Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Poli

“Hiçbir şey” anlatırken çok şey anlatmak

Ahmet Okan

Yıl 1917. Birinci dünya savaşı sürerken o bir otel odasında öykülerini yazmakla meşguldü.

1878 yılında doğan İsviçreli yazar Robert Walser, şiir, roman, öykü ve düzyazılar yazdı.

Dünya edebiyatının onu geç fark ettiği söylenir.

Kimi kaynaklara göre 20. Yüzyılın “en gizemli edebiyatçılarındandır.”

Özellikle Kafka’dan etkilendiği söylenen yazar, son dönemlerde acılı bir hayatın kucağına düşer.

Psikolojik rahatsızlıkları ilerleyince yıllarca akıl hastanesinde yatmak durumunda kalır.

1956 yılında ise dünyadan göçüp gider.

Tanner Kardeşler (Geschwister Tanner, 1907), Yardımcı (Der Gehülfe, 1908), Jakob von Gunten (1909) adında romanları olan yazarın öyküleri Gezinti (Der Spaziedgang, 1917) adlı kitabında toplanır.

Geçtiğimiz günlerde Havadis gazetesindeki köşemizde yazarın “Hiçbir şeyin farkına varmayan adam” başlığı altındaki kısa öyküsüne yer vermiştik.

Yazarın güçlü mantığı, yalın anlatımı, akıl almaz ölçüde gözlemleri bizi “Hiçbir şey” adlı öyküsünü de yayınlamaya heveslendirdi.

Poli’nin bu sayısındaki köşemizi hiçbir şey anlatmazmış gibi çok şeyler anlatan yazarın öyküsüne bırakıyoruz.

 

Robert Walser
Robert Walser

Hiçbir şey:

Kadın, sadece biraz acayipti. Kendisine ve kocasına akşam yemeği için güzel bir şeyler almak üzere şehre indi.

Daha önce de alış veriş yapan ve burada sadece birazcık dalgın olan pek çok kadın görülmüştür şüphesiz.

Yani bu hikaye kesinlikle yeni değil; buna rağmen devam edeceğim; kendisine ve kocasına akşam yemeği için güzel bir şeyler almak isteyen ve bu amaçla şehre inen kadının kafasını tam anlamıyla bu meseleye veremediğini anlatacağım.

Kadın, kendisi ve kocası için ne gibi özel ve leziz şeyler alabileceğini tekrar tekrar düşünüyor ama, söylediğim gibi kendisini meseleye tam anlamıyla veremediği ve birazcık dalgın olduğu için, bir karara varamıyor ve aslında ne istediğini tam anlamıyla da bilmez gibi görünüyordu. “Çabuk hazırlanacak bir şeyler olmalı çünkü vakit çok geç oldu, zaman dar” diye düşünüyordu.

Tanrım!

Sadece birazcık acayipti işte ve kafasını meseleye verememişti.

Açıklık ve nesnellik gayet güzeldir tabii. Ama işte buradaki kadın pek de açık değildi; daha ziyade biraz dalgın ve acayipti.

Tekrar tekrar değerlendiriyor ancak, söylediğim gibi, bir karara varamıyordu.

Karar verme meselesi gayet güzel bir şeydir.

Ama buradaki kadın bu beceriye sahip değildi.

Kendisine ve kocasına, yemek için gayet güzel ve leziz bir şeyler almak istiyordu.

Bu boş amaçla şehre inmişti zaten; ama bunu bir türlü beceremiyor, bir türlü başaramıyordu.

Tekrar tekrar inceliyordu.

İyi niyetten yolsun değildi, iyi amaçlardan yana kesinlikle bir eksiği yoktu, yalnız birazcık acayipti işte, kafasını toparlayamıyor, bu nedenle de işin üstesinden gelemiyordu.

Kafaların toparlanmaması iyi bir şey değildir; uzun lafın kısası, sonunda kadına bir bıkkınlık geldi ve o da hiçbir şey almadan eve döndü.

Sevimli, nazik, küçük karısının eve geldiğini gören adam “Akşam yemeği için güzel ve iyi, özel ve leziz, makul ve mantıklı bir şeyler aldın mı?” diye sordu.

Kadın karşılık verdi: “Hiçbir şey almış değilim.”

“Nasıl yani? “ diye sordu adam.

“Tekrar tekrar inceledim” dedi kadın, ama bir karara varamadım, çünkü seçim yapmak bana çok zor geldi.

Ayrıca vakit geç olmuştu ve zaman da dardı. İyi niyetlerden ve en halis amaçlardan bir eksiğim yoktu ama kafamı tam anlamıyla toparlayamıyordum.

İnan bana, sevgili kocacığım, insanın kafasını toparlayamaması bayağı kötü bir şey.

Anlaşılıyor ki ben birazcık acayibim işte ve bu nedenle de bu işi beceremedim.

Şehre indim, kendime ve sana iyi ve güzel şeyler almak istiyordum, iyi niyetten yana bir eksiğim yoktu, tekrar tekrar inceledim; ama seçim yapmak zordu ve kafamı toparlayamadım ve bu nedenle başaramadım ve bu nedenle de hiçbir şey almış değilim.

Bugün de bir seferlik bir şeyle yetiniriz, öyle değil mi?

Hiçbir şey çabucak hazırlanır ve kesinlikle hazımsızlık yaratmaz.

Bu yüzden kızacak mısın yani bana? Duysam inanmam.

Böylece bu defalık ve bir değişiklik olarak bir defalık da akşam hiçbir şey yediler ve iyi, uysal koca da kesinlikle kızmadı, kızmayacak kadar kibar, terbiyeli edepliydi.

Suratını asmaya asla cüret edemezdi, böyle davranamayacak kadar iyi yetiştirilmişti.

Böylelikle hiçbir şey yediler ve ikisi de çok memnun kaldı; çünkü hiçbir şeyi bu sefer çok lezzetli buldular.

Terbiyeli koca, karısının bir kerecik de hiçbir şeyle yetinme fikrini çok cazip buldu ve kadının aklına gelen bu enfes fikirden etkilendiğini iddia ederek sevinmiş göründü, tabii bu arada besleyici, düzgün bir akşam yemeğinin, sözgelimi esaslı, sıhhatli bir elma püresinin ne kadar hoşuna gideceğine hiç değinmedi.

Başka bir sürü şeyi de hiçbir şeyden daha lezzetli bulurdu herhalde.

Robert Walser