Lefkoşa Surlariçi’de ilki geçtiğimiz yıl Studio 21’in organizasyonu ile gerçekleşen ve özellikle gençler tarafından büyük bir beğeni toplayan festivalin ikincisi önümüzdeki hafta yeniden hayat buluyor.
Geçtiğimiz yıl Bandabuliya sokağında sınırlı bir alanda gerçekleştirilen ve yoğun katılımla izdihama dönüşen festival bu yıl geniş bir alana alınarak ve zenginleştirilerek tekrarlanıyor. Geçtiğimiz yıl Derviş Zeybek’in yöneticilik yaptığı Stüdyo 21’in yaklaşık 50 civarında gönüllüleri ile gerçekleşen festivale bu yıl çok farklı kesimlerden yeni partnerler . Organizasyondan güvenliğe çok geniş bir kesimin katılımcı olması sağlanmış.

6-7 Ekim (Cuma- Cumartesi) İki gün süre ile devam edecek festival, Surlariçi’nde Saray Hotel önünden, Lokmacı Giriş Kapısı’na, Arasta Sokak, Lefkeliler Hanı, Selimiye Camii, Bandabuliya önü, ve Belediye Otopark alanına kadar olan çok geniş bir alanda gerçekleştirilecek. Gerçekleşen hazırlıklar için sürece liderlik yapan Derviş Zeybek hazırlık aşamasını ve çalışma anlayışlarını şöyle izah ediyor:
- “Lefkoşa Surlariçi’nin gelişen marka değerine katkı yapmak için oldukça geniş boyutlu tuttuğumuz bir festival tasarladık. Kooperatif bir yapı ve komün anlayışıyla, ortak fikirlerin olduğu bir kafayla ilerledik. Ortaya çıkan ve çıkabilecek sorunlar için yaratıcı çözümler üretmeye çalıştık.Bu anlayışla esnafla iyi iletişim kurduk ve en başta festival boyunca kuracağımız 10 adet sahne ve bu sahnelerin etrafında kurulacak standlara yer temini için işbirliği sağladık.”

Derviş Zeybek’e kurulacak sahneler ve standlarda ne tür bir performans sergilemeyi düşündüklerini soruyoruz. Zeybek, “standlarda emek ürünü olan yerel değerlerimize yer vereceğiz” diyor. “Sanat eserlerinden, el sanatları ürünlerine hatta vegan olmak şartı ile her türlü tadları içeren yiyecek ürünlerine kadar her şey olacak” diyor.
Festival alanında kurulacak sahneler için ilginç yakıştırmalar yapıyor:
- “Kurulacak sahnelerimize, Güneş ve onun gezegenlerinin isimleri verilecek. Her bir sahne, temsil ettiği gezegenin temel elementinin rengini alacak. O renge göre de her birine bir mandala ve görsel çizilecek. Ana sahnemiz tabi ki Güneş olacak ve o da Lefkeliler Hanı’nda olacak. Festival alanına giriş sağlayan beş altı yol başlangıçlarına ise tıpkı antik şehirlerde oldu gibi özel olarak hazırladığımız taglar yerleştirilecek.”
Derviş Zeybek’e böylesi büyük çaplı bir festivali hangi içgüdülerle planladıklarını soruyoruz.
- “ Stüdyo 21 olarak bizim geliştirdiğimiz projelerde ana amaç toplum faydasıdır. Bu amacı çeşitli vesilelerde gerçekleştirdiğimiz organizasyonlarda yerine getirdik ve bu sonuncusu bu güne kadar gerçekleştirdiğimiz en büyük ve kapsamlısı olacak. Bizim için aslolan, insanların kaliteli şartlarda bir arada zaman geçirmeleridir. Sanatı insanların ayağına getirmek istiyoruz. Sanata ve spora ulaşmak zor olmamalıdır. Bu vesileyle bir sürü insanı birlikte hareket etmeye yönlendirdik aslında ve hazırlık aşaması çok iyi gidiyor.”

Katılımcılara nasıl bir sunum gerçekleştirmeyi planladıklarını soruyoruz.
- “Sahnelerde sürekli müzik olacak. Çok sayıda müzik grubu ve şimdiden sayıları 10’u bulan genç ses sanatçısı arkadaşlarla canlı müzik performansları ve tanınmış 20 civarında DJ arkadaşlarla sürekli müzik yayınları gerçekleştireceğiz. Bu çalışmalara ek olarak sahnelerimizde ve farklı alanlarda, 3 tiyatro topluluğu ile 7 dans grubu özel gösterimler sunacaklar. Ayrıca sunumlarımız arasında heykel ve resim çalışmaları ile grafiti sanatçılarının canlı performansları da olacak.
Bize, katılmaya gelen insanlarımızın sürekli hareket halinde olmalarını istiyoruz. Herhangi bir sanatçıyı veya çalışmayı izleyip ayrılmalarını istemiyoruz. Gelip restoranlarda yemek yemelerini, kahvehanelerde kahve içmelerini öneriyoruz. Kahve içerlerken yanıbaşlarında bir ressamın resim yaptığına veya bir sahne sanatçısının doğaçlama bir gösteri yaptığına tanık olacaklar. Sanatın arka planını görecekler. Güzel ve iyi vakit geçirmek için insanlar iyi enerjileri ile gelsinler. Biz festivalimizde böylesi bir ortam vaat ediyoruz ve bunun için de her türlü ön hazırlıklarımızı tamamlamış durumdayız.”
Festival 6 Ekim Cuma günü öğlen saatlerinde başlamış olacak. Öğleden sonra ise bir kortej yürüyüşü gerçekleşecek. Asmaaltı, Selimiye ve Arasta, Lefkeliler Hanı istikametinde olacak kortejden sonra, öngörülen bütün performanslar sergilenmeye başlanacak. Sürece bölgedeki bütün kafeler, barlar ve restoranlar gibi eğlence mekanlarının da katılımı ile ortam, gece 12- 01’e kadar taşınacak. Yöredeki esnaf, gece geç vakitlere kadar açık olabilecek festival ayni zamanda bir alışveriş şenliği görünümüne dönüşecek.
Derviş Zeybek’e işin organizasyon boyutu ile ilgili sorular soruyoruz. 100 civarında kimsenin karşılık beklemeksizin çok aktif olarak yer alacağı bir festival nasıl organize edilir? Kurumsal bir desteğe gereksinim olmaz mı?
Zeybek bu soruya “olmaz olur mu?” diye cevap veriyor. “En başta Stüdyo 21’in inanılmaz enerji dolu genç aktivistleri var. Belediyenin sosyal işler bölümünün çok ciddi katkıları var. Mesela Atakom diye çok tatlı bir aile var ki bize büyük katkıları var. Diyebilirim ki bu aile olmasaydı belki de bu festivali bu çapta gerçekleştirebilmemiz mümkün olmayabilirdi. Çevre halkının, mahallemizdeki küçük bir çocuğun bile ciddi katkıları var. Mesela Mağusa’da MAKİ adı altında bir festival düzenleyen organizasyondan 20 civarında genç hazırlık sürecimize dahil olup festival boyunca bize katkı koyacaklar. Lefkoşa Gençlik Merkezi, hayvan hakları savunucusu örgütleri gibi birçok unsur işin içine girmiş durumdalar. Çok fazla partnerimiz var ve hepsini bir çırpıda sayamadığım için mahcup oluyorum.
Sürece dahil etmekte en çok zorlandığımız kurum ise maalesef medya kurumudur. Biz işin bu yönünü beceremiyoruz ve gerçekten oradan da bir katkıya ihtiyaç duyuyoruz.

Festival planlayıcılarının neden Surlariçi ısrarı yaptıklarını merak ediyoruz. Bu festivalin planlayıcısı ve ana unsuru olarak siz Stüdyo 21, çocuklar ve gençlerle sosyal ve kültürel faaliyetler yürüten, merkezine Surlariçi’ni ve insanlarını alan bir oluşum. Neden Surlariçi? Buradaki gelişimin dinamiğini ne yönde görüyorsunuz?
“Lefkoşa Surlariçi elde edilebilecek en değerli markalardan birisidir ama toplum olarak biz uzun süre bunun farkına varamadık. Şimdi bir silkelenme dönemi yaşıyoruz ve bu süreç çok doğal, organik gelişiyor. Eskiden Surlariçi’nde yaşayan arkadaşlarımıza “deli” gözü ile bakardık oysa şimdilerde imrenmeye başladık. Herkes bir değişim süreci yaşandığını kabul ediyor artık. Çok sayıda genç kardeşlerimiz buralara gelip girişimde bulunup yatırım yapıyorlar. Şimdi artık planlama yapma kısa, orta vadede nerede olmamız gerektiğini öngörme ve ona göre davranma zamanıdır. Değişim hayatın ana unsurudur ve değişimi öngörebilen ona hazırlıklı olan ayakta kalabilecek. Eğer sorunuz ortada bir planlama faaliyeti var mı? İse size hayır cevabını verebilirim. Surlariçi’nde değişim ve gelişim biraz doğaçlama yöntemle yaşanıyor.”
Festivalin ismi neden YUKA? Anlaşılması ve akılda tutulması zor. Üstelik yanına anlaşılması veya anlamlandırılması zor başka bir kelime daha yerleştirilmiş. YUKA BLEND FESTİVAL. Neden bu isim seçilmiş?
Derviş Zeybek Yuka isminin hemen hepimizin evlerimizde bir köşede duran kaktüs veya tropik kökenli bir çiçeğin isminden geldiğini söylüyor. Suya fazla gereksinimi olmayan dayanıklı bir bitki. Bandabuliya yolu üzerinde Stüdyo 21’i oluştururlarken sokağa büyük saksılar içinde beş altı adet bu çiçekten yerleştirmişler. Sonra bir gün ajanslardan gelen bir haber dikkatlerini çekmiş. Kuzey Kutbu’nda çözülmüş buzlar arasında fil-mamut türü bir hayvanın binlerce yıl öncesinden kalma hiç bozuşmamış örneğini bulmuşlar. Biliminsanları ona Yuka ismini vermişler. Bu isimlendirme onları çok etkilemiş. Ve festivale Yuka ismini vermeye karar vermişler yanına “Blend” karışım sözcüğünü ekleyerek. Festivali “geçmişten günümüze bir karışım” olarak gördüklerini söylüyorlar.
Festival, 6-7 Ekim (Cuma-Cumartesi) günlerinde gerçekleşiyor. Oldukça yoğun, dinamik ve şaşırtıcı bir festival olması bekleniyor. O günlerde belediyeye ait opoparklar ücretsiz olarak hizmet verecekler ancak yine de katılımcıların, alana uzakta bir yerde park yapmalarını ve Surlariçi’nin tadını yürüyerek çıkarmalarını tavsiye ediyoruz.
































