri iki gün suyu çekmesine rağmen su yeniden yükselmeye devam ediyordu. Çünkü yer altı su seviyesi de yükseliyor böyle durumlarda, ve zaten bölge toprağının geçirgenliği yok. Normal zamanda bile su seviyesi toprağa bir- bir buçuk metre derinliktedir. Bunu yapan mühendisler ve ihale edenler araştırıp bilmiyorlar mıydı? Bir kamyon eşya atmıştık.  Komşularımın da arabaları ve eşyaları sular içinde kalmıştı. Sigortamız maalesef tazmin etmemiş (cüzi bir miktar) vermişti, çok yerde zarar tazminatları var diye! En çok üzüldüğüm maddi değil, manevi değerleri olan kitaplarımız, ve bir çok albümlerimiz olmuştu ki vidanjörlerle sular çekildikten sonra bize yardım edenlerle dizlerimize kadar çizmelerle fotoğrafları ve çocukların çekmecelerdeki sınav belgelerini, karnelerini ve hatıra eşya ve fotoğraflarını toplarken olmuştu, adeta travma yaşamıştık. Dolayısıyla şimdi bu felaketleri yaşayanları kendimiz yaşadığımız gibi hissediyorum.

Bu olayda Burhan Nalbantoğlu hastanesinin ne kadar zarara uğradığını hastaların ve morgda olanların ne duruma geldiğini ise o dönemdeki Hastane çalışanları bizden daha iyi bilir. Kaliteli bir inşaat yapılmadan etüt yapılmadan ve uygun olmayan bir yere araba park yeri için bu felakete değer miydi?  Bunun gibi yüzlerce sayabiliriz. İşte felaketleri yaratan tabiata aykırı nedenlerden sadece içinde olduğumuz yakınımızda yaşanan bir örnek. Bir yanlış ne felaketlere ve zararlara neden olabilir.

Sonradan bu felaket yaşandıktan sonra yeterli olmasa da kapatılan dere yatağı yan tarafından bir beton kanal yapıldı ki bunun da çeşitli açıdan ıslahı gerekir. Yazın sinek ve pislik yuvası olur.

Geçmiş olsun hepimize. Özellikle son yıllarda kalitesiz ve plansız bir şekilde yapılan yol ve dere yatakları inşaatlarının aşırı derecede yaygınlaşması bu defa bu büyük ve genel felaketi getirdi.  Çok büyük bir ders ve pahalı oldu her yönden. Tolere edilemeyecek duruma geldiği cihetle engeller tespit edilerek kaldırılmalı . Bundan sonra devam edecek olanlara da sert ve cezai yaptırımlar getirilmeli. Her zaman her konuda tekrarladığım Kontrol ve Denetim.

Liberal ekonomiyi anarşi düzeni sananların, diğer alanlarda da aynı görüş açısıyla hareket etmeleri halinde, tüm ülkemiz insanları olarak Yöneticilerimizle birlikte bu gidişata dur demenin zamanıdır. Düzensizliğin yarattığı bu büyük israfa, ki Ülkemiz için büyük bir servet kaybıdır,  hep birlikte engel olmalıyız. Can kayıplarının ise, pahası yoktur.