Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Efendilikten, aynasızlığa… Nasıl becerdiniz?

Suriçi’nde bir mekandan dönüyorum…

Saat gece 02.00 gibi…

İçki almadım, antibiyotik aldığımdan…

Suriçi’nden çıkışta durduruyor beni polis.

Bekliyorum öndeki aracın işlemi bitsin…

Hava az soğuk…

Cam açık…

Diğer arabaya ceza yazan polis, bana doğru gelmeye başlıyor…

Aynen cümle şu, ama olabildiğince kaba bir ses tonu ile:

“İşgi işding mi be seng?”

Zaten uykusuzum.

Kafamı camdan dışarıya uzattım…

“Hep böyle kaba mısın, yoksa bana mı denk geldi? Nasıl konuşun ama?”

Dedim…

Deli cesaretimi toplayıp, bu soruyu sordum…

Oh rahatladım.

Sordum, çünkü bu soruyu bir polise sormam gerekliydi…

Polis…

Görev yaparken, gerçekten çok kaba, ki bunu genelleme yapmak için söylemiyorum…

Öyle polis arkadaşlar var ki…

Hayatta yaşadığı sıkıntıların stresini, vatandaşın üzerinde atacak…

O kadar…

Eskiden, ailelerin “polise” yaklaşımı şuydu:

“Yahu ortaokulu olsun bitir, hiçbir şey olamazsan, en azından polis olun…”

Eskiden…

Ama öyle güzel polis arkadaşlar vardı ki…

Sanırsın entelektüel…

Giderek daha kötü oluyor…

Giderek “daha kötü” oluyor polis…

Mesleki bir “yıpranma” var ki, bu polisi yönetenlerin görevidir.

Polis, bu sistemin gülen yüzüydü…

Bırakın silah…

Cop bile taşımayan ama, sözü dinlenen.

“Efendi” diye çağrışan.

Bakın bunun altını bir kez daha çizeyim:

“Efendi…”

OI efendilik de az buz kazanılan bir unvan değildi.

Şimdi?

“Aynasız…”

Yaşadığım kabalık…

Her yerde aynı…

Polis mesleğine yazık ediyor.

Toplumdan hızla kopuyor…

Topluma yukarıdan bakıyor…

Hele bir de “garipseniz…”

Sinmişseniz…

“Efendi” sizi eziyor.

Polisle ilgili şikayetler bildiğiniz noktada değil.

“Tahkikat yapmayı bilmeyen polisle, adaletin doğru tecelli etmesini engelliyor…”

En çok içimi yakan cümle de bu son zamanlarda…

“Polis eliyle mağdur” edildiğini düşünen geniş bir kitle var.

“Hiçbir şey olamazsan polis olun” denen dönemlerde, “efendi” polislerimiz vardı…

Bir sorgulamakta fayda var şimdi…

Varın gerisini siz düşünün…


Kamu kaşıkla verip kepçeyle yiyor

 

Reel sektöre 2017 yılında 153 milyon TL destek verildi…

Hibeydi…

Krediydi derken…

Özellikle makine parklarının gelişmesi…

Ürün geliştirme…

Bunlar özel sektör için hayati konular…

Tekrar edeyim…

Özel sektör kendini geliştirsin…

Rekabet etsin diye…

2017 yılında UBP- DP hükümeti, Türkiye katkıları ile 153 milyon TL kaynak aktardı…

Peki…

Tabloya bir de tersleyen bakalım…

Bir taraftan özel sektör gelişsin diye kaynak aktaracaksınız…

Diğer taraftan…

Devletten aldığınız tüm hizmetler katmerli katmerli zamlanacak…

Akaryakıt…

Önemli bir girdi.

Zam babam zam…

Elektrik…

Üretimin canı elektrik…

Nerede duracağı belli değil.

Neredeyse bölgenin en pahalı elektriği…

Su…

Ya suya Ne demeli?

Tankerle alsanız aynı maliyet.

Tankerin maliyeti ton başına 8-10 TL…

Belediyelerin verdiği ise 6-7…

2.30’a alıp, üretici de dahil herkese 6- 7 TL’ye su satılıyor.

Ha…

Cezalar…

Hiç girmiyorum.

Asgari ücret de artacak haliyle…

Şimdi bu işte bir terslik yok mu?

Özel sektörü desteklemek için “kaşıkla” veren bir hükümet var.

Ama kepçeyle alıyor…

Akaryakıt…

Elektrik…

Su…

Daha ucuz olması gerekmez mi?

Bu maliyetlerin bir de işsizlik yarattığını görmemek için kör olmak gerek…

Bu tabloda istediğiniz kadar özel sektörü desteklediğinizi söyleyin…

Zırvadan öteye gitmiyor bu maliyetlerle…