Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tarih bilinci

Tarih Bilinci adlı kitap, büyük tarihçi Halil İnalcık’ın Amerika’dan Türkiye’ye döndükten sonra yaptığı söyleşi ve konuşmaları içeren bir eserdir. Okura yeni şeyler öğreten ve onu düşündüren birçok bilgiyi içeren bir kitap.

Kitabın değerini düşürmek istemem. Ne de İnalcık’ı küçümsemek niyetindeyim ama kafamı kurcalayan bir soruya kitapta bir yanıt bulamadım.

13 Eylül 2006 günü Polatlı’da yapılan Sakarya Zaferi Kutlaması’nda yaptığı konuşmada İnalcık şunları söylemişti:

“Sakarya’da Türk milleti, Yunan’la değil, gerçekte yedi düvelle (devletler –BA) savaşıyordu. Tüm dünya o zaman Sakarya kıyılarında bütün bir milletin erkeği, kadınıyla, canla başla savaşını heyecanla gözlüyordu.  Yalnız Batı’daki düşmanlarımız değil, Hindistan’dan Orta Asya’ya, Çin’e kadar hürriyet güneşinin doğmasını bekleyen tüm Batı mahkûmu milletler, nefesi kesilmiş o 22 günlük direnişi heyecanla izliyordu. O zaman Yunanların işi başaramayacağını anlayan İngiltere hükümeti, Hintlerden bir ordu teşkili ile sahneye girmek istedi. Sömürgecilere karşı çıkan büyük Hint lideri Gandhi, emperyalist İngiltere ve işbirliğine karşı, Non-Cooperation hareketini başlattı. Müslüman-Hindu tüm Hintlerin gönlü, umudu Sakarya’da idi. Sonunda 3 Eylül günü özgürlük güneşi Sakarya suları üzerinde doğdu. Dünya tarihinde yeni bir dönem başlıyordu. … Bu zaferi Asya’da tüm mahkûm milletler heyecan ve umut ile selamlamıştır.” (ss. 244-245)

Buna benzer görüşleri birkaç yerde dile getirdi. Örneğin, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde 10 Kasım 2009 günü, “Atatürk’ü Anma Toplantısı”nda yaptığı konuşmada da şöyle diyordu:

“Bu vatanın çocukları 22 gün boyunca, evet, yalnız Yunan değil tüm Avrupa’ya karşı Sakarya’da 22 gün 22 gece kahramanca savaştılar. Sakarya, Türk tarihinde ve Kemal’in kariyerinde bir dönüm noktasıdır. … Mustafa Kemal’in emperyalistlere karşı zaferi Batı’yı sarsıyordu. Avrupa’nın sömürge haline getirdiği Hindistan, Çin, bu kahramanın mücadelesini günü gününe izliyordu. Harpten yeni çıkmış İngiliz halkı Yunan’ın yardımına gitmek için asker olmayı kabul etmedi. Yunan yalnız kaldı. İngiliz hükümeti, Büyük Savaş’ta olduğu gibi, Hintlerden, Hint Müslümanlardan bir ordu yapıp Mustafa Kemal’e karşı Yunanların yardımına gelmek istedi, fakat Hint Nehru ve Gandhi o zaman Mustafa Kemal’in Anadolu’daki savaşını heyecanla izliyor, bağımsızlıkları için bir savaş öncesi gibi algılıyorlardı. İngiltere’ye asker vermemek için non-cooperation hareketini başlattılar. Eğer Gandhi ve Nehru bu hareketi başlatmasalardı, İngiltere Yunan’ın yanına gelecekti, o zaman işler çok daha başka olabilirdi.” (ss. 69-70)

Hintlilerin gösterdiği dayanışmayı takdir etmek, onlara karşı bir vefa duygusu beslemek gayet doğaldır. Ama Kurtuluş savaşını destekleyen öteki ülkeleri görmezlikten gelmek doğru mu? Üstadın görüşlerine bakılırsa bir tarihçinin bunu yapmaması gerekir.

16 Şubat 1994 günü Bilkent’te yapılan söyleşide “Tarih çalışmak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?” sorusuna İnalcık şu yanıtı verir:

“Evvela ilim adamı olmak için insanın kendi kendine karşı yalancı olmaması lazımdır. Hakikatsever olması lazımdır. Övülmek ve şöhret için çalışırsanız, bütün disiplinlerde olduğu gibi, bu disiplinde de başarılı olamazsınız.” (S.101)

Mart 2006 tarihli “Kılavuz” dergisindeki söyleşide de şöyle diyor:

“Şimdi, bizde genelde nasıl tenkit yazılır, nasıl tanıtma yazısı yazılır? Ya alaşağı etmek için yerin dibine batırılır. Yahut da dost görülür, işe yaramaz bir kitap göklere çıkarılır. Biz duygusal bir milletiz. Bakın, günümüz siyasetine, tamamen duygusal yapılan tenkitler, hücumlar tamamen hissi. Mesela çok kıymetli bir insan var ama aksi. Eğer size bir iltifatta bulunmuşsa onu göklere çıkarırsınız. Ama hoşunuza gitmeyen bir şey yaptıysa yerin dibine batırırsınız. … Objektif düşünemiyoruz. Düşmana bile objektif bakabilmek gerek. Bu büyük bir erdemdir.” (s. 41)

Çankırı’da yârân (ahi) meclisine katıldıktan sonra Erhan Metin ile yaptığı söyleşide İnalcık şöyle diyor:

“Bu soruyla araştırmacının objektifliğine geliyorsunuz. Çοκ güzel. O zaman beni misal alacaksınız. Mesela milliyetçi olabilirsiniz, birisi de sosyalist olabilir, komünist olabilir. Ama bu siyasi fikirlerini katiyen araştırmalarına karıştırmaması lazım ilim adamının. … Demek ki objektif olmak için şahsi temayüllerinizden (eğilimlerinizden – BA), fikirlerinizden tamamen sıyrılacaksınız.” (s. 82)

Üstadın görüşlerine katılmamak elde değil. Ne var ki uygulamada bu yaklaşımı sergilemediği görülmektedir. Kitapta birkaç defa Hintlerden ve Hintli müslümanlardan, Gandhi ve Nehru’dan söz ediyor ama bir defa bile Sovyetler Birliği’nden veya Vladimir Lenin’den söz etmiyor. Yani Resmi söylemden kopamıyor.

“Kendisi himmete (yardıma – BA)muhtaç bir dede” olan genç Sovyetler Birliği, Ankara hükümetinin anti-emperyalist bir savaş sürdürdüğü gerekçesiyle Ankara’ya silâh ve altın göndermişti. Hem de hibe olarak. Bu yardım olmasaydı Ankara başarılı olabilir miydi?

Üstat Halil İnalcık bu soruyu gündeme getirmiyor. Bir defa bile bundan söz etmiyor. Böyle bir tavır, sözünü ettiği objektiflik ile zor bağdaşır.