Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YAZARLIK ÜSTÜNE

Bugün köşemizi bir müddet önce bu dünyadan ayrılan Çetin Altan’a bırakıyor ve onu bir kez daha anıyoruz.
..
Yıllar önce ünlü Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov İstanbul’a geldiği zaman kendisine sormuştum:
– Sizin Kırgızistan’da kaç yazar var? diye…
– Elli tane vardır, demişti…
– Haydi haydi, demiştim, tüm Sovyetler’den bile çıkaramazsın sen elli tane yazarı…
Cengiz, o aydınlık gülücüğüyle gülerek,
– Yirmi tane vardır ama, demişti.
– Yirmi tane de olmaz.
– On tane vardır.
– On tane de olmaz.
Cengiz,
– Ama beş tane vardır, daha aşağıya inmem, demişti.
*
Yüzyıllara dayanabilecek güçte gerçek yazar sayısı, tüm dünyada bile üç düzineyi ya bulur, ya bulmaz. Yani diyeceğim, insanlığın beyin bahçesinde en zor yetişen ürünlerden biridir yazarlık.
Bir toplum yüz yıllık bir dönemde, yedi sekiz yazar yetiştirebilmişse, o toplum; derinlikleri olan, geleceğe açık bir toplum demektir.
*
Osmanlı İmparatorluğu, Tanzimat’a kadar geçen beş yüz yıl içinde birçok ozan yetiştirdi, ama Evliya Çelebi’yi bir kıyıya koyarsak, hiç yazar yetiştiremedi.
Bunda matbaanın, icadından iki yüz yılı aşkın bir süre sonra imparatorluğa gelmesiyle, okuryazar sayısının çok düşük bulunmasının da etkisi olmuştur herhalde.
*
Düzyazı ve yazarlık, Tanzimat ile birlikte başladı bizde. İlk romanın 1895’lerde yazıldığını anımsarsak, yazarlığın ne kadar kısa bir geçmişe dayandığı çıkar ortaya. İlk yazarlarımız, o dönemin Batı’ya açılma özeni içinde, yöneticilerin el üstünde tuttuğu kişilerdi.
İkinci Meşrutiyet’te Demokrasi denemesiyle birlikte yazarlar da siyasal kutuplaşmanın çalkantısını yaşadılar. Hangi parti iktidara geldiyse, karşı yönü tutan yazarları sürdü, hatta öldürdü.
Ama yine de yazarlar protokolün içindeydiler. İttihatçılar, Hüseyin Cahit’i baş tacı ederken İtilafçılar da Refik Halid’i Posta-Telgraf Nezareti’ne getiriyorlardı.
*
Atatürk ise, kendisinden yana olan yazarları Cumhuriyet’in prensleri olarak yaşattı.
İnönü dönemiyle tekrar demokrasiye dönüş, yazarların protokoldeki saltanatlarının da sonu oldu.
Yazarlık, üst yönetim sofralarından kopup halka yöneldikçe, yazarlar da cezaevlerini doldurmaya başladılar.
*
Sporda arayıp durduğumuz evrensel başarılara karşı gösterilen ilginin onda biri edebiyatımıza karşı gösterilmedi bu ülkede.
Oysa edebiyatta, sporda olduğumuzdan daha ilerdeyiz.
Ama yöneticiler, kalem sahiplerine baktıkları kadar kuşkuyla bakmamaktadırlar sporculara. O nedenle de sporu edebiyattan daha bir ön plana itmekte sakınca görmemektedirler.
*
Yazarları çok sıkıntı, çok acı yaşamış bir toplumuz.
Öldürmekten hapislere atılmaya, ilgisizlikle kuşatılmaktan mahkeme mahkeme dolaştırılmaya kadar her belayı ve ilgisizliği göğüsleyecek, manda gücünde yazarlar yetiştirmemiz bundan olmuştur.
Açlığa, zindana, ahmaklık, alçaklık ve dolandırıcılığa dayanıklı mucize kalemler armağan etmişiz insanlık senfonisine…
Zamanla bizde de yazarlık gerçek yerini alacaktır. Ve o zaman, gelecekteki yazarlar, geçmişte kalmış ağabeylerine şaşkınlıkla bakacaklardır. Öyle bir kara bataklıkta, nasıl olmuş da yazarlık yapabilmişler diye… (03-10-2014)